"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Başörtülü kadınla örtüsüz kadın kardeş olabilir mi?

BEN heyecan yapmıştım...

Elif Şafak, “Kadınlar Türkiye’de önemli bir yol ayrımına geldi. Ya gruplara ayrılıp birbirimizi tüketeceğiz. Filancalar, falancalar diye birbirimize önyargılarla bakacağız. Bu arada ataerkil söylem ve uygulamalar katlanarak artacak. Ya da anlayacağız ki, kadın olmaktan kaynaklanan geniş bir ortak paydamız var. Türbanlı-türbansız, Kürt-Türk, Sünni-Alevi birbirimizi destekleyeceğiz. Bütün bu kategorik ayrımların ötesinde kız kardeşlik kültürü oluşturacağız” deyince...
Olabilir gibi gelmişti.
Ama İlahiyatçı yazar Hidayet Tuksal’la konuşunca anladım ki, o mesele öyle kolay değil...
Herkesin kendi ajandası var, herkesin eteğinde biriktirdiği taşlar var, birbirine yaptığı suçlamalar var... Ben de saf saf, her şart altında kadın kadından yana tavır alır diye düşünmüştüm.
Yanılmışım.
Dindar kadınların bakış açısını göstermesi açısından Hidayet Tuksal’ın söylediklerini çok önemsiyorum.
Başka örtülü kadınlarla da konuşmak, onların da görüşlerini aktarmak isterim.

Başörtülü kadınla örtüsüz kadın kardeş olabilir mi


Örtülü-örtüsüz, muhafazakâr-muhafazakâr olmayan bütün kadınlar “kız kardeş” olabilir mi? Ve erkek egemenliğine karşı birlikte mücadele edebilir mi?
-Bu, 60’lardan sonra radikal feministlerin gündeme getirdiği ve denediği bir fikir. Türkiye’de de denendi. Mesela 28 Şubat döneminde feministlerle, Kürtlerle ve çeşitli gruplarla ortak çalışmalar yaptık. Ne yazık ki, herkesin bir önceliği oluyor ve o öncelikler üzerinden politika üretmeye kalkıyor. Herkesin de kırmızı çizgileri var. Sizi hayal kırıklığına uğratmak istemem ama “kız kardeşlik” laftan öteye gidemiyor... Bunun en büyük kanıtı da, bu ülkede yaşanan başörtüsü yasağı. Neredeyse üç nesli etkiledi. Üç nesil kadının iş hayatını, öğrenim hayatını, vatandaş olarak haklarını kullanmasını engelledi. Feminist hareketin de buna hiçbir şekilde etkili bir karşı çıkışı olmadı. Tek tüktür. Onlar da bireysel çıkışlardır. Haklı olarak dindar kadınlar o günlerde, onlar için hiçbir şey yapmayan o kadınlara güvenmiyorlar...

AK PARTİ’NİN OYLARI DÜŞMÜYORSA

Yani dindar kadınlar, “28 Şubat’ta bize bunlar yapıldı. Sizden tık yoktu. Şimdi size yapılıyor, bizden de tık beklemeyin!” mi demek istiyorlar...
-Sadece 28 Şubat değil ki! Başörtüsü yasakları, 12 Eylül 1980’den beri var. Bunu bile bilmiyor insanlar. NTV’de Ruşen Çakır benimle bir çekim yapmıştı ve şunu söylemişti; “NTV’nin bile böyle bir ambargosu var. Sen buraya çıkabilen ilk başörtülü kadınsın!” TRT’nin programına dinleyici olarak dahi gidemiyorduk. Yani başörtüsü yasakları çok ağır yaşandı. Biz hâlâ bunun etkisi altındayız. Bugün AK Parti’nin oyları düşmüyorsa geçmişte yaşanan kötü hatıraların tazeliğinden, canlılığından ve ağırlığından...
Pervasızca akıllarına her gelen şeyi söyleyen erkeklere karşı örgütlenmek, bütün kadınlar olarak güçlü bir ses çıkarmak mümkün değil o zaman!
-Bence değil! Çünkü dindar kadınlar, feminist harekete güvenmek yerine, önlerini açan AK Parti iktidarına itibar etmeyi tercih ediyorlar. Ama içeriden muhalefet ediyorlar ve ortalıktaki bu lafları da ciddiye almıyorlar.
Yani dindar kesimdeki kadınlar feministlere güvenmekten çok AK Parti’ye mi güveniyorlar? Kadınlar aleyhine bunca laf edebilen erkeklere...
-Güvenmek demiyelim buna, daha çok itibar etmek. Siz kime güvenirsiniz?
Valla, ben gün geçtikçe kadınlara, her tür kadına, kadın enerjisine daha çok güveniyorum...
-Ben yıllardır feminist hareketin içindeyim. Başörtüsü konusunda öyle bir duvarla karşılaştık ki, hem de yıllarca. En yakın arkadaşlarımla televizyona çıkardık. Sunucu derdi ki, “Başörtüsü meselesini konuşabilirsiniz!” O iki yakın arkadaşıma dönüp derdim ki, “Lütfen siz açın mevzuyu. Her zaman bir başörtülü bu konuyu konuşuyor olmasın. Ben de başka şeylerden bahsedeyim. Birleşmiş Milletler’le yaptığımız çalışmalardan falan. İkisi de, “Yok arkadaşım, başörtüsü meselesini sen konuş!” derdi. Bu, hep böyle oldu. Bu kadar basit bir şeyi bile yapmadı benim sevgili arkadaşlarım. Ve ben kızgınım onlara karşı. Bırakın onu, bu mesele çözüldü, bir tanesi arayıp da “Geçmiş olsun! Gözünüz aydın! Bu kadar senedir mesleğini yapamıyordun, para kazanamıyordun, toplumda itibarsızlaşmıştınız. Tebrik ederim, kutlarım... Neyse ki çözüldü!” demedi. Şimdi dindar kadınların onlara güvenmesini nasıl bekleyebiliriz ki?


Küpe de mekruh!

ARTIK gerçekten delirmişler.
Ve gülünç oluyorlar.
Erkeklerin küpe takması neredeyse demode oldu.
O kadar haber değeri yok ki.
Bundan 20-25 yıl önce, “Acaba gay mi?” diye şüphemiz olurdu.
Ama sonra kimsenin iplemeyeceği zamanlar geldi.
Şimdi artık orijinal bile değil.
Kimse, kimsenin ne taktığının farkında bile değil.
Diyanet hariç!
Herkese Osmanlıca öğrenmesini tavsiye ediyorsunuz.
Adlarını oraya buraya verdiğiniz anlı şanlı sultanların taktığı küpeleri nasıl açıklayacaksınız!


Paris yürüyüşü umutları tazeledi

HERKES söylenebilecek her şeyi söyledi. Yazılabilecek her şeyi yazdı. Hepimiz naklen o güzel mitingi izledik zaten. En çok da kurumsal değil, insani olması hoşuma gitti. Oradaki herkes bağımsız kişilerdi, kurum temsilcileri değil, liderler dışında. Onların da sembolik bir anlamı vardı, bütün Avrupa şiddete karşı...
Paris yürüyüşü umutlarımızı tazeledi!


Candan Erçetin-Beyaz atışması

İZLEMEDİYSENİZ mutlaka izleyin!
Bu kadar mı tatlı olur, bu kadar mı eğlenceli ve muzip olur...
Hınzır zekânın şahane örnekleri!
Kasılmış kalmış, gerginlikten ölen bir toplum için ihtiyacımız olan şey bu!
Olaylara böyle hoşgörüyle, mizahla, zekice bakabilmek...
Devamının gelmesini dört gözle bekliyorum.
Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

X