"Ayşe Aral - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Aral - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Aral - Kelebek

Orhan Kural mı Cem Yılmaz mı?

Davalıklar...

Prof.Dr. Osman Kural, Cem Yılmaz’ı son filmindeki sigara görüntülerinden ötürü dava ediyor. “Kötü örnek, gençleri özendiriyor” diyor. Dava devam ederken Cem Yılmaz, İstanbul Teknik Üniversitesi’ne gösteri yapmak üzere geliyor ve Orhan Kural gösterinin yapılacağı salona alınmıyor. 

44 senesini verdiği salona alınmak Orhan Kural’ın en doğal hakkı.
Ama işte salona neden alınmadığını, Orhan Kural’ın konuşmalarını gösteren videoda izlediğimizde işler değişiyor.
Orhan Kural köpürüyor, sinirleniyor, Cem Yılmaz’a veryansın ediyor. Daha sonra da topluluğu gaza getirmek istercesine, Cem’i yerden yere vuruyor. Ne vergisi kalıyor, ne bir işe yaramadığı... Cem Yılmaz’ı üniversitesinde istemediğini söylüyor.
Eee o zaman? Cem Yılmaz’ın bulunduğu salona girme çabası niye?
O da sonra belli oluyor!
“Sorularım var” diyor ona.
Cem’in altındaki arabadan purosuna, kazandığı paralara, hiçbir şey yapmadığını iyilik adına söylüyor...
Elindeki ödülü gösterip “ona vereceğim” diyor; “En kötü örnek insan”...
Böyle olunca işin tadı kaçıyor. Çok değerli bir insana, yıllarca eğitim uğruna çalışmış bir hocaya yakışmıyor.
Okula alınmaması büyük tebriyesizlik ama içeri alınsa söyleyecekleri, vereceği ödül de çok çirkin.
Bana göre Orhan Kural fazla abartıyor, neticede Cem Yılmaz bu ülkenin sevdiği ve güzel işlere imza atmış bir adam.
Orhan Kural, Cem’e kafayı takmış fena hale, durum bunu gösteriyor.
Ayşe’nin notu: Bu olayda Kural’ın içeri alınmamasından Cem sorumlu tutulmamalı. Bu emir kimden geldiyse, problemini onunla çözmeli Kural.

 


Yanımdaki genç bayan...

Bu hastalığı geçirdim geçireli çok şey değişti.
Bir süre bebek gibi emekledim, sonra büyüdüm ve yürüdüm. Her anında bir şeyler yaşadım bilinçlenmek adına.
Baktım etrafıma, çevremdeki insanlara... Hepsini yeniden tanıdım, kafamda değerlendirdim.
İyiyi kötüyü görmeme sebep oldu bu hastalık. Kimleri çok üzmüşüm, kimleri mutlu etmek adına uğraşmışım.
Ne değerliymiş benim için, neler değerli olmalıymış meğer...
Veryansın etmemişim mesela etmem gereken yerde, etmişim çok alakasız şeylere...
Annem diyor ki “Sana bir şey oldu Ayşe!”
Evet, hakikaten bana bir şeyler oldu. Çünkü hayatın, yaşamın değerini anladım.
Kızım Begüm’e bakıyorum, bazen durup dururken gözlerim yaşarıyor. Onun büyüyüp genç bir kadın olduğunu hastalığım sırasında anladım. Bütün hastalığım sürece elimi hiç bırakmadı. Nasıl ağlamam ki ben onun o maviş gözlerine bakınca... Canımın içi, yavrum, her şeyim benim...
Artık çok sık sokağa çıkıyoruz onunla. Çıktığımızda da herkes yanımdaki genç bayana bakıyor.
Ben gerim gerim geriliyorum yanında, koltuklarım kabarıyor. Gurur duyuyorum evladımla, beni anne edasıyla sahiplenmesine. Hele bu gruba annem ve kardeşim Ayça da katılınca tadından yenmiyor.
Hastalık öncesi üç dakika oturamazdık dalaşmadan, şimdilerde sohbetimize doyum olmuyor.
Düşünüyorum neden öyle dalaşırdık diye? Suçu kendimde buluyorum. Ben hastalık öncesi ciddi ciddi huysuzmuşum. Belki hâlâ da öyleyim ama artık beni olduğum gibi kabul ediyorlar...
Aile her şey, gerisi yalan...

X