Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Konuşma sırası yalaka Ayşe’de

Pazartesi günü sevgili Yonca yazmıştı, okurlar, takipçiler diye. Bayıldım yazısına; içimden geçenleri yazıya dökmüştü.

“Sakin” yazmıştı, kuyruğuna basılmadıkça genelde zaten öyledir Yonca.
Ben de bugün okurlarıma sesleneceğim; elbette bazılarına... Ama benim ciddi anlamda kuyruğuma basıldı cumartesi günkü Ebru Gündeş yazımdan sonra.
Çok kızdım.
Daha doğrusu alındım.
Altı senedir -ki üç senesi hurriyet.com.tr, üç senesi Kelebek olmak üzere- yazarım.
Hiç mi huyumu suyumu, kim olduğumu, kendimi anlatamamışım?
Yetiş Ayşe diğer adım; yardım için çırpınırım.
Haram bilmem, açıklamaya da gerek yok ya neyse, sadede geleceğim...
Daha da yeni yazdım cuma günü, sevgi sevgi sevgi diye... Sevgiyi unuttuk, robot olduk, “hadi” dedim, “sevgiyi hatırlayalım, sevgi bilincini hep beraber yükseltelim, kalplerimizi yumuşatalım”...
Hiç mi kimseyi etkilemedi?
Belli ki etkilememiş.
Ebru Gündeş’i yazdım.
Ona uygulanan baskıya karşı çıktım.
Tamamen kadınsal bir tepkiydi. Orada koca moca, iş güç aklıma koymadım.
“Boşan!”, “Evi terk et!”, “Sana yakışanı yap!” gibi sosyal medyada yazılanlara, kadına uygulanan baskıya tepki gösterdim.
Ebru ya da Fatma, Aslı, Leyla... Fark etmezdi.
Yine yaparım, politikacının karısına da, başka işadamının karısına da, hapisteki adamın karısına da...
Kadındı kolladığım.
Ama ben ne oldum yorumlarınızla, onu yazacağım.
“Batmış yazar”, “Güya gazeteci”, “Adama hayranlık duyuyorsun”, “Hey sen, aydınlatıcı yazılar yazmak için para alıyorsun”, “İşgüzar”, “Yazıyı okutmak için koyduğun başlık sahtekarca”, “Saftirik ve iyi görünmeye çalışman çok komik”, “Ebru Gündeş’i aklama görevi birtakım kişiler tarafından sana mı verildi?”, “Yazdıkların samimi, düşüncelerin değil, senin için üzülüyorum”, “Seni okumayacağım”, “Bugün Reza’yı cilala, yarın da başkalarını”, “Ebru’dan sonra Ali İsmail ha, yuh”, “Berbat kalem”, “Reza, Ayşe’nin sesini duy, televizyon programı istiyor senden”, “Yalında, uçağında yer aç ona”, “Vicdansız”, “Midesiz”, “Ebru’dan borç mu isteyeceksin?”, “Artık bir saati hak ettin”, “Bu yalakalık niye?”...
Ne ayıp.
Eleştirmek, fikirleşmek başka bir şey. Ama bu tarz hakaret etmek çok çirkin.
Bu klavye canavarlığına giriyor, çoğu isimler de takma zaten... “İstanbul kadar güzel”, “Ayçekirdeği”, “Gecenin bilmemnesi”...
Biz yazarlar size nasıl saygı gösteriyorsak sizden de onu bekliyoruz.
Kimsenin bizi yerden yere vurmaya hakkı yok.
Bugüne kadar haysiyetim ve şerefimle yaşadım.
Babadan, amcadan miras; hiçbir zaman kimsenin yalakası ya da yandaşı olmadık.
Sizi kendinizle baş başa bırakıp sevgiye davet ediyorum.

X