Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fomo musunuz?

Harika bir yerde, çok sevdiğim bir arkadaşımla yemek yiyoruz. Uzun zamandır görüşmediğimizden, konuşacak çok şey birikmiş. Anlatıyorum susmadan, bir konudan diğerine atlıyorum. Biriken her şeyi ona anlatmam lazım, öyle hissediyorum ama ne yazık ki beni dinlemiyor. Elindeki telefonu bir türlü bırakmıyor. Artık sinirlerim bozuluyor.

“Yeter” diyorum, “güceniyorum, alınıyorum”...
“Yahu kusura bakma Ayşe. Bir yandan kulağım sende ama işte fomoyum.”
“Nesin?”
“Fomo! Duymadın mı hiç?”
“Hayır...”
“Yahu bir nevi psikolojik hastalık, bağımlılık. İngilizcesi şu; fear of missing out. Bir şeyleri kaçırma korkusu.”

Uyan da balık tutmaya gidelim gibi kötü bir espri yapmayın bana. Ne yalan söyleyeyim, böyle bir şeyi ilk kez duyuyorum.
Anlatıyor bana biraz, zaten gerizekalı da değilim, duruma ayıveriyorum. Ertesi gün biraz araştırma yapınca işin ciddiyetini anlıyorum.
Çünkü bu fomo bende yok.
Telefonla zoraki konuşuyorum, kız kardeşimin bana yıllar önce açtığı bir Instagram hesabım var. Fi tarihinde üç beş fotoğraf koymuşum, şifresini dahi bilmiyorum.
Facebook ve Twitter’ıma arada hayırlı günler demek, gündeme dair yazılan çizilen nedir diye bakmak için giriyorum.
Ama dediğim gibi fomoyu araştırınca, bundan yana dertli olanların epey çile çektiklerini anlıyorum.
Fomo denilen hastalığın sebebi tabii ki sosyal medya... Herkesi ve her şeyi takip edebiliyorsun ya...
Bakıyorsun, biri ya da birileri senin keyfin kaçıkken eğleniyorlar bir yerde... Kaçıyor keyfin daha da fena halde.
Birileri senden daha başarılı; sergiliyor bunu ve senden çok daha fazla kazandığı parayı. O da üstüne üstüne geliyor işte.
Senden daha güzel hayat yaşayanlar sinirlerini bozuyor ama takiptesin sinirlerini altüst etse de... Akıllı telefonlar sayesinde takiplerin gittiğin her yerde 24 saat devam ediyor.
Arkadaşların bir program yapıyor, seni davet etmiyor, onun da haberini alıyorsun. Endişe basıyor seni. Sürekli sayfa yeniliyorsun, sürekli... Online olamayınca alıyor seni bir huzursuzluk hali. Yazdığın yazı, sayfana koyduğun herhangi bir şey beğeni almayınca al sana duygusal çöküntü!
Sevgilinin sayfasına bak... Instagram’dayken Facebook’ta ne kaçırdım, dur ondan çıkıp şu Twitter’ıma bakayım...
Şimdi bilmem ne lokantasındayım, acaba bu gece onun yerine öbür lokantaya gitseydim daha mı çok eğlenirdim?
Aaaa valla insan kafayı yer ya... Zaten kalmadı kafa!
Uzmanlar diyor ki; bir gün girme internete.
Sonraki hafta bunu iki güne çıkar.
Yavaş yavaş aralığı uzat.
Deneyin derim.
Böylelikle joy of missing out, yani “bir şeyleri kaçırmanın zevki” yaşanır. Çünkü bir de bu varmış. Belki çok keyifli olabilir.
Denemekle bir şey kaybetmezsiniz.
** Ayşe’nin notu: Malum, seçimler yaklaşıyor. Demokratik hakkımızı kullanmamız kadar oylarımıza sahip çıkmamız da önemli. Kız kardeşim Ayça, oylarımıza sahip çıkmak için kolları sıvadı, baş koydu bu yola. Seçim günü görev yeri, bir nevi dünyanın öbür ucunda.
Artık sandığı mı korur yoksa sandık mı onu korur bilemem.
Bizim küçük cadıya helal olsun diyorum. Hepimiz korumalıyız, kurdu var bunun kuşu var, devletimize destek olmalıyız.
Ama şaka bir yana, Ayça o sandığı canı gibi korur, delidir...

 

X