Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Amber Alarmı

Biraz fazlaca Amerikan filmi seyredenlerinize yabancı gelmeyecektir bu başlık. Orijinali Amber Alert.

1996 yılında Amber Hagerman isimli, 9 yaşındaki bir kız çocuğu Teksas’taki evinin önünden kaçırılır, büyük bir arama başlar Amerika çapında ve zavallı Amber üç gün sonra ölü olarak bulunur.
O günden sonra ailenin isteği ve devletin de desteğiyle, kayıp çocuklara halkın ilgisini hemen çekmek, şüphelileri acil tespit etmek amacıyla başlar bu uygulama.
Polis telsizlerine hemen Amber Alarmı verilir.
Şimdilerde telefonlarda da uygulamaları var bildiğim kadarıyla.
Filmi var, izleyin derim... Kalbiniz kaldırabilirse tabii, o ayrı...
Bu konuya şuradan geldim; bu hafta sonu yine 30’a yakın film izledim paralı kanalda “seç, izle”yle.
Gerilim kalmamıştı elde.
Bir tane çocuk kaçırmaya rastgeldim ama psikopat bir şey değildi. Bir kadının çocuğu olmuyor, o da hastaneden bir başkasının çocuğunu kaçırıyor.
Amber Alarmı falan hak getire. Çocuğa 21 yaşına kadar bakıyor, harika da analık yapıyor. Çocuğun gerçek anne babası olan karı koca boşanıyorlar, başka aileler kuruyorlar ama kızlarını aramayı hiç bırakmıyorlar.
Ve bir tesadüf kızı buluyorlar.
Kız gidiyor onu doğuran anneye ama aklı diğer (artık hapse giren) annede.
“Benim annem o” diyor, “asla da ondan vazgeçmem”...
Sonra yine böyle filmler arıyorum, Amerikalılar’da o kadar çok var ki benzer hikâye, her dakika çocuk kaçırılıyor.
Bir diğeri bununla aynı gibi, çocuk yine ona bakan anneyi istiyor, hem de fakir olan anneyi seçiyor.
Acı ve gerçek olan var bir tane, aşağılık doktor zavallı fakir zenci kadına “çocuğun ölü doğdu” diyor, zengin zenci aileye aslında ölmemiş olan bebeği satıyor.
Çocuk bu sefer gerçek annesini seçiyor.
Şimdi sıra bizde, alın başka bir film işte.
Bebekleriniz karışıyor. Hadi bakalım. Siz kimi seçiyorsunuz?
Reşit değiller, kanun diyor ki DNA testleri yapılsın, çocuk doğuranındır.
Baktığını mı alacaksın, doğurduğunu mu, ne edeceksiniz?
O filmde kafayı yedim.
İkisini de bırakmam dedim kendime. İç sesim dedi ki ne kötüsün, eee karşındaki de anne... Bencillik işte, bırakamam ikisini de. Hele büyüttüğümü asla, dünyaya değişmem. Öbürünü de, işte karıştı kafam.
Kapadım, filmler açtım bir dizi, “yuh” dedim ya. Konu aynı yine ama süper iş, süper, izleyin bence.
Finding Carter... Muhteşem.
Ayşe’nin notu: Siz seçmek zorunda kalsaydınız kimi seçerdiniz; doğurduğunuzu mu yoksa baktığınızı mı?

X