Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Spor aşkım...

Hayatımda sporun çok önemli bir yeri var demek isterdim ancak diyemiyorum. Çünkü ben spor yapmaktan hiç mi hiç haz almıyorum!

Nedeni belki aile zorlaması... Küçük yaşımdan itibaren spor yapmaya zorlandım.
Tenisle başlayan bu macera, basketbola, yüzmeye, kayağa kadar uzandı...
Tenis oynarken hep topun yakınıma düşmesini bekledim, fazla kolum yorulmasın diye...
Basketbolda toptan kaçardım, kafama gelmesin diye...
Defalarca bir kaşık suda boğulma tehlikesi geçirdiğimden, çorba içerken, su içerken, yüzme işini de bıraktım.
Kayakta da bin kere düştüm, bir de kayboldum. Orada da jübilemi yaptım.
Spordan kopmalarımda vücudumun da payı var. Ben hiç elastik bir tip değilim. Oynamıyor hiçbir yerim.
Spor salonuna da gittim hatta pilatesi bile denedim. Ders veren hocalar bana başka bir şeylerle ilgilenmemi söylediler hep.
Mesela sadece yürüyüş denedim. Tam yürüyorum, karşıma tanıdık biri çıktı. Hadi kahve içelim dedik olmadı. Yine tam yürüyeceğim, önüme dükkânlar çıktı. Oralara daldım, yürüyüşlerim sonlandı.
Anasına bak kızını al lafı da bize hiç uymadı. Annem gayet sportmen bir kadın. Sabah sporuna gider, sonra da yürür. Elindeki telefonla adımlarını sayıyormuş. Bazen diyor ki “Ay hâlâ 5 bin adımım kalmış! Ben bahçede yürüyüp adımlarımı bitirip geliyorum”...
Şoktan şoka giren ben şimdilerde zorunlu spor yapıyorum.
Melike (fizyoterapistim) hayatının tahminimce en zor anlarını yaşıyor.
Dilinde tüy bitti kadının “Ayşe kaldır kolunu, bacaklarını!” demekten.
Melike diyorum, “Bak sana ne anlatacağım!”, diyorum ama boşa. “Haydi!” diyor “Haydi, yemezler Ayşecim, harekete devam, şimdi omuzlarını kaldırıyorsun!”
Geçenlerde ite kaka beni Bebek sahilde yürüyüşe çıkardı. İşte olan oldu. Bebek sahilini öfleye püfleye baştan başa gittik. Tam sonuna geldik ki yağmur başladı, hem de sağanak!
Ben bağrınmaya başladım: “Koş Melike koş, kafamıza taş yağıyor! Ben dedim sana yürümeyelim diye!”
Ve istediğim oldu. Sıksan suyumuz çıkacak halde Bebek Otel’e sığındık.
Beni eşofman ve lastik ayakkabıyla görenler tanımakta zorlandılar. Ben de tanıyamıyordum zaten. Ha beni gecelikle sokağa çıkar, ha eşofmanla, aynı şey.
Oturduk, kahve söyledik. Kuruyunca ve yağmur durunca Melike “Hadi” dedi “Gidiyoruz”...
Çıkışta Melike’ye “Çok güzel bir takıcı burası, gel içeri girelim” dedim karşı kaldırımdaki dükkânı göstererek. Eh o da kadın, girdik haliyle. Sonra da şarküteriye soktum onu, birkaç dükkâna daha.
Bana dönüp, “Dersi kaytardığının farkındayım, yemiyorum yani!” dedi.
“Aman Melikecim, günler torbaya mı girdi, yürürüz yine” dedim.
Dağ tepe demeden yürürüz, o nasıl olacaksa...
Hiç sevmiyorum bu sporu, hiç ama...

X