"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Kadehler, Zeynep ve Süleyman Dirvana’ya kalksın!

ORTALIK toz duman.

Her kafadan bir ses çıkıyor.Tatsız, sevimsiz bir ortam.
Bu kaos içinde, geçen hafta sonu Bozburun’a kaçtım.
Ve orada, Bozburun Yelken Kulübü’nde, dünya tatlısı Zeynep Dirvana’yla tanıştım.
O kadar sahiciydi ve hikâyesi o kadar yalansız dolansız ve güzeldi ki...
Bana çok iyi geldi.
Size de gelecektir.
Kimi “Zeynep Anne” diyor ona, kimi “Zeynep Abla”. Teknelilerin ve yelkenlerin yakından bildiği bir isim. Onunki, inanılmaz bir ev sahipliği. Tek tek bütün masalarla ilgileniyor, bizzat gelip kendisi hizmet ediyor. Bozburun’un çok eskilerinden, 40 yıla yakındır orada. Oğlu Edhem’in bütün çocukluğu orada geçmiş, zaten orayı küçük bir yat kulübüne çevirmek de Edhem’in fikriymiş. İlginç olanı, çok varlıklı bir aile, masaya gelip hizmet eden kadının Kanlıca’da yalısı var, düşünün.
Ama umurunda bile değil.
En çok da artık hayatta olmayan eşiyle arasındaki aşka bayıldım. Bütün kadehler, Zeynep ve Süleyman Dirvana’ya kalksın!



Müthiş bir aşk hikâyesi


Sizinki müthiş bir aşk hikâyesi. Nasıl tanıştınız Süleyman Dirvana’yla?
Kadehler, Zeynep ve Süleyman Dirvana’ya kalksın

Hastane koridorunda. O, İstanbul Üniversitesi’nin efsane operatörlerindendi. Ben de Çapa’ya bir hasta götürmüştüm, “Sadece o iyi edebilir” dediler. O zamana kadar da hiç görmemiştim hocayı. Koridorda bekliyorum. Birden çıktı ameliyathaneden. Şoke oldum!

Neden?

Anlatamayacağım kadar yakışıklıydı. Kalbim küt küt atmaya başladı. Benimki ilk görüşte aşk. Tarifi olmayan bir ihtişamı ve karizması vardı. Bana gülümsedi ve odasına geçti...

Sonra...

Bekliyorum ben. Getirdiğim hasta hakkında bilgi almak istiyorum ama hocayı da rahatsız etmek istemiyorum. Birkaç saat sonra kapısı açıldı, “Siz beni mi bekliyorsunuz?” dedi. “Evet” dedim. Hemen hasta hakkında bilgi verdi. Sonra durdu, şöyle bir bana baktı, “Ne kadar aydınlık bir yüzünüz var. Bunun kıymetini bilin!” dedi.

O 57 yaşında, Almanya’da tıp okumuş, ünlü bir hekim, tanınmış bir yelkenci, kadınlar etrafında pervane, siz de 25 yaşında genç bir kadınsınız... Bir çelişki yok muydu durumda?

Olaya sadece mantık olarak bakarsanız, evet. Ama hayatta her şey mantıkla açıklanamıyor. Bizimki o kadar saf ve güzel başlayan bir şeydi ki. 6.45 matinesine sinemaya gidiyorduk. Sonra ben koşa koşa otobüse binip eve dönüyordum. Çok masum, çok naifti her şey. Belki o da böyle bir şeyi özlemişti...

Siz onun en çok neyine vuruldunuz? O sizin en çok neyinizden etkilendi?

Benim için Tanrı gibiydi. Çok yakışıklı ve iyi kalpli. Çok derin ve çok entelektüel. Bense samimiydim, içtendim. Ve hiç değişmedim. Mütevazı bir ailenin çocuğuyum, Süleyman Bey ise aristokrat bir ailenin. Ama ben, onun bana sağladığı bütün imkânlara rağmen değişmedim, hep neysem o kaldım...

Peki neler yaşadınız birlikte?

Her gün yeni bir şey öğrendim Süleyman Bey’den. İnanılmaz renkli bir kişilikti. Klasik müziği de onunla sevdim. Onunla geliştim ben. Sonra bir gün beni yarışa davet etti. Ben de arkadaşlarıma söyledim. “Aaa!” dediler, “Süleyman Dirvana kimseyi almaz yanına, kendi başına gider. Sen onun için çok özel olmalısın!” Gittik yarışa. Sene 72. Gölcük yarışı. Ben hayatımda sandala bile binmemişim. Yelkenle güzel güzel giderken, birden fırtına çıktı. Yer yerinden oynuyor, içinde bulunduğumuz yelkenli ceviz kabuğu gibi sallanıyor, hava karardı, gece oldu, içeri bir girdim ki kamaranın içi su dolmuş. Süleyman Bey’e söyledim, “Nasıl yani?” dedi, geldi baktı, “Batıyoruz ya biz!” dedi, baştaki kapak kopmuş, karanlıkta onu görememişiz, oradan su almış. Hemen orayı yelkenle kapattı. Ben de sefer tası buldum, bir tane de kova, başladım suyu boşaltmaya. Dedi ki, “Biz yarışı terk edelim!” Ben de demişim ki, “Hocam, buraya kadar geldik, bitirelim şu yarışı”! Gerçekten de bitirdik. Bizden başka bitiren de olmamış, herkes kaçmış. Üç kupa kazandık düşün. Yarıştan sonra Süleyman Bey dedi ki, “Zeynep seni tebrik ediyorum! Bu kupalar senin!”

Vayyy şahaneymiş! Peki onu evlenmeye nasıl ikna ettiniz?

Ben onu hiçbir konuda hiçbir şeye ikna etmedim. Asla öyle bir çabam olmadı. Ama sonradan bana, “Ben o fırtınada karar vermiştim. Bu kız tam bana göre demiştim!” dedi. Biz birbirimizi çok sevdik, hâlâ da seviyorum. Onu çok özleyince Bach çalıyorum, sonuna kadar da açıyorum ki duysun...

Kadehler, Zeynep ve Süleyman Dirvana’ya kalksınKanlıca’da yalıda otururken Bozburun nerede çıktı?

Onun çok büyük bir yelken aşkı vardı, Bozburun’da da çok güzel bir rüzgâr... Başka yerlere de baktık ama ben dedim ki, “Burası... Burayı kendi yuvamız yapalım!” Sonra İstanbul’a döndük, küçük teknemize bindik, Edhem’i de aldık kucağımıza, yelkenle 13 günde geldik. Geliş o geliş...

Buradaki her şeyi, yoktan var ettiniz değil mi?

Evet, şu taş limanı kendi eliyle yaptı. Ben de ona yardım ettim. Buradaki her zeytin ağacında, her bitkide emeğimiz var. Hiç su yoktu. Denize 4-5 metre mesafede bir kuyu açtı, tatlı su çıktı. “Aman Zeynep!” dedi, “Bu suyu bulaşığa, çamaşıra ve yıkanmaya kullanmayın. Ağaçlarımızı yeşertelim” Öyle de yaptık. Uzun seneler elektriğimiz de yoktu...

Her kadın bu şartları kabul etmez...

Sevdiğimiz insanla her yer güzel! Her yeri cennete çevirmek de elimizde. Zaten biz şunun hep farkındaydık: Hiçbir şey bizim değil şu hayatta. Ne o Kanlıca’daki yalının ne de buranın sahibiyiz biz! Bir gün çekip gideceğiz. Kimse kazık çakamıyor dünyaya. Her yer, sen emek verirsen güzelleşir. Biz de emek verdik...

Ne güzel bu anlattıklarınız...

Biz 25 Temmuz’da evlendik. Her 25 Temmuz’da Süleyman Bey bana derdi ki, “Hanımcığım, kendine bir tek taş yüzük al. Burada seneyi devriyemizi kutlayalım”! Ben de, “Süleyman Bey, tek taş alacak zamanımız yok. Kayrak taşı ısmarladım, o gelecek. Çok işimiz var!” derdim. “Hanımcım, senin bu taşların da hiç bitmiyor!” derdi. Vefat ettiği sene, mart ayında hastanedeyiz, “Bak bu seneyi devriyeleri hep atlattın, artık bu sene yapalım” dedi. “Valla Süleyman Bey” dedim, “8 kamyon çakıl taşı ısmarladım, onlar taşınacak, serilecek, artık bir daha ki seneye!” “Hanım” dedi, “Ne biçim kadınsın sen! Herkes tek taş ister, sen çakıl taşı peşindesin!”

Hâlâ âşık mısınız ona?

Elbette yavrum. Geçmez ki böyle bir aşk. Bitmez ki...

YÜZLERCE ÇOCUK BURDA YÜZME ÖĞRENDİ

Bu geçtiğimiz seneler içinde, yüzlerce çocuk yüzme öğrendi burada, yelken öğrendi, onları ücretsiz ağırladınız…

Evet, paylaşmak en güzey şey, bizim de evimiz büyüktü, paylaştık. Her yaz Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan 60 çocuk geldi. Senelerce böyle devam ettim. 2009’da da burayı Bozburun Yelken Külübü’ne çevirdik. Kadehler, Zeynep ve Süleyman Dirvana’ya kalksın


4 YIL ÖNCE KAYBETTİM 40 YILLIK EŞİMİ

Süleyman Bey’i ne zaman kaybettiniz?

4 yıl oldu kaybedeli. 40 sene evli kaldık. Öyle bir boşluk içine girdim ki anlatamam, kendimi buraya verdim. Açtığımız sene Süleyman Bey sağdı, bana bir tavsiyede bulundu. “Bak Zeynepcim” dedi, “Ben seni gökyüzünden seyredeceğim. Sen, bu işte çok muvaffak olacaksın. Güzel güzel yemeklerini yapacaksın ama sakın mutfağı, aşçıların eline teslim etme. Sonra derler ki Süleyman Bey ve Zeynep Hanım’ın evine gittik, zeytinyağlıları iyi değildi!”

Şahane bir lokanta burası, daha doğrusu şahane bir ev. Biz misafirleriz, siz de ev sahibi… İnsanları böyle ağırlamak nereden aklınıza geldi?

Edhem’in fikriydi. Burayı açtığımız zaman ben endişelendim, “Oğlum, ben yapamam” dedim, “Sen bir işletme müdürü al.” “Anne, hiç öyle bir şey düşünmüyorum. Sen misafirlerini ağırladığını düşün. Sakın profesyonelce bir iş olarak bakma! Burası hala senin evin” dedi.

Yat Kulübüyle ilgili hayalleriniz neler?

Buranın fazla büyümesini istemiyorum. Böyle kalsın, ama kalitemizi daha da arttıralım.

Allah gecinden versin ama vefat edince, eşinizin yanına mı gömüleceksiniz?

Kadehler, Zeynep ve Süleyman Dirvana’ya kalksın
Elbette. Yerimi hazırladım bile. Süleyman Bey Bozburun’da değil Çanakkale tarafında. Oranın kutsal bir toprak olduğunu düşünürdü. “Biz bugün buralarda yaşayabiliyorsak, oradaki gencecik şehitlerin sayesinde. Zamanı gelince, ben de onlarla beraber olmak istiyorum!” derdi. Orada küçücük bir evimiz var, askerlik yaptığı evi aldı 50 sene sonra. Bir gün denk düşürse gidin kalın, anahtarı üstünde. O eve devamlı bakan bir kızımız var. Girip evi temizliyor, sanki her an gidecekmişiz gibi hazır. Ben de günü gelince, Süleyman Bey’imin yanına gideceğim. O zaman kadar da burada misafirlerimi ağırlamaya devam edeceğim…

X