"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Erken seçimin işlerine yarayacağını düşünüyorlar yanılıyorlar

Erken seçimin işlerine yarayacağını düşünüyorlar yanılıyorlar

CNN Türk’teki programda verdiği tepkiyle birdenbire milyonlarca insanın sesi oldu Koray Çalışkan.
31 masum insanın öldürüldüğü bir günde, “İhmal varsa araştıralım!” diyen birine, “Yeter artık!” dedi, “En azından bu gece yapmayın! Ayıp oluyor!” dedi.
Aslında, “Adam olun!” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi siyaset bilimi hocalarından Doç. Dr. Koray Çalışkan, açıksözlü, lafını sakınmayan, vicdanlı bir akademisyen. Sosyal medyada da aktif bir isim, herkese, her şeye yetişiyor. Biz bu röportajı okurken o burnundan bir ameliyat geçirecek. Yine de beni kırmadı, sorularımı yanıtladı... Hepsi sığmadı, devamı hurriyet.com.tr’de...

Milyonlarca insan, CNN’de gösterdiğiniz tepkiyi, “Hislerimize tercüman oldu!” diye karşıladı. Neden delirdiniz?
-Ne delirmesi! Tam tersine aklım başıma geldi! Çünkü karşımda işi gençleri eğitmek olan bir akademisyen vardı ve şöyle dedi: “İyi de devlet güvenliği sağlamayacak mı?” Düşünün, o sırada bizim 31 çocuğumuz ölmüş -sonradan 32’ye çıktı- onlarca çocuğumuz hastanelerde can çekişiyor ve “Bizim arkadaşlarımız n’oldu?” diye pankart taşıyan çocuklara gaz sıkılıyor! Böyle bir durumda, devlet güvenliği sağlayamamışken, ne MİT ne emniyet, orada olan biteni öngörememişken, kalkıp da dalga geçer gibi “Devlet güvenliği sağlamayacak mı?” denmesi aklımı başıma getirdi! Demek ki cinayetler önlenemiyor, protestolar gaza tutuluyor... Bu mudur güvenliğin sağlanması?!
Üstelik Roboski ve Reyhanlı gibi örnekler de önümüzde dururken...
-Aynen öyle. Roboski gibi bir acı yaşanmış bu ülkede, 33 kişi ölmüş, Reyhanlı’da 52 kişi ölmüş, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir ilçe merkezi havaya uçurulmuş, küçük bir dükkân bombalanmasından bahsetmiyorum, üzerine Suruç’ta kültür merkezinde 32 çocuğumuz öldürülmüş. Ve bu çocuklar oyuncak taşıyorlar, kitap taşıyorlar. Didik didik aranmışlar. Oyuncaklarının, kitaplarının içine bile bakılmış. Bu arada Suruç’ta tanımadığın adam yolda dolaşamıyor, bütün polisler alarm halinde ve oraya iki tane bu çocukların tanımadığı intihar bombacısı IŞİD’çi girebiliyor...


SIRA İSTANBUL’DA DİYORLAR



Erken seçimin işlerine yarayacağını düşünüyorlar yanılıyorlar


Siz bütün bu olan biteni nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Bizim şu noktayı konuşmamız gerekiyor: Kamu otoritesi çökmüş, devlet güvenliği sağlayamıyor. Bunun da iki enstrümanı var. Emniyet güçleri ve istihbarat güçleri. İstihbarat güçleri uyuyor. Bakın, 30 Haziran’da yapılan MGK’da IŞİD’in adı geçmiyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük güvenlik tehdidiyle karşı karşıyayız. Bugüne kadar kimse kültür merkezlerimizi havaya uçurmadı, çocuklarımızı bu şekilde öldürmedi. Ama gelinen noktada güvenlik güçleri hiçbir şey yapmadı...
Peki buna karşılık...
-30 kişi toplandı diye, protestocuların üzerine gaz sıktılar! 32 çocuğumuzu öldüren IŞİD’e, İstanbul’da bayram namazı kıldırdılar ama... Siz o bayram namazını kılan IŞİD’cilerin etrafında iki tane polis gördünüz mü? Peki nasıl oluyor bu? Adamlar, “Sıra İstanbul’da!” diyorlar, “Bu, cihattır!” diyorlar, “Öcümüzü alacağız!” diyorlar.


7 yaşındaki Mustafa gaz kapsülüyle vuruldu


Bir de Küçükçekmece’de yaşananlar var...
-Evet. Küçükçekmece’nin 7 yaşındaki Küçük Mustafa’sı, gaz kapsülüyle hem ayağından hem başından vuruldu. Şu an yoğun bakımda. Vicdanlı bir insanın söylemesi gerekenler şu: Türkiye’de bir hükümet var mı? Var. Bu hükümetin bir istihbaratı ve emniyeti var mı? Var. İşte onlar, hedeflerini şaşırmayacak. Kurdu bir tarafa itiyorlar, kuzuyu suçluyorlar! İstihbaratın yapması gereken, Cumhuriyet tarihinin en büyük tehdidi olan IŞİD teröristlerinin Türkiye’de ne yaptıklarını bulmak ve durdurmak. Oysa hükümet ne yapıyor? MGK toplantısında, cemaatin dershanelerinin peşinde...
Her şey erken seçime gidilsin diye mi yapılıyor? Kaos mu yaratılıyor?
-Bakın AK Parti ikiye bölündü. Birincisi akil AK Partililer. Onlar diyorlar ki, “Bir an önce bir koalisyonun kurulması gerekiyor!” Bunlar Hüseyin Çelik, Ahmet Davudoğlu gibi insanlar. Bir taraftan da Erdoğan’ın çevresinde bir danışman ordusu var. Onlar da diyorlar ki, “Bu böyle olmaz! Erken seçime gitmemiz lazım!” Erken seçimin maliyeti -ki on milyar gibi para- nasıl olsa başkalarının kucağına bırakılacak! Erken seçime gitmenin işlerine yarayacağını düşünüyorlar. Ama yanılıyorlar...
Neden?
-Çünkü erken seçim iktisadi, siyasi ve sosyal kaos demek. Ve AK Parti’yi, yüzde 40’ın altına itecek. Çünkü insanlar 8 Haziran’da kararını verdiler. Bu erken seçimde de sonuç çok değişmeyecek.
Peki o zaman neden erken seçimi istiyorlar?
-Çünkü kasıma kadar ülkeyi, seçilmemiş hükümet yönetecek. Kasımdan sonra da diyelim ki seçim oldu, o koalisyon, bu toplantı, o bilmem derken ülke olarak biz ocağa kadar sallanıp duracağız. Onlara da, “Gördünüz mü? Tek parti hükümetini görevden aldınız, bakın ülke ne hale geldi!” diyecekler. Oysa, bizi bu hallere getirecek ortamı yaratan şey de AK Parti’nin ta kendisi...



CHP ÜYESİYİM AMA…


Erken seçimin işlerine yarayacağını düşünüyorlar yanılıyorlar

CHP’li olduğunuzu AKP düşmanlığı yaptığınızı söylüyorlar… İflah olmaz bir AKP düşmanı mısınız?

-Birincisi, ben AKP demiyorum, AK Parti diyorum, çünkü onlar böyle istiyor. Düşmanlık yapacak olsam, başka kulplar takardım. İkincisi zaten mesele, düşmanlık değil. Ben “ortak akla” inanıyorum. CHP’nin içinde de bir sürü yanlış düşünen insan var, AK Parti’nin içinde de. Ama ikisinde de çoğunluk doğru düşünüyor…
İnsan eğitimci bir siyaset bilimci olunca, “Ben kafadan karşıyım AK Parti’ye” diyemiyor mu?
-Onu diyemezsiniz! Siyasi partiler çok kompleks organizmalar. Ben AK Parti’nin çözüm sürecinde başta gösterdiği iradeye niye karşı çıkayım? AK Parti’nin 2008’e kadar uyguladığı ekonomik politikalara neden karşı çıkayım? Ama tabii ondan sonra savruldu birçok konuda… İyi yaptığı şeyler de var, kötü yaptığı şeyler de. Bence, kartların açık oynanması gerekiyor: Ben Cumhuriyet Halk Partisi üyesiyim. Ama bu demek değildir ki, AK Parti’nin her yaptığı yanlış, CHP’nin her yaptığı doğru…

OLACAK ŞEY Mİ?

İş kazalarında, dünya birincisi olduk. Bütün bu işçilerin ölümden sorumlu çalışma bakanını da Urfa’ya, güvenlikle ilgili bir toplantıya gönderdiler. Bu olacak şey mi? Sen, en kolayını, daha iş güvenliğini sağlayamadın, kamu otoritesini, devlet güvenliğini nasıl sağlayacaksın? Dalga mı geçiyorlar?


Bazı AK Partililer sessiz çığlıklarla Erdoğan’a ‘N’apıyorsun!” diyorlar


Bütün bunlar, Erdoğan, tekrar tek partili hükümetin başkanı olsun diye mi…
-Böyle isteklerinizin olması, onları gerçekleştirebileceğiniz anlamına gelmiyor. Tayyip Erdoğan’ın böyle bir isteği var mı? Var. Daha iyi kontrol edebileceği, daha kukla bir başbakan istiyor mu? İstiyor. Peki Başkan olmak istiyor mu? İstiyor. Ama yapamıyor! Bakın, “Tayyip Erdoğan, her seçimi kazandı” filan diye anlatıyorlar. Doğru değil. Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçimini kaybetti. İkincisi, partisinin başına geçmeye çalıştı, başaramadı, kaybetti. Üçüncüsü, başkan olmaya çalıştı, başaramadı. Tayyip Erdoğan’ın ne istediği önemli değil, o enstrümanları doğru kullanıp kullanamadığı önemli. Son seçimde gördük ki, kullanamadı. Partisi ona dedi ki, “Senin mitinglerin bize zarar veriyor!” Bu bir. İnsanlar, başkanlık meselesini sıcak bakmadı, bu iki. Ona, “Yaptırmayacağız seni Başkan” dediler ama o dinlemedi, “Kamunun parasını harcayacağım” dedi, “Başkan da olacağım!” dedi, hiçbiri olmadı… Onun aklından ve kalbinden geçenler üzerinde siyasi analiz yapmak mümkün değil. AK Parti bir nevi cezalandırılmıştır. Şunu da görüyoruz, bazı AK Partililer, sessiz çığlıklarla, “N’apıyorsun?” diyorlar Erdoğan’a. İç Anadolu’dan sessiz çığlıklar yükseldi. Bunu Kayseri’de açık seçik gördük. Bunun bir sonrası Rize’dir. Siyasi partiler otoriterleştikçe, halk onlara ceza keser. CHP’nin başına geldi bu. Şu anda da AK Parti’nin başına geliyor.

NE YAPACAKLARINI ONLAR DA BİLMİYOR!

İŞİD, ilçelerimizi hava uçuyor, çocuklarımızı kültür merkezlerinde öldürüyor, bunlar hala “PYD, Esad” diyor! Ne Esad’ı! Şaşkınlar. Onlar da ne yapacaklarını bilmiyorlar aslında...

Erken seçimin işlerine yarayacağını düşünüyorlar yanılıyorlar

YALNIZLAŞIYORUZ

Bu ülke inanılmaz yalnızlaşıyor ve her geçen gün başka bir trajedi yaşanıyor. Oysa bakın İran’a… 1500 km’lik sınırını koruyor, tek bomba patlamıyor. Irak’ı yönetiyor, Suriye’yi yönetiyor. El Kaide’ye karşı Amerikalılarla birlikte istihbarat iş birliği yapıyor. Siz, İran’ın enstrümanlarının on katına sahipsiniz, onlara kıyasla daha çok paranız varken ve ordunuz daha güçlüyken, üstelik siyasi ve iktisadi ambargo altında değilken, İran’ın onda biri kadar başarı gösteremiyorsunuz…



İsmi Abdurrahman olan bir üniversite öğrencisi, ismi Çağdaş olan, Deniz olan, Devrim olan, Özgür olan çocukları öldürdü!

Sizce Türkiye’yi ateşe mi atıyorlar?
-Zaten bir ateş çemberinin içinde. Yunanistan, iktisadi ateş çemberinde, komşu kıvranıyor. Ukrayna aynı şeklide. Ermenistan desen, kapıyı kapatmışız. İran’la nükleer müzakereler içerisindeyiz, Irak, bildiğimiz Irak değil, Süriye de değil… Böyle bir ateş çemberinin içindesin. Bizi de yakıyor şu an o alev. Zaten geldiler Suruç’u indirdiler, Reyhanlı’yı indirdiler! Peki o alevin benzini nereden geliyor? İstanbul’da bayram namazı kılan İŞİD’lilerden. Cemaat söz konusu olunca, “Onların inlerine kadar gireceğim!” diyorlar, ama cumhuriyet tarihinin en büyük tehditi söz konusu olunca tıss yok.
Anlamak mümkün değil… Bu ülkede, İŞİD topluca bayram namazı kılabiliyor, yürüyüşler yapıyor ve elini kolunu sallaya salaya 32 kişi öldürülebiliyor. Bu durumda PKK terör örgütü de, İŞİD değil mi yani…
-İşte bu soruyu sorması gerekiyor insanların! Bakın İsmi Abdurrahman olan bir üniversite öğrencisi, ismi Çağdaş olan, Deniz olan, Devrim olan, Özgür olan, Ece olan, Umut olan çocukları öldürdü… Buna, izin vermememiz gerekiyor. Bütün bu gençlerin birbirini ve farklılıklarını anlamaları gerekiyor, farklılıklarını kabul etmeleri gerekiyor. Ama üniversite hocaları, çocuklar öldürülürken, “Devlet, güvenliğini sağlayamayacak mı?” diye bu kuzulara bağırıp çağırmayacak! Ama yapıyorlar. O yüzden de, balık baştan kokuyor. Akademisyeniyle kokuyor, gazetecisiyle kokuyor, “PYD, İŞİD’den tehlikeli” diyenleriyle kokuyor...


Bazen televizyon izlerken çerez kasesini yere fırlatmak istiyorum!

Siz hep zarif üslubunuzu koruyorsunuz… Arada kafa atmak istediğiniz olmuyor mu?
-Olmaz mı? Oluyor. Ama kameraya konuşurken değil. İzlerken, ben de herkes gibiyim, elimdeki kahve bardağını ya da çerez kasesini bir yerlere fırlatmak istediğim oluyor. Ama kameranın karşısına geçtiğiniz zaman bir nevi imamsınız, dikkat etmeniz gerekiyor. Cemaatin, sizin sözlerinizle nereye doğru gidebileceğini öngörmeniz gerekiyor. Bir de eğitimciyim. Yıllardır ders veriyorum hem İstanbul’da hem New York’ta birbirinden 77 farklı milletten gençle çalıştım. Yoksa ben de bayağı ateşli adamım, ateşli kanaatim çok mevcuttur ama sabırlı olmayı öğreniyorsunuz…

X