"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

2015’te herkese eşitlik ve adalet... Deniz Seki’ye de!

Geçen hafta Deniz Seki’nin yeniden tutuklanmasına isyan eden biri yazmış, sizin de bu konudaki görüşlerinizi merak etmiştim.

Pek çok e-mail geldi, öncelikle teşekkür ederim. Size hangi konuda fikrinizi sorsam katılım muazzam. Sağ olun, var olun. Burada bir kısmını paylaşıyorum.

Benimle aynı görüşte olanlar var.

Deniz Seki’ye haksızlık yapıldığını, vicdanının rahatsız olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Ama tabii beni duygusallıkla, hatta saflıkla suçlayanlar, objektif bakamadığımı iddia edenler de var.

Onlara göre Seki suçlu.

Onların bir kısmı günah keçisi değil, günahın ta kendisi olduğunu düşünüyor.

Zamanında Bayhan için ‘cezaevine girmiş birinin topluma rol model olamayacağını’ söylemesini affedemeyenler, “Etme bulma dünyası, sen söyledin, şimdi senin başına geldi!” diyenler de var.

Aynı şekilde evli bir adamla ilişki yaşamış olmasının asla tasvip edilmeyecek bir şey olduğunu ileri sürenler de...

Her tür görüş mevcut. Bir de hâkim yorumu var. “Kimsenin Seki’yle alıp veremediği bir şey yok” diyor, gerekçeli kararı eklemiş. Karar çok uzundu, buraya sığmadı, ilgilenenler hürriyet.sosyal’den okuyabilir.

Fikrimi değiştirmiş değilim.

Benim vicdanım rahatsız.

Başkaları için uygulanmayan bir maddenin, Deniz Seki için uygulanmasını haksızlık olarak değerlendiriyorum hâlâ.

Hapse atılmasını, yoruma bağlı bir eylem olarak görüyorum. Kabul edilmese de sonuna kadar inkâr edilse de Seki hâlâ günah keçisi! Başkaları için tanınan yeniden yargılanma hakkı, ona neden tanınmıyor?

2015’in Deniz Seki dahil herkes için daha adaletli bir yıl olmasını diliyorum.

EVLİ BİR ADAMLA BİRLİKTE OLDUĞU İÇİN!

2015’te herkese eşitlik ve adalet... Deniz Seki’ye de

Bütün bunlar, evli bir adamla birlikte olduğu için başına geldi... Resmen, “Oh olsun!” deniyor. Çok acı bir intikam alma yöntemi değil mi? Ama ahlak kumkuması bir toplumuz artık! Bir tane klişe lafın arkasına sığınıp Allah ne verdiyse giydiriyorlar. Seki, şu an ikinci kez cezaevinde. Zaten daha önce cezasını çekmedi mi? İçeride boşuna geçirdiği yılların hesabını kim verecek? Ayrıca biz biliyoruz ki, bu ülkenin toprakları, suçsuz yere içeri hapsolanlarla dolu. Çocuklar babasız büyüdü, kimisi de hastalandı ve maalesef öldü. Deniz Seki, uyuşturucu kullandığını, ancak satmadığını söyledi. Bunun cezasını da çekti. Şimdi hangi gerekçeyle yeniden mahkûm oldu? Türkiye’de bütün hırsızlar, rüşvet alanlar serbestçe geziyor! Bu güzelim topraklarda yaşamaktan usanır olduk. (Merve U.)
(Ben de sizin gibi düşünüyorum. Ve 2015, hepimize daha adil ve daha eşitlikçi bir adalet anlayışı getirir inşallah!)

GÖZYAŞI KİMSEYİ MASUM YAPMAZ!

Dava dosyalarını okumuş ve tapeleri dinlemiş bir avukatın, fiziki takibi de ele alarak yaptığı yorumları radyodan dinlediğimde, konunun aslında hiç de yansıttığınız gibi olmadığını anladım. Gözyaşı, kimseyi masum yapmaz! Bunu ön plana çıkararak algı oluşturma çabalarınız hiç hoş değil. Dışarıda kalan suçlularla ilgili tespitleriniz ne kadar doğruysa, Deniz Seki’yi melek yapma çabalarınız da bir o kadar yanlış! (Mahmut T.)

(Kimseyi melek yapmaya çalıştığım filan yok. Sadece adaletsizlik kanıma dokunuyor! Benim dinlediğim avukatlar ve hukuk adamları da öyle söylüyor.)

AF DEĞİL YENİDEN YARGILANMA

Biz de Seki’ye haksızlık yapıldığını düşünenlerdeniz. Ama umutlarımız bitmiş değil! En büyük umudumuz change.org sitesinde başlatmış olduğumuz imza kampanyası. Seki’nin suçsuz olduğuna inanan pek çok insan var, siz de destek olun. Biz, af değil yeniden yargılanma istiyoruz. #DenizSekiyeAdalet istiyoruz.

https://www.change.org/p/t-c-anayasa-mahkemesi-deniz-seki-ye-adalet (Gizem Ö.)

(Bu kampanya beni sevindirdi. Birlikten güç doğar. Ben de hemen şimdi imzamı atacağım.)

SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK DEĞİL!

Ben olaya sizin kadar saf bakamıyorum. “Yok talihsizlikmiş, yok günah keçisiymiş, yok dışarıda onca suçlu varken Deniz Seki’ye yazık olmuş!”

Evet, keşke dışarıdaki tüm suçlular da cezalarını çekse. Ama onlar cezalarını çekemiyor diye, Seki’yi sütten çıkmış ak kaşık durumuna sokmayalım lütfen! Öyle bir günde tutuklanmadı. 6 ay ila bir yıla yakın takip edildi. Bakıldı ki sadece içici değil, işi ticarete dökmüş, başkalarına uyuşturucu sağlar hale gelmiş, o zaman tutuklandı. Ayrıca bu iş sadece Deniz Seki’nin de başına gelmiyor. Birçok kişi polis tarafından uzun süreler takip ediliyor, emin olunuyor ve tutuklanıyor. Seki göz önünde biri olduğu için olay allanıp pullanıyor. Aynı durumda yüzlerce kişi var. Onlardan bahseden yok, onlara “Yazık!” diyen yok. Onlar, evlerine ekmek götürme için bu işe bulaştı. Peki Seki ne halt yemeye bu işin içine bulaştı? Lütfen evlatlarımıza bu kadar kötü örnek olan birini acınır hale sokmak için uğraşıp durmayın. (Gülşen Ö.)

(Öncelikle kimseyi acınır hale sokmak gibi bir niyetim yok. Sadece hukuki ve sosyal bir adaletsizliği önlemeye çalışmak gibi bir derdim var. Bu bir. Siz yolsuzluktan içeri girmesi gereken insanların, sokaklarda sütten ak kaşık olarak dolaşmasını sindirebiliyorsanız, benim midem de Deniz Seki’nin sokaklarda serbest dolaşması gerektiğini kabul ediyor! Bu da iki. Ayrıca, Seki’nin insanlara uyuşturucu sattığına dair delil-melil yok ortada, arkadaşlarıyla birlikte içmesini, temin etmek fiiline bağladıkları için içeride. Yoruma bağlı bir eylem.)

BONZAİ BELASI

Geçen günkü yazınızda, “Bonzai satanlar elini kolunu sallayarak geziyor!” demişsiniz. Çok doğru. Aynen öyle. Benim yeğenim 1992 doğumlu ve iki senedir bonzai içiyor. İstanbul Güneşli’de oturuyor ve çevrelerinde içmeyen insan yok. Annesi başta olmak üzere ne yapacağımızı bilmeden, mücadele etmeye çalışıyoruz kendi çapımızda. Bakırköy AMATEM’e götürdük. “N’apılabilir?” dedik, “Kem, küm!” dediler, elimiz boş döndük, satanlarla mücadele etmek istedik. Öyle böyle değil, Güneşli bonzai cenneti, kafelerde, sokaklarda her yerde var. Yeğenim ve arkadaşları, polislerin bile buna göz yumduğunu ve hatta daha ileri giderek sattığını söylediler. Ne kadar doğru bilmiyorum tabii. Satan adam 50 liraya koca paket bonzaiyi verirken, “İçmeyin evladım, öldürür!” diyerek, vicdanını rahatlatmayı da ihmal etmiyormuş! Bu bonzai çok can aldı, almaya devam ediyor ve hâlâ serbestçe satılıyor. Deniz Seki’yi hapsedeceklerine, şu bonzai satışını durdursalar! Onları satanları soksalar içeri, minnettar kalacağız! (Esra Ş.)
(Siz benim söylemek istediğim her şeyi söylemişsiniz zaten, teşekkür ediyorum. Umarım bir an evvel yeğeniniz şu bonzai illetinden kurtulur!)

SÖZ KONUSU YARGITAY KARARI TAM METNİ

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas No : Karar No : İtirazname :
2013/10-637 2014/137 2012/291396
Y A R G I T A Y K A R A R I
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi
Mahkemesi : İSTANBUL 9. Ağır Ceza
Günü : 22.05.2012
Sayısı : 105-113
Davacı : K.H.
Sanık : Deniz Seki

TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; uyuşturucu madde ticareti suçundan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan sanığın, 5237 sayılı TCK'nun 37/1. maddesi uyarınca fiili gerçekleştiren fail olarak mı, yoksa aynı kanunun 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla mı sorumlu olacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapıldığı yönünde gelen 25.06.2008 günlü ihbar üzerine, İstanbul ili Küçükçekmece, Beşiktaş, Bağcılar, Eyüp, Fatih, Kadıköy, Bahçelievler, Şişli, Sarıyer ilçelerinde ve Diyarbakır ilinde; Hakan Çınar liderliğinde örgütlenerek uyuşturucu madde ticareti yaptıkları tespit edilen örgütün lider ve elemanlarının faaliyetlerini sona erdirmek maksadı ile 27.09.2007 tarihinde BORA-06 isimli planlı istihbarat faaliyeti başlatıldığı, yapılan istihbari faaliyetler neticesinde haklarındaki hüküm inceleme dışında bulunan sanıkların kullandığı cep telefonları tespit edilerek, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 07.07.2008 gün ve 965 sayı ile iletişimin tespiti kararı alındığı, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 08.10.2008 gün 1613 sayı, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 22.01.2009 gün ve 213 sayı ile gizli soruşturmacı görevlendirilmesine karar verildiği,
İletişim tespitleri sırasında sanık Deniz Seki'nin "Murat" ve "Keke" kod adını kullanan Sinan Yüksel ile uyuşturucu ya da uyarıcı madde alışverişine yönelik olarak telefon görüşmeleri yaptığının tespit edilmesi üzerine 13.11.2008 tarihinde sanıkla ilgili de iletişim tespiti kararı alındığı,

Adli Tıp Kurumunun 01.07.2009 tarihli raporunda; “Deniz Seki'nin bulunduğu otel odasında ele geçirilen; 1 adet nargile düzeneği şeklinde pet şişe, kırmızı metal kutu, üzeri desenli metal kutunun kokain ve phenacetin ile, çok sayıda kağıt parçasının kenevir ile, 3 adet kağıt parçası ile 2 adet sigara sarım kağıdı parçasının esrar ve phenacetin ile bulaşıklı olduğu, 1 adet plastik boruda uyuşturucu madde bulaşığı olmadığı, Polis Kriminalce tamamı deneylerde kullanıldığı için iade edilemeyen 8 gram maddenin kenevir bitkisi kırıntıları olduğu ve 0.32 gram toz esrar elde edilebileceği" tespitlerinde bulunulduğu,
İletişim tespit tutanaklarına göre; sanık Deniz'in, sanıklar Sinan, Abdullah ve Erdal'dan hemen hemen hergün ya da iki günde bir olmak üzere içilebilir türden bir kısım maddeler satın aldığı, bir kısım görüşmelerde yanında bulunduğu ve birlikte aynı ortamı paylaştığı arkadaşları için de madde istediği, maddeleri “taş", "kuş", "tuş", "kız", "geçenkinden", "kestane kebap", "pamuk şekeri" ve benzeri sözcüklerle ifade ettiği, görüşmelerde satıcılarla; “sen de paranı kazan, bu da senin ekmek kapın”, “git sat”, “sepet altı 5 tane 2-3”, “10 tane 5-5, utandım bi an”, “500 lira borcumu ödeyeceğim, ondan ben zırnık içmedim yamyamlar içti”, “ben nasıl anlatayım, paylaşıyorum da kendim için değil”, “8 taş 4 kuş ama az koma e mi”, “hayır 7 taş 4 kuş ben istemiyorum”, “uyumadıysan, ben değil arkadaşım tutturdu ara beni”, “kendime değil bunlar deli gibi arıyorlar, ben de arayayım dedim”, “ya ben kendime istemiyorum oğlum”, aynı görüşmede satıcı tarafından madde olmadığı söylenince; “ayıp ediyorsun, para kazanacan 10 tane alacaktım”, “Neşe'ye paspas”, “seni arayan numaraya dönüp bişey götürür müsün, yediler beni yine”, Diyar'dan bir şey istedikten sonra “bi de bi kıyağın sürprizin oldun abicim”, “Sen para kazanacaktın aptal”, “seni ne çok aradılar o gece, yediler, yediler beni”, “2 tuş 1 kuş paspas altı Hüsnü rica etti, kullanma amacıyla uyuşturucu madde bulundurmaktan soruşturma dosyası ayrılan Neşe; “sigaramız yok hiç biliyorsun değil mi” deyince; “getiriyorum getiriyorum, istesene abi”, "Beni düşürdüğün duruma bak, şu an kriz geçiriyorum falan tarzı, anladın mı beni, ben alıştırdım.com, o yüzden sinirim bozuldu. Eğer müsaitsen geri ara, istersen git ver onlara bir şey. Çünkü canımı sıktılar benim", “Murocum git paranı kazan, ben burda yokum ve sıkkın canım beni yiyorlar, 'abla sen bi ara' diye git paranı kazan”, “bi de fazla paradan sat bu şartla gelirim diye”, “yine arayacaklar sen müsaitsen küçük olsa da bi hatırım varsa git de beni yemesinler”, “sattıysan o kadar mutlu olacam ki” , “bi de Kazım'la onları 150 den sat hatta", “bu da senin geçim kaynağın, haksızlık etmemek lazım”, 26 Kasım 2009 da Diyar'a; “ıslaktı herhalde yağmurda ıslanmış gibiydi, haberin olsun”, “bana bi tane de bonus yap”, Neşe'ye; "Diyar Abi'yi ararım oraya gelebilir mi" diye sorunca Neşe de "tamam gelebilir", “400 vericem 2-2 eğer mümkünse, 3- 2 olsa yeni yıl hediyesi”, “10 tane olur mu” , “8 tane diyelim, yol dahil fiyatı bana yaz abicim”, “daha iyi kuş var, bu seferki güzel değildi haberin olsun”, “1 tane fazla olsa olur mu, yani 5”, “300 dün 300 bugün 600 vereceğim, bana 3 taş 2 kuş olmaz mı abisi”, Sinan'a Abdullah Haner'den bahsederek; “başka bi tane daha taksici var, ben baştakini tanıyorum”, Diyar'a; “Apo abiyi gönder”, "3 taş 2 kuş, biri bonus olsun", “stüdyoya gelir misin, borçlarını da ödeyecekler”, Sinan “kaç kişisiniz” diye sorunca; “iki kişi”, “çok süper çocuklar geldi haberin olsun”, “bir- iki ise uğramayayım”diyen Sinan'a; “2-2”, “3 taş 2 kuş”, 27 Ocak'ta saat 02.00 de Diyar'dan madde istedikten ve saat 02.10 da Diyar kapıyı açmasını söyledikten sonra saat 02.15 de Meltem'e; “hadi bekliyorum sana bir sürprizim var” şeklinde görüşmeler yaptığı ve SMS (Short Message Service) gönderdiği,
08 Şubat 2009 tarihinde sanık Sinan yanında iken x şahsı aradığı, telefonu Sinan'a vererek görüşme yapmalarını sağladığı, x şahsın Sinan'a "istediğinden yok abi şu an" dediği, saat 03. 57 de Sinan'la konuştuğu, bir yerde buluşmak üzere anlaştığı, saat 04.01 ve 04.30 da x şahısları aradığı, onlarda da mal olmadığını öğrenince, saat 04.33 de Diyar adını kullanan Erdal'ı arayıp Erdal adına hareket eden Abdullah'ı çağırdığı, 04.38 de Abdullah'ı (Apo) aradığı, Şişli Camii'nin yakınlarındaki Migros önünde buluşmayı kararlaştırdıkları, görüşme sırasında yanında diğer sanık Sinan'ın da bulunduğu, hatta sanığın telefonu ile bir kısım görüşmeyi Sinan'ın yaptığı, saat 04.42 de tekrar Abdullah (Apo) ile konuştuğu, saat 05.00 da “onlar buluştular” şeklinde Erdal'la konuştuğu, Erdal'a; "için rahat olsun, benden bir kancıklık çıkmaz" dediği, 10 Şubat 2009 günü saat 01.41 de Erdal'a; "senin numaranı arkadaşıma verdim” dediği, saat 01.44 de Sinan'ın Erdal'ı aradığı ve Şişli Migros'un önünde buluşmayı kararlaştırdıkları, saat 01.55 de yapılan görüşmede Erdal'ın "geldi mi arkadaş" diye sorduğu,
Özel Dairece sanığın arkadaşları ya da yakınları için diğer sanıklar Sinan, Abdullah ya da Erdal'dan istediği maddeler ele geçmeyip kriminal incelemesi yapılmadığından uyuşturucu ya da uyarıcı madde olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle sabit olan fiilinin, Sinan Yüksel ve Erdal Saka arasında irtibat sağlayarak, Sinan'da ele geçirilen kokainin Sinan tarafından Erdal'dan satın alınmasına yardım etmekten ibaret olduğu dikkate alınarak, TCK'nın 39. maddesi uyarınca cezasından indirim yapılması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına oyçokluğuyla karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, önceki görüşmelere konu maddeler ele geçmese dahi dosya kapsamına göre uyarıcı madde olarak kabul edilmesi gerektiği ve sanığın TCK'nun 37. maddesi uyarınca fail olarak sorumluluğunun bulunduğu görüşü ile itiraz kanun yoluna başvurulduğu,
Anlaşılmaktadır.

Haklarındaki hükümler kesinleşen sanık Sinan Yüksel, Abdullah Haner ve Mecit Çam dışındaki diğer sanıkların beyanlarında incelemeye konu sanıkla doğrudan ilgili bir anlatım bulunmamaktadır.
Uyuşturucu madde ticareti ve suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarından hakkındaki mahkûmiyet hükümleri kesinleşen sanık Sinan Yüksel aşamalarda; kokain kullanıcısı olan sanık Deniz'e bazen hergün, bazen gün aşırı, bazen üç günde bir olmak üzere günlük iki ya da üç tane, hatta bir seferinde altı tane uyuşturucu madde satttığını, Deniz'in iddianamede belirtildiği gibi uyuşturucu satışına hiçbir şekilde aracılık etmediğini, telefon görüşmelerinde geçen "kuş" tabirinin toz, "tuş" tabirinin ise taş kokain için kullanıldığını,
Uyuşturucu madde ticareti suçundan hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanık Abdullah Haner aşamalarda; kullanıcı olan sanık Deniz'e evinin kapısına kadar giderek maddeyi paspasın altına koymak ya da kapının arkasından uzatmak suretiyle kokain temin ettiğini,
Sanık Deniz'in şoförü olup uyuşturucu madde ticareti suçuna iştirakten hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanık Mecit Çam aşamalarda; sanık Sinan'ı "Murat" olarak bildiğini, uyuşturucu madde satıcısı olduğunu patronu olan Deniz'den öğrendiğini, Abdullah Haner'i de "Apo" olarak bildiğini, Deniz'e getirdiği uyuşturucu maddeleri verdiğini, Deniz'in evinde arkadaşları ile beraber uyuşturucu madde kullandığını, Kuruçeşme'deki evine ya da oteldeki odasına arkadaşı Hüsnü Şenlendirici ya da Ebru Sezgin'le kaldığı zaman Abdullah'ın CD kutusu içerisinde getirdiği uyuşturucu maddeyi götürdüğünü, Neşe Ünal'la kaldığı sırada da yine Abdullah'ın getirdiği CD kutusu içerisinde bulunan uyuşturucu maddeyi Deniz'e verdiğini, sanığın basın danışmanı olan Ebru Sezgin ya da Hüsnü Şenlendirici veya Neşe Ünal'a uyuşturucu madde temin edebilmek maksadıyla Abdullah ve Sinan'ı göndermiş olabileceğini, zaman zaman Sinan'ı arayarak kendisinde toplanıldığını, arkadaşları ile birlikte olacağını, gelirken yanında uyuşturucu madde getirmesini söylediğini, Sinan'ın da bazen Deniz'de kalıp sabah erkenden çıktığını, bazı zamanlarda da Deniz'in iş çıkışı bizzat Sinan'la buluştuğunu, ondan mal aldığını, daha sonra da evde arkadaşlarıyla toplanarak içtiklerini, madde kullandıklarını eve eşiyle gittiğinde gördüğü dağınıklıklardan ve malzemelerden tahmin ettiğini, Deniz'i madde kullanımından dolayı sık sık uyardığını,
Kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçundan hakkındaki soruşturma dosyası ayrılan Hüsnü Şenlendirici; kokain kullanan sanık Deniz'in telefon görüşmelerinde "taş, tuş" diye taş kokainden bahsettiğini, ancak kendisinin hiç kullanmadığını, bir görüşmesinde sanıktan "Deksatoni" adlı uyku ilacı istediğini, onun da kendisine uyku hapının yerini tarif ettiğini, uyku ilacı dört parçaya bölündüğü için "çok minik" dediğini,
Tanık Funda Şebnem Özkan; sanık Deniz'in Hüsnü ile beraber yarım litrelik şaşal su kabına düzenek hazırlayarak kokain içtiğini gördüğünü, bu olaya birkaç defa şahit olduğunu, yine sanığı yanlız olarak ve Hüsnü ile birlikte beyaz renkli tuza benzeyen toz bir maddeyi bir tabak içerisine koyup kartla ufalayarak rulo halinde bir kağıt ile burunlarına beraber ve yalnız çektiklerini gördüğünü, bu maddenin toz kokain olduğunu öğrendiğini, sanık yakın arkadaşı olduğu için uyuşturucudan kurtarmak amacıyla defalarca ikazlarda bulunduğunu ve psikiyatriste götürdüğünü ama sonuç alamadığını,
Tanık Şengül Çam; bir süre önce sanığın yatak odasında içerisine kalem sokulmuş pet şişe gördüğünü, daha sonra da sıkça ev temizliğini yaptığı zamanlarda da aynı şekilde çokça şişe gördüğünü, ne amaçla kullanıldığını sanığa sorduğunda kokain içmekte kullandığını belirterek, Hüsnü Şenlendirici ile beraber kullandığını söylediğini, eve çok sık olarak sanığın arkadaşları olan Hüsnü, basın danışmanı olan Ebru, yakın arkadaşı Neşe ve çocukluk arkadaşı Şebnem'in geldiklerini,
Beyan etmişlerdir.

Sanık Deniz Seki Cumhuriyet Savcılığınca müdafii eşliğinde alınan 16.02.2009 tarihli ifadesinde; "...Ben bir takım sıkıntılarımı atlatmak amacıyla kokain kullanmaya başladım. Yaklaşık beş altı aydan bu yana bu maddeyi kullanırım. Maddeleri Murat ve Apo olarak bildiğim şahıslardan aldım. Bazen hergün, bazen üç günde, beş günde bir alırdım. Bazen bu maddeyi Neşe Ünal, Hüsnü Şenlendiriciyle de aldığım olmuştur...Zaman zaman tapelerde görüşmelerde Zeynep adının geçmesinin sebebi, bu ismi benim seviyor olmam ve Murat isimli kokain aldığım şahsın kendi telefonunda beni bu isimle kaydetmiş olmasıdır. 7 numaralı tapedeki 'kız' tabiri uyuşturcu madde için kullanılmıştır. 15 nolu tapede Murat'tan uyuşturucu madde istiyorum. 16 numaralı tapede Taylan isimli arkadaşın ofisindeyken Murat'tan uyuşturucu madde istemiştim, ancak Taylan ne istediğimi bilmiyordu...30 nolu tapede; muhtelemen yanımdaki kişilerin aldığım uyuşturucu maddeleri kullandıklarını, bana içmek için uyuşturucu madde kalmadığını söyleyerek yeniden uyuştrucu madde istiyorum, bu istediğimi Murat getirememişti. 33 nolu tapedeki görüşme de yine Neşe ve Hüsnü'nün yanımda olduğu bir sırada yapılmış olabilir, bir önceki tapedeki savunmam geçerlidir... 42 nolu tape; bu görüşmede de Neşe'nin oraya uyuşturucu madde istiyorum, Neşe ile birlikte uyuşturucu madde içiyorduk... Genelde uyuşturcu maddelerin parasını ben verirdim, ancak arkadaşlardan da uyuşturucu madde parası veren olmuştu. Zaman zaman getiren kişiye bu parayı verirler... 51-55 nolu tapelerde benim iyiliğim için bazen getirmeme gibi durumlar oluyor, o nedenle arkadaşlarımı araya katarak getirmesini temin etmiş olabilirim.. 59 numaralı tapede yine Murat'tan uyuşturucu madde istiyorum... 75 nolu tapede Hüsnü muhtemelen benden uyuşturucu istemem için ricada bulunmuştur, ben de aramışımdır. Bu ortak paylaşımla ilgili bir konudur... 145 nolu tapede, arkadaşlar beni bayıltana kadar ısrarda bulunuyorlar, muhtemelen yine İsmail isimli müzisyen arkadaşım sıkıştırmıştır. Ben de ısrarına dayanamayarak Murat'ı aramışımdır. 296 nolu tapede; Murat, benden Diyar'ın telefonunu istemişti, ben de kendisine verdim, o da kendisinde mal kalmadığı için Diyar'dan uyuşturucu madde kendisi için istemişti", sorgu hakimliğinde müdafii eşliğinde; "...Sinan Yüksel'i Murat olarak tanıyordum, Abdullah Haner'i de birkaç kez görmüştüm, bu şahıslardan uyuşturucu almıştım, telefon görüşmeleri ile ilgili C.Savcılığında gerekli açıklamaları yaptım, kimseye menfaat karşılığı uyuşturucu madde temin etmiş değilim, suçum uyuşturucu kullanmaktan ibarettir...", kovuşturma aşamasında; "...Kimseye madde temin etmedim. Aracılık yapmadım. Bir başkasının satışına aracılık etmedim. Ayrıca benden bu maddeyi temin ettiğini iddia eden hiç kimse de yoktur... Hakkımdaki iddiaları asla kabul etmiyorum, sadece kendime verdiğim bir zarar sözkonusudur, 7-8 ay kadar maddeyi kullandım. Pişmanım, hiç kimseye aracılık etmedim...",
Şeklinde savunmalarda bulunmuştur.
5237 sayılı TCK’nun “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin konumuza ilişkin olan 3 ve 4. fıkraları;
“(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretine ilişkin fiiller; bu maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, nakli, depolanması, kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması olup, "imal", "ithal" ve "ihraç" etme suçlarına göre ayrı bir suç olarak üçüncü fıkrada tanımlanmıştır. Fıkrada düzenlenen suçun oluşabilmesi için belirtilen seçimlik hareketlerden herhangi birisinin yapılmış olması yeterlidir.
Fıkrada sayılan seçimlik hareketlerden "başkalarına verme" kavramı üzerinde durulmalıdır. Uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri başkalarına verme; bir kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan uyuşturucu maddeyi satma veya satışa arz etme sayılmayacak şekilde ve bedel almadan başkasına devretmesidir. Bunun için uyuşturucuyu verecek kişi ile alacak kişinin iradelerinin uyuşması ve maddenin zilyetliğinin devredilmesi gerekir. Failin uyuşturucu ya da uyarıcı maddeyi herhangi bir maddi karşılık olmaksızın kullanmak üzere başkasına vermesi de bu kapsamdadır.
Dördüncü fıkraya göre de, uyuşturucu maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması, bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların konu bakımından nitelikli unsurunu oluşturmakta ve bu fıkralara göre verilecek cezaların artırılmasını gerektirmektedir.
Öte yandan, uyuşturucu ya da uyarıcı madde suçlarının çoğu zaman birden fazla kişi tarafından iştirak halinde işlendiği yargılama dosyalarından bilinmektedir. Üstlendikleri roller ve eyleme katılma durumuna göre sanıkların suçları nitelendirilecek ve haklarında 5237 sayılı TCK'nun 37, 38 ve 39. maddeleri gereğince uygulama yapılacaktır. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından "faillik" ve "yardım etme" kavramları üzerinde de durulmalıdır.

TCK'nun 37. maddesinde; "1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hükme yer verilerek, birinci fıkrada müşterek faillik, ikinci fıkrada ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda maddenin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki; "Müşterek faillik için olay mahallinde bizzat bulunmak zorunlu değildir. Uzaktan da olsa, mesela telsiz ile fiilin işlenişini yönlendirmek suretiyle müşterek fail olarak suçun icrasına iştirak mümkündür" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 8. Bası, 2013, s. 478), "Suçun işlenişine katkıda bulunanların bu sebeple müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde de müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir" (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2013, s.429) şeklindeki görüşler ve yerleşik yargısal uygulamalar göz önüne alındığında, müşterek faillik için "failler arasında birlikte suç işleme kararı olması" ve "suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulması" şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının suçun işlenmesi açısından taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.
İştirak; bir kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden fazla kimse tarafından işbirliği içinde işlenmesini ifade eder. 5237 sayılı TCK sisteminde suça iştirak eden herkes, sırf iştirak ettiği için değil, suçun işlenişindeki katkısı ve bu katkının önemine göre cezalandırılmaktadır. Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirenlerden her biri fail olarak sorumlu tutulmakta, böylece suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurarak suçu işleyen kimseler, suç için kanunda öngörülmüş ceza ile cezalandırılmaktadır.

Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup, kanunda şeriklik; azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olmayan suç ortağı, gerçekleşen fiilden, "bağlılık kuralı" uyarınca sorumlu olmaktadır.
Yardım etme, asli iştirakin dışında kalan, fakat sonucun meydana gelmesi bakımından nedensellik değeri taşıyan hareketi ifade eder. Burada fiil üzerinde hâkimiyet kurulmamakta, sadece suçun icrası kolaylaştırılmaktadır. Yardım edenin hareketi asli faile nazaran suçu oluşturucu ve yapıcı bir nitelik taşımayıp, destekleyici, hazırlayıcı veya kolaylaştırıcı bir durum arzettiğinden yardım eden ikincil bir konumda yer almaktadır.
TCK'nun 39. maddesinde yardım etme; "1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde tanımlanmış,
40. maddesinde ise bağlılık kuralı; "1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir.
TCK'nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmıştır.
2- Manevi yardım ise;
a) Suç işlemeye teşvik,
b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, şeklinde belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, TCK'nun 37 ve 39. maddelerindeki açık düzenlemeler uyarınca suçun kanunî tanımında yer alan fiili gerçekleştirenler "fail" olarak kabul edilirken, suçun kanunî tanımında yer alan fiili gerçekleştirmeyen, ancak suç işlemeye teşvik eden veya suç işleme kararını kuvvetlendiren veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat eden, suçun nasıl işleneceği hususunda yol gösteren veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlayan, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştıran kimseler ise "suça yardım eden" olarak sorumlu tutulmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Kaldığı otelde yapılan aramada 0,32 gram esrar, beş adet esrar bulaşıklı kâğıt parçası, iki adet kokain bulaşıklı metal kutu ve nargile düzeneği haline getirilmiş pet şişe ele geçen sanık Deniz'in, telefon görüşmelerine konu olan ve satıcılardan istediği maddelerin de kokain olduğunu belirtmesi, Cumhuriyet savcılığınca müdafi eşliğinde alınan ifadesinde bazen yanında bulunduğu arkadaşlarının istek ve ısrarları üzerine onlar için de kokain istediğini, çoğunlukla ödemeyi kendisinin yaptığını savunması, telefon görüşme tutanaklarından da başkalarına temin etme hususunun tereddüte yer vermeyecek şekilde anlaşılıyor olması, uyuşturucu madde ticareti suçuna iştirak etmeden mahkûm olan sanık Mecit ile tanıklar Funda Şebnem ve Şengül'ün de kokain kullanıcısı olan sanığın bazen arkadaşları ile birlikte de kullandığını ve bu amaçla kokain satın aldığını beyan etmeleri, sanıklar Sinan Yüksel ve Abdullah Haner'in sanığa kokain sattıklarını kabul etmeleri ve adı geçen sanıklarda kriminal analiz sonucunda kokain olduğu tespit edilen maddelerin ele geçmesi karşısında, uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûm olan inceleme dışı sanıklarda ele geçen kokainlerin öncekilerin devamı niteliğinde ve telefon görüşmelerine konu önceki maddelerin de uyarıcı maddelerden kokain olduğunun kabulü gerekmekte olup, böylelikle görüşmelere konu maddelerin ele geçmediğinden bahisle uyuşturucu ya da uyarıcı madde olarak kabul edilmeyeceği ileri sürülemeyecektir.
Sanıkların telefon konuşmalarında uyuşturucu ya da uyarıcı maddeden sözedilmeyip, onun yerine "taş", "tuş", "kuş", "kız" vb... şeylerden bahsedilmekte ise de, uyuşturucu ya da uyarıcı madde ticareti suçunun işlendiği sabit kabul edilen ve kesinleşen diğer yargılama dosyalarında dosyalardaki telefon konuşmalarında da benzer şifreli kelimelerin kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Kaldı ki, sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlerken yaptıkları telefon görüşmelerinde açıkça uyuşturucu ya da uyarıcı madde isimlerinden sözetmelerini beklemek hayatın olağan akışına da uygun düşmemektedir.
Öte yandan, sanık Deniz görüşmelere konu maddelerin tamamının kokain olduğunu, ancak sadece kendi kullanımı için aldığını kabul etmiş ise de, telefon konuşmalarına göre yoğun bir biçimde uyarıcı madde satın aldığı, içme ve arkadaşlarına verme gayreti içinde bulunduğu anlaşılan sanığın iddia ettiği gibi, bu satın almalarının kişisel kullanma amacına yönelik olması halinde, sıklıkla yapılan telefon görüşmelerine konu madde miktarlarının az olması gerekecektir. Oysa uyuşturucu maddenin, "5+5", "9+3", "5+4", "7+2" şeklinde hemen hemen hergün satın alınması kişisel kullanım amacıyla hareket ettiğine ilişkin savunmalarını çürütmektedir. Diğer taraftan sanığın müdafii huzurunda savcılıkta verdiği ve sulh ceza mahkemesindeki sorgu ifadesinde de kabul ettiği beyanında, zaman zaman arkadaşlarının kendisini bayıltacak derecede ısrar etmeleri ve ricada bulunmaları nedeniyle de satıcıları aradığı, genelde ödemeyi kendisinin yaptığı, bazen onlardan da para veren olduğu şeklindeki anlatımı da sanığın fiilinin uyuşturucu ya da uyarıcı maddeleri başkalarına verme suçunu oluşturduğunu göstermektedir.
Bu nedenle, hakkında TCK'nun 188/3 maddesinden mahkûmiyet hükmü kurulan sanık Deniz Seki'nin, suçun kanunî tanımında yer alan seçimlik hareketlerden "uyuşturucu ya da uyarıcı maddeleri başkalarına verme" fiilini gerçekleştirdiği ve 5237 sayılı TCK'nun 37/1. maddesi uyarınca fiili gerçekleştiren fail olarak sorumlu olduğundan, hakkında TCK'nun 39. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının sanık Deniz Seki yönünden kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün adı geçen sanıkla ilgili olarak onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan A.Kınacı; "Tartışmanın konusu, sanık Deniz'in suça iştirakteki konumunun 'fail' mi yoksa 'yardım eden' mi olduğudur.
Suça iştirak 5237 sayılı TCK’nın 37–41. maddelerinde düzenlenmiş ve suça iştirak eden kişiler fail, azmettiren ve yardım eden olarak üç gruba ayrılmıştır.
37. maddenin birinci fıkrasında 'Suçun kanunî tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur' denmiştir.
39. maddenin ikinci fıkrası ise şöyledir:

'Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.'
Sözü edilen maddelerin metinleri ile gerekçesine göre; suçun yasadaki tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri 'ortak fail' olarak kabul edilir. Ortak failler, birlikte suç işlemeye karar veren, fiili birlikte gerçekleştiren ve fiil üzerinde ortak hâkimiyet (egemenlik) kuran kimselerdir. Ortak fail sayılmayan, ancak 39. maddede belirtilen hareketleri yapanlar ise 'yardım eden' durumundadır.
Somut olayda;
a) Sanık Deniz'in kaldığı otel odasında 0,32 gram esrar, beş adet esrar bulaşıklı kâğıt parçası, iki adet kokain bulaşıklı metal kutu ve nargile düzeneği haline getirilmiş pet şişe ele geçirilmiştir. Sanık, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullandığını, bu maddeleri kullanmak için bulundurduğunu söylemiştir. Sanık hakkında 'kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde bulundurma' suçundan ayrıca kurulan hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
b) Diğer sanıklardan Mehmet Rıza'nın üzerinde ve evinde toplam 55 paketçik kokain; Adem'in üzerinde iki plaka ve iki paketçik olmak üzere 2,574 gram kokain; Abdullah'ın üzerinde 60 paketçik halinde 6,523 gram kokain; Baki'nin yatak odasında üç paketçik halinde 1,5 gram kokain, sekiz parça halinde 95,7 gram esrar, bir adet amfetamin içeren tablet ve bir adet esrarlı sigara; Erdal'ın yatak odasında kokain bulaşıklı nargile düzeneği; Suat'ın evinde iki paketçik halinde 8 gram esrar, esrar içeren 2,091 gram kenevir parçası ve 127 adet boş poşetçik ele geçirilmiştir. Sanık Deniz'in bu maddelerle ilgisi olduğuna ilişkin hiçbir beyan ve delil bulunmamaktadır.
c) Diğer sanıklardan, Sinan'ın evinde dört paketçik halinde 3,048 gram kokain bulunmuştur. Özel Daire çoğunluğu tarafından, sanık Deniz'in gerçekleştirdiği ileri sürülen diğer fiillerinin sabit olmadığı, sadece bu kokainin Sinan tarafından Erdal Saka'dan satın alınmasına yardım ettiği ve bu nedenle cezasından TCK'nın 39. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiği kabul edilerek, Deniz hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, sanık Deniz'in eyleminin sadece Sinan tarafından Erdal'dan kokain satın alınmasına yardım etmekten ibaret olmadığı, iddianamede gösterilen suçunun sabit olduğu gerekçesiyle Daire kararına itiraz etmiştir.
Hukuk bilimi, başta matematik ve mantık olmak üzere, maddî bilimlerin kurallarını ve verilerini dikkate alır.
Ele geçmeyen, bu nedenle bilimsel olarak incelenip niteliği belirlenemeyen bir maddenin 'uyuşturucu veya uyarıcı madde' olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Diğer yandan, somut olay ve olgularla, bu bağlamda ele geçirilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerle açıkça örtüşmeyen telefon konuşmaları delil olarak mahkûmiyet hükmüne esas alınamaz.
Sanığın telefon konuşmalarında ve mesajlarında belirtilen maddelerin ele geçmemesi nedeniyle, bunların uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabul edilmesine olanak yoktur. Diğer yandan, telefon konuşmaları ve mesajlar, Sinan dışındaki sanıklarda ele geçirilen uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle ilgili olay ve olgularla, bu bağlamda sözü edilen maddelerle örtüşmemektedir.
Sanığın sabit olan tek fiili, diğer sanıklar Sinan ve Erdal arasında irtibat sağlayarak, Sinan'da ele geçirilen kokainin Sinan tarafından Erdal'dan satın alınmasına yardım etmekten ibarettir. Bu nedenle sanık hakkında TCK'nın 39. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin Özel Daire'nin bozma kararı doğrudur.
Özel Daire çoğunluk görüşünün çelişkili olduğu düşüncesi de kabul edilemez. Çünkü, diğer sanıklardan Murat'ın, sanıkta ele geçirilen kokaini temin ederek sanığa kullanması için verdiği sabit olduğu için asıl fail olduğu kabul edilmiştir.
Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın varsayıma dayanan ve bu nedenle yerinde olmayan itirazının reddine karar verilmesi gerektiği kanısını taşıdığımdan, çoğunluk görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Genel Kurul Üyesi de, benzer düşüncelerle itirazın reddi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 03.06.2013 gün ve 3094-4985 sayılı bozma kararının sanık Deniz Seki hakkındaki mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak KALDIRILMASINA,
3- İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.05.2012 gün ve 105-113 sayılı hükmünün sanık Deniz Seki yönünden ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2014 günlü müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.


X