"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

#canseliçinsusma Adalet yerini bulsun!

AH Cansel ah!Bir genç kız daha toprak oldu.Kendine kıydı.

Matematik öğretmeni ona cinsel istismarda bulunduğu için.

 

Cansel, gidiyor durumu okul idaresine anlatıyor, ama onlar örtbas etmeye çalışıyor.

 

Okulun adı kirlenmesin diye. 17 yaşındaki Cansel’i harcıyorlar.

 

Onun ne yaşadığı umurlarında bile değil.

 

Kim bilir nasıl ağır bir depresyona girdi ki, hiçbir çıkış yolu bulamadı, gitti, polis babasının silahıyla kendini vurdu.

 

Şimdi ne oldu?

 

Öğretmen tutuklandı.Okul yönetimi açığa alındı.

 

Ama Cansel gittikten sonra...

 

Bedeni toprakla buluştuktan sonra...

 

Bu genç kız, o eğitimcilere bir “emanet”ti.Onlar emanete hıyanet ettiler, iyi bakmadılar.

 

Bedeli neyse ödesinler!

 

En ağır şekilde.

 

Hani kimileri diyor ya, “Cezalandırmak çare değil, eğitmek lazım!” diye.

 

Al sana eğitimcinin yaptığı!Daha ne kadar kurban verilecek?Daha ne kadar aileye ateş düşecek?Daha ne kadar kadın, canından olacak?

 

HAMİŞ: change.org’da Cansel için açılan kampanya çığ gibi büyüyor. Siz de imzanızı atın...

 

 

Arda Turan’dan sürdürülebilir mutluluk formülü

 

ARDA Turan röportajı ses getirdi.


Barcelona’daki sohbetimiz esnasında pek çok ilginç şey anlattı.


Bir tanesi de, her ne kadar kendisinin uygulayamadığını söylese de “sürdürülebilir mutluluk” formülüydü.


Annesiyle babasının uyguladığını ve onların mutlu olduğunu söylüyor.


Bakın, o formülü nasıl anlatıyor Arda:


“Annemle babam çok mutlu mesela. Neden mi? Çünkü zenginlik sınırları kısıtlı! Az şey istiyorlar. Daha doğrusu az şeyle yetinebiliyorlar.

 

Onlar için en büyük zevk, Ayvalık’taki yazlık. Küçük şeylerle mutlu olabiliyorlar. Mutluluk biraz da bununla alakalı.

 

Yoksa insanın taleplerinin sonu yok. Özel uçakla gide gele alışıyorsun, tarifeli uçak zor geliyor, kendine uçak almak istiyorsun. Böyle olmamalı...

 

Bak, annemle babam için hâlâ en değerli şey, o yazlık ev ve bahçeleri. Ne kadar güzel ve özenilecek bir şey.

 

Babam için en büyük mevki, Altın Tepsi Kulübü Başkanlığı. Benim de 11 yaşında futbola başladığım yer.

 

Çocukları eğitsin, maçlara götürsün. Onunla mutlu babam. Annem ise komşulara gün yapsın, yedirsin içirsin, onlarla güzel vakit geçirsin...”

 

 

AİLEDEN GELEN VARLIĞA SAYGIM VAR AMA

 

İnsanların ailelerinden gelen varlığa, itibara sonsuz saygım var. Ama galiba bunu çalışarak, bizzat bileklerinin gücüyle elde edenlere daha çok saygım var.

 

Biz halkız oğlum, bizim beğendiğimizi halk izler CEO’nun beğendiğini n’apsın halk!

 

Sen hangi işi yapsan başarılı olur muydun? Mesela televizyon işine atılsan mesela, Acun gibi olur muydun?

 

Bilmiyorum ama evet hangi iş yapsam elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırdım. Severiz biz Acun Abi’yle birbirimizi! Play station oynarız, sonra yarım saat iş konuşuruz, sonra oyuna devam, sonra hayata dair konuşuruz. Onun “mantıklı merhamet” diye icat ettiği bir kavram var...

 

Nedir o?

 

Hiç olmayacak insanlara fırsat veriyor hayatta. Çok takdir ediyorum bunu. Ya da hiç kimsenin beğenmediği programı biz beğeniyoruz diye yayınlatıyor. “Abi n’aptın?” diyoruz. O da diyor ki, “Biz halkız oğlum, bizim beğendiğimizi halk izler, CEO’nun, genel müdürün beğendiğini halk ne yapsın?” Acun Abi’nin farklı bir tarzı var. Çok zeki bir adam...

 

Bir futbolcuyla beraber olmanın zorluğu nedir?

 

Uff çok. Her gün bir tribim var. Antrenman kötü mü geçti, darbe mi aldım, ayağım şişiyor, eve geldiğimde suratım asık oluyor, buz yapılıyor. Evde, esas olarak benim hayatım yaşanıyor...

 

Evde kaç kişi yaşıyorsunuz toplam?

 

Asistanım, kız arkadaşım Aslı, Gökhan Abi, Ata gelip gidiyor. Sabit 5 kişi var ama gelip giden çok.

 

 

Türkiye’deki kamp dayatması saçma!

 

Avrupa ile Türk futbol anlayışı arasında ne fark var?


Her şey farklı. Taraftarın futbola bakışından, idarecilerin bakışına kadar. Burada kamp yok mesela...

 

Maça, kendi arabanla, ailenle gidiyorsun. Ailen locaya, sen soyunma odasına geçiyorsun, sonra da maça çıkıyorsun. Maç bitiyor onların yanına gidiyorsun, arabaya binip, evine dönüyorsun. Türkiye’de böyle bir şey yapsan, “Gemiyi ilk kaptan terk etti!” derler, kıyamet kopar! İlle de takımla beraber olacaksın.

 

Hani sen kaptansın ya, her şeyden kaptan sorumlu ya, öyle bakıyorlar meseleye.

 

E ben de bazen sinirleniyorum, “Çocuk bakıcısı değilim ki!” diyorum. “Milyon dolarlar kazanan profesyonel futbolcular bunlar. Eğer birbirlerine adam gibi davranamıyorlarsa, kaptan n’apsın!”


Bunları Türkiye’de söyleyince ne oluyor?


''Çok konuşuyor!” oluyor! Ukala oluyor. Avrupa Şampiyonası’dır kampı anlarım, Milli Takım’la gidiyorsundur anlarım. Ama deplasmana giderken, bir gün önceden, tesis, kamp... Saçma!

 

SOKAK ÇOCUĞUYUM

 

“Ben sokak çocuğuyum! Benim raconum var. Hayatta haksızlık varsa, karşımdaki kim olursa olsun, itiraz ederim.

 

Birinin hakkı yeniyorsa, nasıl rahat uyuyacaksın? Ben uyuyamam. Gücümü iyiye kullanmazsam, takımın kaptanı olamam. Ama tabii gücü veren Allah’tır bu arada, bunu da hiç unutmam...”

X