Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hollywood hüsranı ve zıkkımlar

Öncelikle bu yazıdaki eksikliklerim için hem sizden hem de bilirkişilerden özür dilerim.

Ben bu yazıyı sadece biraz film izleyen biri olarak yazıyorum.
Aklımda kalanlarla yetiniyorum.
Yetinmek zorundayım, “gidip araştırıp da gelseydin” deme hakkınız yok çünkü bu araştırma en az bir senemi alır. Bu bir tez konusu olur.
Eski filmlere ilgim çoktu bir aralar.
Hele Alfred Hitchcock. Onun yönettiği tüm filmleri topladım yurtdışından.
Onun gerilim anlayışına hala hayranımdır, bir de her filminde iki saniye koca göbeğiyle bir anlık görünmesine.
Hal böyle olunca oyuncuların hayatlarına akıverdim. Araştırdım az çok. Çoğu mutsuz.
Hep alkol, uyuşturucu, mutsuz ilişkiler...
Grace aralarında kendini en güzel kurtaran olmuştu. En favori filmimin de kahramanı; Rear Window (Arka Pencere)
Prenses oldu ama trajik bir sonla o da göçtü.
İşi ileriye götürdüm...
Amerika’da Disneyland’da bir dükkân buldum, açıldı içine girdim, kapandı çıktım.
Ünlülere ait eşyalar satılıyordu sertifikalı.
Ah keşke çok param olsaydı, parayı en çok o gün istedim.
Kapabildiklerim; bir yazarın Rock Hudson’a imzalı “Hey Rock” diye başlayan, Rock’un sayfalarını işaretlediği, evinden kütüphanesinden bir kitap, Elizabeth Taylor’un evinden bir vazo, Marlene Dietrich’in bir tiyatro ezberi. (el yazısı var, üzerinde notları)
Kimler ölmüş?
Aklımda kalan...
Marilyn Monroe, başında ilaç, içki.
Natalie Wood mutsuzmuş hep.
Marilyn, Natalie’ye “kimse beni anlamıyor” diyor Natalie’nin biyografisinde.
Natalie son zamanlarında avuçla ilaç içiyor, son gece fena halde alkol de alıyor.
Ünlü ve paralılar ama dibine kadar da mutsuzlar. Natalie tekneden küçük motoru çekmek isterken suya düşüyor.
Peter Sellers komik adam, gerçek bir manik, alkolik, yalnız ve mutsuz.
Uyuşturucuya kalbi dayanmıyor, iki sefer kalp krizi geçiriyor ama devam... Britt Ekland’ı dövüyor.
Yer yok, bildiklerimi bile yazamıyorum, daha kimler, ne hikayeler...
Hollywood bir çukur. Elvisler, James Deanler, Janis Joplin, Jimi Hendrix, Jim Morrison bunlar da müzikten aklımda kalanlar…
Ernest Hemingway; ünlü yazar, alkolik ve uyuşturucu bağımlısı, kendini tüfeğiyle vuruyor. Torunu Margaux manken, oyuncu, 42 yaşında barbutratla intihar ediyor o da içki bağımlısı.
Bu günlere gelince; değişen bir şey yok Hollywood’da.
Genci, orta yaşlısı yine geziyor aynı sularda.
Bir ay içinde Rizzoli &İsles dizisinden Lee Thompson Young (depresyon), Glee’den Cory Monteith (uyuşturucu aşırı doz), The Bachelor yarışmasının yıldızı Gia Allemand intihar ediyor.
Philip Seymour Hofmann alkol aşırı doz.
Amy Winehouse aynı.
Kurt Cobain aynı.
Michael Jackson hep soru işaretli.
Anne Nicole Smith aynı.
Ve şimdi hiç beklenmeyen; Robin Williams...
Neden, niye?
Depresyon başa çıkılması çok zor bir şey, çıkamama ihtimali de var, evet.
Biz depresyonun dibinde yaşayan bir ülkeyiz. İlaç almayanımız yok belki de.
Evinde ölü bulundu haberleri ne kadar sıklaştı Hollywood tepelerinden.
Nedir onları bu kadar hayattan koparan?
Her şeyleri var diye mi?
Acaba insan her şeye sahip olduğunda yaşamaya değer hiçbir neden kalmıyor mu ki?
Ya da işte esas olay bu bileşimler.
Kafayı öyle karman çorman ediyor ki.
Onlara ulaşmak kolay olduğunda tabi ki. Ders ola bize belki. Yazdım kaç kere.
O bonzaiyi içince bak aynaya, kendini gör, kimi görmek istersen gibi...
Ya da Alice Harikalar Diyarında sanki... Sonra örümcekleri gör, eee sonra, bas o pis içkiyi, üzerine köprüden bile atlarsın.
Bunlar hep onların sonucu esas.
Yazık, çok yazık.
Sanatçılar dahi oldukları için mi intihar ediyorlar, yaratıcılığın sonu bu mu?
Beyinlerinde farklı bir şeyler mi oluyor?

X