"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Engellinin engelsiz hayatı

Evet... Tekerlekli sandalyeye mahkûm...

Evet... Boyundan aşağısı felç, sadece iki kolunu kısmen hareket ettirebiliyor...
Ama o kadar çok engeli değilmiş gibi duruyor ki...
Bütün önyargınızla...
“Bu işte bir yanlışlık var!” diyorsunuz!
Boyundan aşağısı felç biri bu kadar hayat dolu, bu kadar mutlu olamaz!..

Engellinin engelsiz hayatı



*



O ise zeki, durumu hemen kavrıyor.
“Parmaklarımda his yok. Gerçi, elimi kimin tuttuğuna göre de değişiyor. Bazen hissettiğim oluyor...” diyor!
Gözlerim kocaman kocaman açılınca, kahkahasını patlatıyor.
Benimle resmen dalga geçiyor!
O, Ramazan Baş...
Omurilik Felçlileri Derneği Başkanı...

Haliyle, tavrıyla, kendisini ve sizi ti’ye alışıyla engelli gibi olmayan engelli.
Cumartesi’de yazdım, 18 yaşında sığ suya balıklama atladığı için omuriliğinde onarılmaz bir hasar meydana geliyor, o günden sonra da annesinin yardımıyla hayatını sürdürüyor.
Yaşamının neredeyse tamamını, başkanı olduğu derneğin çalışmalarına ve toplumu bilinçlendirmeye adamış.
Gerçek bir savaşçı.
Bugüne kadar pek çok okula, kuruma, eğitime gitmiş, “Bilmediğiniz sulara atlamayın. Benim gibi olursunuz!” demiş.
Bu genç adam, geçtiğimiz 12 ay içinde, 12 ülke gezdi.
Pek çok Avrupa Birliği projesinde onun imzası var.
Kendisi gibi omurilik felçlisi olan başkan yardımcısı Semra Çetinkaya ile inanılmaz faaller.
“Amerika’da ve Avustralya’da, uyarı levhalarıyla, bu kazaların yüzde 70’i önlenmiş. Ama Türkiye’de yok!” diyorlar.
Caydırıcı olması için gerekli yerlere uyarı lehvası konulmasını talep ediyorlar.
98’de kurdukları derneğin hedeflerinin yüzde 95’ini gerçekleştirmişler.
Engellilerin en büyük sorunlarından birinin, güçlü örgütlenememek olduğunu söylüyorlar:
“Yeterince güçlü örgütlenemezsek haklarımızı alamayız! Türkiye’de 8.5 milyon engelli var. Aileleriyle 20 milyondan fazla yapıyor. Ama ne yazık ki bu kadar büyük kitlenin sesi çıkamıyor...”
Canla başla bunun için uğraşıyorlar.
Cumartesi başlayan röportaj, bugün de devam ediyor.

DENİZİN NE SUÇU VAR!


Bütün bunlar başınıza denizde gelmiş, ama size denize küsmemişsiniz...
-Niye küseyim? Denizin ne suçu var! Deniz hâlâ müthiş bir tutku hayatımda. Şu anda sırtüstü yüzebiliyorum. Ve çok seviyorum yüzmeyi...
Kazadan sonra ne zaman tekrar denize girdiniz?
-İki yıl sonra. Halamın oğlu vardı yanımda. Dedim ki, “Ben şimdi yüzüstü yatacağım. Sen beni tut. Bakalım kulaç atabilecek miyim? Belki suyun kaldırma gücüyle olabilir, denemek istiyorum!” “Tamam” dedi. Beni yüzüstü yatırdı, kafam suda... O, kızlara dalmış, etrafta bakıyor, ben hâlâ yüzüstü suyun içindeyim. Tabii bir süre sonra oksijensizlikten çırpınmaya başladım. Bu zannediyor ki, ben yüzmeye çalışıyorum. Oysa boğuluyorum! Annem görmüş 50-60 metre uzaktan, koşmuş, “Evladım boğuluyor, çıkar kafasını sudan!” demiş. Buna benzer çok şeyler yaşadım kazadan sonra. Ama alıştım, hatta gülüyorum...
Nasıl yani?
-Bir keresinde de teyzemin oğlu, beni kucağında kumsala taşıyor. İriyarı bir çocuk. Arabadan indik. Bayağı da büyük bir kumsal, denizin kenarına epey bir yol var. Hava da nasıl sıcak. Yarı yola kadar geldi, birden ayakları yandı. N’apsın çocuk, yanmasın diye hızlandı, koşmaya başladı, o sırada ayağı takıldı ve düştü...
Siz?
-Ben 2-3 metre havada uçtum, kumsalı bir kuş bakışı gördüm sonra “pat” diye bir ses duydum. Ama herhangi bir hissim olmadığı için canım acımadı. Bir yerim kırılabilirdi Allah’tan bir şey olmadı. Bir de tabii sandalyen mıcıra takılır ya da ucuna taş gelir, iki seksen yere düşersin. Böyle de çok kaza atlattım. Mazgallara da takılıp düştüm. Bütün engelliler gibi alışıyor insan. Ama tabii sokaklar, yollar, caddeler, kaldırımlar biraz da bizler hesaba katılarak yapılırsa hayatımız çok daha kolay olur.

Ruhsat vermesinler!


Belediye başkanlarından bir ricam var. Para harcamalarını gerektirmeyecek bir rica. Bugünden itibaren engelli standartlarına uygun olmayan projelere lütfen ruhsat vermesinler. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızdan rica ediyorum. Kendisi Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı. Dünya Belediyeler Birliği Başkanı. Bütün belediye başkanlarına çağrı yapsın. Bu konuda, devlet büyüklerimize de çok iş düşüyor. Lütfen artık bu uygunsuz ruhsatlara dur desinler. Biz, Avrupa sözleşmelerine ve dünya genelindeki engellilerle ilgili sözleşmelerine ilk imza atan ülkelerdeniz. Ama uygulama yok. Hiç değilse, uygun olmayan yeni yerlere ruhsat vermekten vazgeçsinler!
Engellilere de sesleniyorum... Ses çıkarsınlar. Haklarını arasınlar. Dilekçe yazmak bile bir şeydir. Böyle geldi, böyle gidecek demesinler. Engellilere uygun olmayan şartları fotoğraf çekip göndersinler. Bize ya da başka derneklere şikâyet etsinler. Birbirleriyle el ele tutuşup bir şeyleri değiştirmekle başlasınlar. Görecekler dünya çok farklı olacak. Ailelere de seslenmek istiyorum. Kısıtlamasınlar insanları. Bıraksınlar onları, bağımsız yaşamayı öğrensinler...

PARMAKLARIM YANMIŞ

Bir sabah kalktım, el parmaklarım su toplamış. 10’u birden. Çok tuhaf bir görüntüydü. “Galiba bir hastalığa yakalandım!” diye düşündüm. Sonra çaktım durumu! Bir önceki akşam lahmacun ısmarladık. Parmaklarımın arasına koydular. Ben de afiyetle yedim. Tabii doku hissi olmadığı için sıcak olduğunu anlamamışım. Meğer parmaklarım yanmış!

BAŞKA KİMLERLE GELDİN?


Genellikle yanımda güzel kadınlar oluyor. Onlar, ben ellerimi kullanamıyorum diye bana yemek yediriyor ya da çayımı, kahvemi içiriyor. Etraftaki insanlar da durumu kavrayamıyor. Bazıları hayretle, bazıları kızarak, bazıları da kıskançlık içinde bakıyor. Geçen hafta, yine bir kız arkadaşımla her zaman gittiğim kafeye gittik. Onunla ilk kez gitmiştim. Oradaki garsonlardan biri geldi, “Abi, yine buzlu Neskafe değil mi?” dedi, ekledi, “Ablaya da, geçen günkü gibi demli çay!” Arkadaşım birden sinirlendi, “Nasıl yani Ramazan? Sen buraya sürekli farklı kadınlarla mı geliyorsun!” Kem küm edip geçiştirdim!

X