"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Yaşamın boyunca tüm gayretinle üzerine düşeni yap, mutlaka karşılığını alırsın

Günaydın önemli birkaç günlük sürece giriyoruz. Ay tüm gün Koç burcunda hareket edecek.

Bununla birlikte, sabah saatlerinden bu yana Mars-Uranüs muhalefetine doğru ilerliyoruz. Bu oldukça gergin ve sabırsızlık uyandırıyor olabilir. Çevrenizdeki insanların kışkırtan ya da rahatsız edici davranışlarıyla karşılaşabilirsiniz. Kendimizi savunmak durumunda kalacağınız olaylardan uzak durmamız gereklidir.

Bizi duygusal anlamda kısıtlanıyormuş gibi hissettiren insanlara karşı meydan okumaya eğilimliyiz. Çatışmalar olasıdır. Olumlu olarak, kendimizi kısıtlayıcı koşullardan ayırmaya veya kendimizi rutinden kurtarmaya ve yeni şeyler denemeye itmeye karşı cesaretli olmaya doğru itmeliyiz.

Ay, Mars-Uranüs karşıtlığını tetikleyecek. Ani beklenmedik olaylara karşı hazırlıklı olmayı ve rekabet ortamlarından uzak durmakta fayda var diyebiliriz. Arka planda dönen bazı olayların ortaya çıkması veya bu olayların şüphesiyle fevri davranışlar söz konusu olabilir.

Mars-Uranüs karşıtlığı bizi aceleci, huzursuz, sabırsız ve panik duygular içerisinde hissettirebilir.

Bu karşıtlığa örnek vermek gerekirse zamanında bir danışanımın haritasında şöyle bir durumu gözlemlemiştim. Yeni açtığı ofisine bir ofis boy arıyordu. İşe aldığı kişinin sabıka kaydı vardı ve daha önce çalıştığı iş yerleri de referans vermemesine rağmen danışan ihtiyaç üzerine ne olacak ki duygusuyla personeli işe aldı. İşe aldığı kişi defalarca hırsızlık yapmıştı. Bu gerçekliği bilerek ya da göz ardı ederek veya inanmak istemeyerek durum üzerinde kendini ispat etmek istedi.7 ay yanında çalıştı ve bir sabah ofise geldiğin de tüm ofis soyulmuştu. Ciddi bir zararı vardı. Her şey bir anda nasıl ters gitmeye başladı? diye kendi kendine soru sormaya başladı. İşte tam bu zaman dilimi içerisinde Mars-Uranüs karşıtlığını deneyimliyordu. Gözden kaçanlar artık önüne gelmişti.

Özetle olaylar o an gelişmez. Olaylar bir hazırlık aşamasıdır. Biz ne kadar evrenin kurallarına saygı duyar ve öngörülü davranırsak geçen zamanlarımızı kaliteli bir şekilde kullanırız.

Kısaca; Yaşam şerefle bitirilmesi gereken en asil görevdir. Bir lokma ekmek için onurunu çiğnetmeye, bir anlık eğlence için servetini tüketmeye, bir sürelik mevki için el ayak öpmeye, insanları ezip geçmeye, günlük menfaatler için insanlık şerefini terk etmeye, bir kısım insanlara kızıp tüm insanlara düşman olmaya değmez.

Gelelim günün tavsiyeli hikâyesine,

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı bir çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla Rektör’ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti…

Öyle ya, bunlar gibi ne olduğu belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkânsızdı. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla;

“Bekleriz” diye mırıldandı… Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. “Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu.

Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard’da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi.

 “Madam” dedi, sert bir sesle, “Biz Harvard’da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner…” “Hayır, hayır” diyerek haykırdı yaşlı kadın.

“Anıt değil… Belki, Harvard’a bir bina yaptırabiliriz”. Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, “Bina mı?” diyerek tekrarladı, “Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz?

Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı…” Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü:

 “Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?” Rektör’ün yüzü karmakarışıktı. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve Bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California’ya, Palo Alto’ya geldiler. Ve Harvard’ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyen yaşatacak üniversiteyi kurdular. Amerika’nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD’u.

 

 

X