Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aşk yeniden, ben evleniyorum

Olmaz olmaz diyor insan, olurmuş. Hem de hiç beklemediğin bir anda aşk gelip seni bulurmuş.

İlla uzun zamana, çok düşünmeye de gerek yokmuş büyük kararlar almak için. Ruh ikizi her insanın kolay kolay çıkmazmış önüne. Benim müstakbel eşim hiç beklemediğim bir anda birdenbire karşıma çıkıyor. Tamamen tesadüf, aynı ortamda tanışmaca. Şaşırtıcı olan tarafı benim fazla sosyal olmamam, özellikle geceleri pek sokağa çıkmamam.
Kırk yılda bir çıkıyorum ve evleneceğim erkekle tanışıyorum, kader, kısmet işte.
Ne yalan söyleyeyim, ben de her kadın gibi maddi manevi güçlü erkekleri severim. Şimdi aman âşık olayım da gerisi mühim değil diye rol kesmeyeceğim. Kendisi de öyle biri, güçlü, güven telkin eden...
Üç vakte kadar, ay pardon üç hafta ya da üç gün (üç güne benim gelinlik yetişmez) ya da üç aya kadar evleniyoruz. Yazının şu kısmını da not edelim, eğer ben üç hafta ya da üç aya kadar evlenirsem, hele ki böyle biriyle, beni takip eden ve nikâh şahidim olmak isteyen okurlarımdan iki kişiyi kurayla kendime şahit seçeceğim. Tabi ki şu an böyle bir durum yok, yahu keşke ama nerede. Falcıya götürdüler beni zorla yine. Gitmem dedim, gitmem ama dediler “bak, bu falcı farklı Ayşe.” “Nesi farklı?” dedim. “Bu seferki farklı yerden mi sallıyor?” “Ya gel” dediler, “gerçekten farklı, bir kere kahve falı değil, tarot bakıyor. Falancaya kocasının hastalığını, filancaya geçireceği kazayı, ona bunu, şuna onu söylemiş.”
Bunları duyunca aslında iyice sinir oldum. “Bu kadar biliyorsa kendine faydası olsun, zengin mi bari?” dedim. “Gel” dediler. İşim gücüm de yoktu, gittik.
Bir gecekondunun önünde arabadan indik. Kapıdan içeri girince baktım evin içi boş, yürüyünce bir avluda bulduk
kendimizi, şaşırdım haliyle. Gecekondu meğer göstermelikmiş, devamı kocaman bir villa, üç katlı, her tarafı ağaçlarla kaplı, bahçeli, şıklığını anlatamam sizlere. Bizim falcının eviymiş burası meğerse. Tabi bu durum ilgimi çekti haliyle. Ve tarot kartları önümde ama ilk kez bu şekilde bakılıyor tarota, değişik bir yöntemle.
Çok uzatmayacağım, sizi detaylara boğmayacağım. Vücudumdaki ameliyat izlerimi geçin, bende bir doğum lekesi var ki çok değerli; Fatma Ana’nın eli. Herkes bilmezdi, şu ana dek. Onu biliyor, yerini söylüyor.
Yaşadıklarımı söylüyor, onların bir kısmı tahmin edilesi şeyler, bir kısmı değil ama kimsenin bilmediği sırlarımı nereden biliyor, inanmayan beni, şaşırtmayı nasıl beceriyor? Aklımı okuyor diyorum ama o sırada aklımdan onlar da geçmiyor, unutmak istemişim, kapayıp gizlemişim. Tabi ben gevşemeye başlıyorum, insanım işte, teslimiyet...
Kendimi kadına hemen teslim ediyorum. “Şimdi geleceğine bakalım” diyince heyecan basıyor beni birden bire. Ne güzel şeyler, nasıl mutlu oluyorum. Beklediklerim. Evet, işim o, evet, zaten o yönde şeyler söylüyor bilmeden. Dava diyor ya, evet, nereden biliyor? Ve işte aşk diyor, aşk. O kadar yakın ki diyor, ilk paragrafta yazdıklarımı bana anlatıyor, bayramda bile tanışabilirsin o kişiyle. İnanasım geliyor tüm anlattıklarından sonra ya da inanmak istiyorum aslında.
Yine gel diyor. Bu dediklerin çıkarsa zaten kapından ayrılmam diyorum. O zaman ayrılmayacaksın Ayşe, ayrılmayacaksın.
İki.
Arkadaşım da aynı şeyi söylüyor, acayip bildi. Evet, valla beni de bildi diyorum. Ama hala fal ve falcılarla ilgili soru işaretleri taşıyorum.
Bazı insanların altıncı hisleri kuvvetli olabilir, rüyaları çıkan insanlar var, bende de bu durum arada gerçekleşir.
Akıl okuma, hipnoz, o, bu, bir sürü şey var. Sihir (büyü) maalesef var, yapanlar bence büyük günahtalar. Yapılanların ise gerçekten etkilendiklerini duymuş, etmiş, belki görmüşlüğümüz de var. Karmaşık işler bunlar. Neyse ben bu bayram sosyalleşme çabasında olmaya çalışacağım elimden geldiği kadar. Sizlere de sağlıklı, neşeli, kazasız belasız, güzel bir bayram diliyorum. Kalın sağlıcakla.

X