"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

O, evrenin efendisi olduğuna inanıyor

Evet, yine Yoga Akademi.

Bir süredir Akif Manaf ve Yoga Akademi üzerine yazıyor, çiziyor, konuşuyoruz.
Bu konuda en çok üzüldüğüm şey, yoga gibi gerçekten herkese faydası olabilecek mucizevi bir şeyin bu işe alet edilmiş olması.
Yazık.
Ama bende ters etki yarattı, pilates’çiydim
artık yoga da öğrenmek istiyorum; çünkü bu haberi hazırlarken sağlık sorunu olan her yaştan insanla konuştum. Bu iş, başka amaçlara alet edilmeden doğru düzgün yapıldığında on numara.
Perşembe günü, bu konunun ortaya çıkmasına yol açan kilit ismin anlattıklarını okudunuz.
Bugün sıra kadınların görüşünde...
Onları temsilen Özge’yle yaptığım röportajı yayımlıyorum. Özge de savcılığa suç duyurusunda bulunanlardan biri...
Anlattıkları, Yoga Akademi’de neler olup bittiğini daha içeriden anlamamıza yardımcı oluyor.
Yarın da Akif Manaf’ı okuyacaksınız...

O, evrenin efendisi olduğuna inanıyor

Siz ne yaşadınız? Yaşadıklarınızı nasıl anlatırsınız?
-Spiritüel bir arayış içindeydim. Bugüne kadar da pek çok eğitim aldım. Ama çoğu ya Hinduizm ya Budizm yönlendirmesiydi. Bu sefer yogayı, sadece yoga olarak yapmak istedim...
Ve Yoga Akademi’ye girdiniz...
-Evet. Akif Manaf’ın profesör unvanı, eşofmanlı hali, içinde bilimsel bilgiler olan kitapları güven verdi. Ayrıca ezoterik ve mistik öğretilerde yer alan genel doğrulardan söz ediyordu. Belli bir entelektüel seviyesi vardı. Doktora gittiğinizde de duvardaki diplomayı sorgulamazsınız. Profesör yazıyorsa güvenirsiniz, ameliyat bile olursunuz. Benimki de o hesap.
Bir tarikata ya da kült bir oluşuma giriyormuş duygusuna kapılmadınız yani...
-Hayır asla! Kimsenin, “Ben bir tarikata giriyorum!” diyerek girdiğini de sanmıyorum. Zamanla, yavaş yavaş, doz doz, farkına varmadan, bir bakmışsınız, siz de aslında bir tarikatın içindesiniz. Söz konusu kişi bilgili biri, aksi takdirde bu kadar insanı bir araya toplayamazdı. Saf olduğumuz doğru ama tabii ki salaklar ordusu değiliz. Temel doğruları, iyi amaçlar için kullanmak mümkün, kendi menfaatleriniz için art niyetli olarak kullanmak da. Akif Manaf ikinci şıkkı tercih etti.
Ve siz bunu fark edemediniz...
-Edemezsiniz ki... Bir insanın beyninin içindekileri bilemezsiniz ki. O bir üstat ve siz ona inanıyorsunuz, teslim oluyorsunuz. Bizim Türk öğretilerimizde de bir guru, bir mürşit, bir usta vardır. Sufizmde de vardır, tasavvufta da. Yunus Emre de, hocası istediği için 40 sene odun taşımıştır. Bütün mistik öğretilerde ustaya teslimiyet vardır, onu eleştirmek de spiritüel intihar demektir.
Bu, size yadırgatıcı gelmiyor mu?
-Hayır. Bir anlamda doğru da. Çünkü siz tekâmül etme amacıyla içsel yolculuğa giriyorsanız, o içsel yolculukta size rehberlik edecek ustanızı, hocanızı sürekli sorgulayıp eleştiriyorsanız, akışta olamazsınız, meditasyon yapamazsınız. Meditasyon, denizde sırtüstü yatmak gibidir. Kendinizi suya teslim etmek gibidir. O kişiye güven duymanız gerekir. Sürekli sorgularsanız eğitim alamazsınız, ilerleyemezsiniz. O yüzden de ben, gittiğim yerlerde aradığımı bulamadığım için bu insana teslim oldum. Onu aşmış biri olarak kabul ettim. Aşmış insanların, normal sokakta gördüğünüz insanlar gibi olmasını bekleyemezsiniz. Yine tüm öğretilerde, maddi yaşamın, aslında rüya ya da illüzyon olduğu söylenir. Dolayısıyla da toplumsal değer yargılarımız, zihinsel kalıplarımız, bütün bunların hepsi görecelidir. Zamana, mekâna göre değişir. Üstat olan kişi de, zaten tüm bunların ötesine geçmiş ve rüyadan aslında uyanmış biridir. Haliyle ben Akif Manaf’ın bazı yorumlarını, bazı davranışlarını normal karşılıyordum. Çünkü o üstattı... Hani herkes, “Siz geri zekâlı mısınız? Niye inandınız! Hiç mi hissetmediniz, hiç mi uyanmadınız!” diyor ya, ondan anlatıyorum bunları. Bazen ters cevaplar verirdi. Yaptığımız yorum şu olurdu: “Üstat aslında bize kızmıyor. Bizi egomuzla, kirli zihnimizle yüzleştiriyor, bize ayna oluyor!”

Bize “Akışa bırakın” diyor, kendisi bireysel emeklilik yaptırmış

Akif Manaf sizce ne? Bir tarikat lideri mi?
-Evet. Şimdi anlıyorum ki, o tarikat lideri olmak üzere yetiştirilmiş biri. Ama aynı zamanda psikolojik yönden çok hasta bir insan. Narsist bir psikopat. O, evrenin efendisi olduğuna inanıyor.
Toplam kaç sene onunla birlikte çalıştınız?
-Dört.
Dört sene nasıl ayılamadınız da, bu son bir ayda ayıldınız?
-Bakın, öyle bir kişilik yapısından söz ediyoruz ki, kendi söylediği yalanlara önce o inanıyor. Bilgisiyle sizi de inandırıyor. Kafanız, “Dur, bir kontrol edeyim. Acaba gerçekten profesör mü?” diye çalışmıyor. Bir de her öğrenci aslında puzzle’ın bir parçasını görebiliyor...
Nasıl yani?
-Hoca, her zaman bir sis perdesi arkasında. İnsanlarla yakın temasta değil. Kendini özellikle uzak tutuyor. Mesela festivallerde, sadece ders sırasında gelir. Michael Jackson dumanların arkasından çıkıp gelir ya, öyle işte. Sizi kendine pek yaklaştırmıyor. Yemeğini bizim yanımızda yemiyor. Özel yaşamı tamamen sır. Kitaplarını okuyorsunuz sadece. Bir insanın bu kadar sahtekâr olabileceğine de ihtimal vermiyorsunuz. Ayrılan 250-300 eğitmenle konuştuğunuzda hepsi size, zaman içinde belli şeylerden rahatsız olduğunu anlatacak. Herkesin kafasında bazı soru işaretleri oluşmuş ama kimse onun bu kadar kötü olabileceğine ihtimal vermediği için üzerine fazla gitmemiş. Ama ne zaman ki Akif Manaf’ın çok yakınında olan Meltem yanından ayrıldı, bu hepimiz için çok ciddi bir kırılma noktası oldu. Çünkü neredeyse günde 20 saatini bu adamın yanında geçiren ve Yoga Akademi için çok özverili çalışmış biri gitti. Giderken de bizimle birtakım bilgiler paylaştı. Kitaplarının tamamen İngilizce kaynaklardan çeviri olduğunu mesela. Kitaplarındaki duruşları aslında kendisinin yapamadığı, bize gösterdiği fotoğrafların hepsinin fotoshop’la o hale getirildiği... “Çok özel güçlere ve enerjiye sahibim, insanlara şifa dağıtırım ve hasta olmam” diyen üstadın 2010’da fıtık ameliyatı olduğunu... Bizlere, “Kendinizi akışa bırakın, kuşlar gibi olun, kendinizi evrene teslim edin” diyen adamın “Yarın bana ne olacak diye Anadolu Hayat’ta bireysel emeklilik yaptırmış” olması...
Komikmiş bu...
-Evet ama bizim büyük resmi görmemizi sağladı. Onun dışında da bir sürü şey var. Söyleşilerde sanki o anda rastgele gelen bir soruya verdiği cevabı aslında bir ay boyunca çalıştığını öğrendik. O sorunun kimin tarafından sorulacağının bile belli olduğunu... Meğer böyle tezgâhlar varmış. Ucuz sihirbazların ucuz göz boyama numaraları vardır ya, öyle. Biz de yemişiz!

O, evrenin efendisi olduğuna inanıyor

Cinsel saldırı ve tacizle suçlanan, Yoga Akademi kurucusu Akif Manaf

‘Cinsel kimliği yok’ dendi

Sizin hiç mi suçunuz yok?
-Samimiyetle söylüyorum, ilk andan itibaren o kadar saf ve o kadar iyi niyetle yogaya âşık oldum ve yoga adına bir şeyler yapmak istedim ki, bu olayın hiçbir noktasında kendimi suçlu görmüyorum. Yoga Akademi’de çalışan arkadaşlarımı da suçlu görmüyorum. Ben bizleri kandırılmış insanlar olarak görüyorum.
Milyonlarca doları olduğu doğru mu?
-Mülklerinin 4-5 milyon dolar olduğu söyleniyor. Çok çok iyi para kazandığını biliyoruz. Çünkü bizler, Akif Manaf’a öğrenci yönlendiren acenteler gibi çalışıyorduk. Onun festivallerine, eğitimlerine öğrenci gönderen bürolar gibiydik. Dolayısıyla gelen para aynen ona akardı. Gelen parayı da elden alırdı.
Ortalıkta pornografik hikâyeler anlatılıyor. Ama müthiş de bir hayranlık var... Kadınların belli bir bölümü kendileri istediği için onunla birlikte olmuyor muydu?
-Buradaki mesele, istemek ya da istememek değil. Sahte bir üstat kimliği yaratılıyor. Bize de deniyor ki, “Bu adam bir enerji topu. Cinsel kimliği yok. Onun sizinle paylaştığı şey de, hiçbir şekilde cinsellik değil. Tamamen bir fedakârlık ve enerji aktarımı...”
El veriyor gibi enerji veriyor yani...
-Aynen.
Buna kim inanır, adam sevişiyor basbayağı. Neden bu başka türlü algılansın ki?
-Tabii ki bu oluşum içinde değilseniz, inanmazsınız. Ama içindeyseniz durum farklı. Zaten bunu herkese yapmıyordu. Belli deneyimler yaşamış insanlara yaklaşıyordu. Olay tabii ki tamamen bir kandırmaca ve o iyi niyetli insanların suiistimal edilmesi. Bir jinekoloğa gidersiniz, kendinizi ona teslim edersiniz ya, onun gibi bir şey...
Evet ama jinekolog sizinle sevişmeye başlamıyor...
-Bunlar olmuş. Burada ciddi bir kandırmaca söz konusu. Her gün onun CD’leriyle çalışma mecburiyetiniz var. Uykuya geçerken de o Nidra CD’leriyle uyuyorsunuz. Hep onun sesini duyuyorsunuz. Bunu düzenli yaptığınızda, çok kolaylıkla o kişinin söylediklerini doğru kabul edip, etki alanına girebiliyorsunuz...
Sizce ne kadar tehlikeli?
-Hem çok zavallı hem de çok tehlikeli. Şu anda zavallı; çünkü bütün gücünü kaybetti. Ama eğer eline fırsat geçerse ve o güce tekrar sahip olursa, yapamayacağı hiçbir kötülük yok. Kendini evrenin efendisi olarak görüyor, şaka değil öyle, kendini Hz. İsa, Hz. Muhammed ve Brahma’yla özdeşleştiriyor. Pek çok sohbetinde, ses kayıtlarında var bu...
Peki gerçekten bu kadar çok cinsel taciz olayı var mı?
-Tabii ki sayıyı bilmeniz mümkün değil ama yavaş yavaş şikâyette bulunan kadın sayısı artıyor. Fakat şöyle de bir şey var: Yoga Akademi’ye devam etmiş herkes şu an bir şekilde zan altında. Aileleriyle, eşleriyle sorun yaşıyorlar. Sokağa çıkmaya utananlar var. Oysa, onlar kötü bir şey yapmadı. Utanması gereken tek kişi Akif Manaf.

Biz dışarıdan bakınca aptal gibi görünüyoruz ama öyle değiliz. Zeki insanlarız. Peki niye mi böyle bir oluşumun içindeydik? Çünkü rahat bir yaşam standardı peşinde değildik. Ye-iç-yat-evlen-çocuğun olsun-işe gir-şunu yap-bunu yap, bu kısır döngüsünün manasızlığını gördük. Tüketici olmayan, alışverişle tatminin dışında bir şeyler arayan insanlardık. Yaşamda başka bir anlam olması gerektiğini düşünüyorduk. Yoga Akademi’de bir amaç edinmiştik. İnsanlığa hizmet etmek, insanların gerçek benliğine kavuşmasına yardımcı olmak ve koşulsuz sevgiyi yaymak. Bu uğurda hepimiz deli gibi çalıştık. Bedavaya çalıştık. Günde
20 saat çalıştık ve “Biz ne yapıyoruz” diye sorgulamadık...

Amerika’daki eğitmenlerden biri hocaya, “Ben bedenimden ayrıldım, astral seyahate çıktım, uçtum, kaçtım. Bir kürenin içine girdim, havalandım. Orada siz bana enerji getirdiniz. Bunlar gerçek miydi? Hocam bunu siz mi yaptınız?” diye bir mail gönderiyor. Hoca da üzerine atlıyor, “Evet, bendim” diye. Amerika’daki eğitmenden cevap geliyor: “Ben bunların hepsini sallamıştım. Siz üstat filan değil, palavracının tekisiniz!” diyor. Bu çocuk hemen eğitmenlikten atıldı. Bize de dendi ki: “Sakın ha bu adamla görüşmeyin, Facebook’tan, Twitter’dan silin!” Bu eğitmen Amerika’daydı, Türkiye’de hoca aleyhinde konuşanlar hemen hedef haline getiriyor. Başarısız olmaları için her şey yapılıyor. Hatta yalancı şahitliklerle, bu kişi iş yapamaz hale getiriliyor. Maliye’ye şikayet ediliyor, vergi kaçakçısı deniliyor. Aklınıza ne geliyorsa artık...

X