"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Annelik bana ne öğretti?

Hepsini yazabilmem mümkün değil. Hindistan’da bir kafede oturuyorum ve ilk aklıma gelenleri çiziktiriyorum. Hepinizin de Anneler Günü’nü kutluyorum. Annelik bana neler mi öğretti? Hadi başlayalım...

Haddimi!

“Onu da yaparım, bunu da yaparım!” yalan. Annelik, uçsuz bucaksız bir şey. Yetemiyorsun her şeye. Bir şeyler kaçıveriyor işte.

Ölümlü olduğumu!

Var ya ben çok cesurdum, “Bas, bas, bas!” diye bağırırdım motosiklette, otomobilde. Bir de şimdi gör beni. Göbek adım: Temkinli. Arabayı ben kullanmasam da ayağım sürekli frende. Uçak korkum da annelikten miras. Ölüm korkusu yani. Sonraki soru da şu: “Ölürsem yavruma n’olur?” Annelerin aklına bile getirmek istemediği cümle.

Sınırlarımı zorlamayı!

Tamam her şeye yetişemiyorsun, bazı şeyleri eksik kalıyor, korkuların var ama annelik sınırlarımı sonuna kadar zorlamayı da öğretti. 20’lerdeki beni sallar atarım! O süzme salakmış ya! Çok daha hızlı, becerikli ve iş bitiriciyim şimdi. Hep annelik yüzünden. Zorla adam ediyor insanı!

Annelik bana ne öğretti

Saf sevgiyi!

Sakajewa yani. Öyle bir kelime uydurmuştuk Alya ile. Bin yıl önce. Her akşam kitap okuyorduk birlikte. “Müzikli bir kelime icat edelim” dedik, “Hiç olmayan, anlamını sadece bizim bildiğimiz”. Öyle çıktı Sakajewa. Uyumadan birbirimizin kulağına fısıldardık. Küsünce, “Sakajewa” der barışırdık. Hâlâ kapı çalınca koşuyorum, Alya ise gelen, açmadan “Parolayı söyle” diyorum, “Amaaaan Anneeee!” diyor ama söylüyor “Sakajewa”. Yaratıcı olmayı öğretti annelik bana!

Birini kendimden daha çok sevmeyi!

Uğrunda düşünmeden, ikiletmeden öleceğim birinin var olduğunu öğretti. Kadın olduğum için kendimi sevmeyi, bir yavrum olduğu için, onu kendimden daha çok sevmeyi öğrendim.

Çocuğun senden ayrı bir varlık olduğunu!

Annelik bana, o “Yavrum, yavrum!” diye öldüğün çocuğun, kendi başına bir birey olduğunu da öğretti. Şimdilerde aldığım hayat dersi bu. Kızım 12 yaşına geldi, aramızdaki göbek bağını kesiyor. Ergen o. Bağımsız birey olmaya çabalıyor. Ben de ona ayak bağı olmak istemiyorum. Gerçi pek göstermesem de, ben ağlak ve bağımlı anne modeline yakınım. O yüzden bir sene süt verdikten sonra, bu işin bitmeye yakın olduğunu çakıp, “Dünya Sağlık Örgütü verebildiğiniz kadar süt verin diyor! Beş yıl daha vereceğim!” dedim. O dönem süt vermeyi, pedagog yardımıyla bırakabildim. Çocuk da değil, bendeydi sorun! Dünyanın en güzel ve en hastalıklı şeyi; birinin, size ihtiyacının olması ya, annelik de ondan şahane! Sonraları büyüyorlar, sana daha az ihtiyaç duyuyorlar. Ve eğer senin ruhunu, annelikten başka dolduran bir şey yoksa, onlar büyüyüp de sana eskisi kadar ihtiyaç duymadığında vay haline! Varlık sebebin ortadan kalkmış gibi hissedersin. Oysa, biz bu çocukların sahibi değiliz, gidiyor onlar.

Bitmez tükenmez bir suçluluk duygusu yaşamayı!

Sadece ben mi öyleyim, bütün anneler mi? Her şey benim suçummuş gibi geliyor. Tırnak mı yiyor? Benim yüzümdendir. Yaralarının kabuklarını mı soyuyor? Benim yüzümdendir!

Çocuğun ihtiyaçlarını her şeyin önüne geçirmeyi.

Alışveriş yaparken, kendini unutup, ona almaya başlıyorsun.

Çocuğunun senden utanmasını!

Belli bir yaşa geldikten sonra talimatlar başlıyor: “Okula gelme, herkesin içinde bana sarılma, seni seviyorum deme, topuklu giyme, fazla bakımlı ol, sıradan ol... Utanıyorum yoksa!”

Kırk fırın ekmek yemen gerektiğini.

Özellikle teknoloji söz konusu olduğunda onlara yetişmenin imkânsız olduğunu...

Ortak ilgi alanlarını hep sıcak tutmak gerektiğini.

Yoksa uzaklaşıyorsun, her geçen yıl daha da uzaklaşıyorsun, ve çocuğunla ayrı düşüyorsun.

Doğurmak gerekmediğini.

İlle de bedeninden çıkarman gerekmiyor o çocuğu yani. O çocuğun, ille de insan formunda olması da gerekmiyor. Bir köpeği de, kediyi, tavşanı da çocuğun kadar seversin, onlar da çocuğun olur...

Aile olmayı.

Şöyle ki, hediyem annelikti. Anneliğin içinde geldiği pakette, aile de vardı. Aslında biz, aile olalım diye yola çıkmadık. Çocuk yapalım da demedik. Oldu. Ah nasıl mutluyum. Eğer doğru adamla çocuk yapmışsanız, aile olmak tadından yenmeyecek bir şey. Hayatta yaptığım en iyi şey. Tabii ki şans işi ama emek de vermek gerekiyor. Elimden geleni yapıyorum. Aynı şekilde sevgilim de.

Sadece kadına özel bir durum olmadığını.

Şunu anlatmaya çalışıyorum, kimi anneler var ki, anne değil. Kim babalar var ki, daha çok anne! Yarın sadece annelerin değil, anne gibi babaların da Anneler Günü kutlu olsun. Babalar Günü’nde de baba gibi annelerin...

X