"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Dün acayip bir röportaj yaptım

Christian Louboutin’le...

Dün acayip bir röportaj yaptım


Dünyanın en seksi ayakkabılarını yapan tasarımcı o. Onun için ayakkabı dâhisi bile deniyor.
Hani tabanı ve topukları kırmızı olan ve bütün kadınların deli olduğu o seksi ayakkabılardan söz ediyorum.
Nasıl bir etkisi varsa, o topukların üzerinde kendini klas da hissediyorsun, dişi de...
İşte bütün bunların sebebini anlatabilen bir adam o.
Sosyolog gibi.
Oysa doğru düzgün gibi bir eğitimi bile yok.
“Self made” biri o, 23 yılda şirketini dünyanın en önemli markalarından biri haline getirdi.
Onunla tanışınca, bu başarının tesadüf olmadığını, nereden nasıl geldiğini anlayabiliyorsun.
Ve büyüleniyorsun.
Ki ben, biraz da istemeye istemeye gittim.
“Derin” bir iş çıkmaz diye.
Fena halde yanılmışım!

*


Üstelik bir Türkiye âşığı.
Röportajımızdan sonra da Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi”ne gitti. Burada olduğu süre içinde, ikisine de uyarsa adada romanını yazmakta olan Pamuk’la görüşmeye niyetliydi.
Türkiye hakkında o kadar çok biliyor ki, inanamazsınız!
Daha 15 yaşındayken İstanbul’a gelmiş, eski ve deneyimli bir İstanbullu gibi, “Ah, ah o zamanlar trafik ne güzeldi!” diye anlatıyor. Pera Palas’ta kalmış, fakat pahalı geldiği için, üzüle üzüle başka bir otele geçmiş.
Sonra İzmir, neredeyse bütün güney ta Alanya’ya kadar, sonra ver elini Kapadokya, Konya, Pamukkale...
Saydı saydı bitiremedi.
Mavi Yolculuk’tan girdi, Göcek’ten çıktı.
Bir de Fatih Akın’ın filmlerine hayran. Böyle biri çıkabileceği aklıma bile gelmemişti.
İnanılmaz etkilendim.

*


Fotoğrafları çekerken de eğlendik. Artık onları da hafta sonu görürsünüz.
Tabii ki edepsiz fotoğraflar!
Asla böyle giyinik değildik!

Bu Yahudi’ye kulak verin



Dün acayip bir röportaj yaptım

Vedat Haymi Behar, bizim gazetede çalışıyor.
Dijital pazarlama çözümleri koordinatörümüz o.
Dünyanın en tatlı adamlarından.
Bilgili, duyarlı, zeki ve çok esprili.
Bir süre önce Radikal Blog’da harika bir yazı yazdı.
Öldüm bittim yazıya.
Bir yumru yutmuş gibi oldum yazıyı okuyunca.
Bu kadar mı doğru tespitler olur.
Bu kadar mı yalın yazılır.
Başkalarını bilmiyorum ama ben okuyunca utandım.
Bir sürü insanın görmemiş olabileceğini düşünerek, bugün köşemde yayınlamak istiyorum.
Yaşa Haymi!

HAYMİ’NİN YAZISI

Meraklısına, Türkiye’de “İsrail dölü” olarak doğmak ne demek anlatayım istedim.
Adının-soyadının İbranice ya da İspanyolca, göbek adının Türkçe olması demek.
Evde adın, sokakta göbek adınla çağrılmayı daha 3 yaşında benimsemek demek.
Her girdiğin yeni ortama göre kendini tanıtırken hangi ismini kullanacağına anında karar verebilme yeteneğini geliştirmek demek!

SOYADIN NEDEN FARKLI?

Daha ilkokula yeni başlamışken, “Senin soyadın neden farklı?” sorularına cevap yetiştirme becerisini edinmek demek.
O güne kadar Fenerbahçeli olduğun, okulda herkes tarafından bilinirken, sevdiğin takımın sadece adını bildiğin “Macabi Tel Aviv”le maçı olunca birlikte maçlara gittiğin sıra arkadaşlarının, “Kimi tutuyorsun? Bizi mi, onları mı?” sorularına muhatap olmak demek.
Anne Frank’ın güncesini idrak ederek büyümek demek.
7 milyarlık dünyada sadece 13 milyonluk, Türkiye’de ise numunelik 17 bin “döl kardeşinden” ibaret olmak demek.

HER ŞEYDEN SEN SORUMLUSUN!

Dünya nüfusunun sadece binde 2'si Yahudi’yken, İsa’nın çarmıha gerilişinden, Fatih Sultan Mehmet’in ölümüne kadar her şeyden bizzat sorumlu tutulmak demek.
Hayatın herhangi bir anında, bu tip büyük tarihsel sorulara anında verilecek kıvrak yanıtları aklında biriktirmeyi becerebilmek demek.
Tarih boyunca defalarca ayrımcılığa maruz kalmış, sürülmüş, dünyanın planlı, en büyük soykırımının kurbanı olmanın ağır psikolojik mirasıyla mutlu bir hayat kurmaya çalışmak demek.
“Bu kadar az nüfusla, nasıl bu kadar komplo teorisinin baş kahramanı olmayı nasıl başardık?” sorusunu her daim zihninde dolaştırmak demek.

EİNSTEİN’DEN MARX’A İSA’DAN FREUD’A

Her Allah’ın günü nefret söylemine, hakarete, küfre maruz kalarak yaşamaya alışmak demek.
Biraz olsun Einstein’dan Marx’a, İsa’dan Freud’a, dünyanın kaderini değiştirenlerle aynı kültürel mirası taşımakla avunmaya çalışmak demek.
Woody Allen’dan Adam Sandler’a Yahudi mizahının en iyi örneklerinin, aslında anneannenizin evde size söylediklerinin dünyaya anlatılmış hali olduğunu bilmek demek.
Sinemada seyrettiğin her filmin sonunda isimler geçerken filmdeki “İsrail döllerini” saymak demek.

NATALİE VE ASHTON DA YAHUDİ DÖLÜ!

Natalie Portman’la Ashton Kutcher’ın güzel İsrail döllerinden niye biraz da ben faydalanamamışım diye hayıflanmak demek.
Her yıl dünyada bilime yaptıkları katkılarla Nobel kazanan “İsrail dölleri”yle gururlanmak demek.
Belki de hayatınızda adımınızı atmadığınız İsrail’in hükümetinin iyi kötü tüm yaptıklarından sorumlu tutulmak demek.
Her Allah’ın günü siyasetçisinden işportacısına, dinine, kitabına, imanına edilen küfürleri görmezden gelmeye çalışarak, güneşli günlerin keyfini çıkarmaya çalışmak demek.

HANİ KORKAK YAHUDİ’YDİK?

Ne ara “Korkak Yahudi’den ‘Öldürmeyi bilen Yahudi’ye transfer olduk?” diye düşünüp durmak demek.
Doğduğunuz, “Vatanım” dediğiniz, canınızdan çok sevdiğiniz, askere gidip vergisini verdiğiniz ülkenizin devlet kurumları tarafından “yabancı muamelesi” görmek demek.
Doğduğunuz ülkede hiçbir zaman yargıç, savcı, subay, bürokrat olamayacağınızı bilerek bir meslek seçimi yapmak ve ikinci sınıf vatandaşlığı normalleştirerek yaşamak demek.
Her yeni tanıştığın kişinin Türkiye’de eser miktarda kalan Yahudilerin hepsiyle akraba olduğunu sanmasına alışmak demek.
En beyazından Türk’ün bile, ikili sohbetlerde ayrımcılık söylemi yaptığını fark edince, “Ama benim çok Yahudi arkadaşım var!” cümlesine sessizce gülümsemeyi öğrenmek demek.
Türkiye’de her gün ibadethanelerine, okuluna girerken, havaalanlarından daha sıkı güvenlik kontrollerinden geçmek zorunda olmak demek.


BİTSİN ARTIK BU NEFRET SÖYLEMİ!

Havraya giderken, “Umarım bu kez bombalamazlar!” diyerek tırsmak demek.
Havradan çıkarken, “Suç mahallinden kaçar gibi” koşar adımlarla kapıdan uzaklaşmak zorunda olmak demek.
Öfke anında akla ilk gelen “küfür” olmak demek.
Yeni nesil “İsrail döllerinin” bu ağır yüke katlanamayıp başka ülkelerde hayat kurmayı tercih etmesine yüreğinin dayanamaması demek.
Bir nesil sonra Türkiye’de hiç “İsrail dölü” kalmayacak olmasına rağmen, bu nefret söyleminin hiç bitmeyeceğini bilmek demek..

X