"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Yargıdan uzak, sevgiye tuzak bir yaşam; var mı yaşayan?

Günaydın yepyeni bir günden hepinize…

Çok şükür yine geldik bir perşembe gününe.

Günler birbirini kovalamayı bıraktı sanki

Yıllar birbirini kovalıyor gibi…

*

Bu birkaç gün köşeye sıkışmış gibi hissediyor olabilirsiniz. Hayal kırıklıkları ve hep böylemi olacak endişesi taşıyor olabilirsiniz. Bu geçici bir etki. Dünya dertlerine çok fazla kafa yormayın. Şu sıralar bir “yay burcu” gibi daha iyimser ve pozitif yönde olmaya çalışmalısınız. Farkındayım, şartlar zorluyor olabilir ama sonuçta bazı seçimleri yapmak bizim elimizde. Yani yapabileceğiniz en iyi seçim üzülmemek olabilir.

*

Şu konuyu çok önemsiyorum. Bir insanın bir seçeneği olmayabilir. İçindeki hayatı yaşamak zorundadır. Bu farklı bir durum. Birde seçeneği olup yine o zorlu durumu yaşamı seçmiş kişi vardır işte bu bambaşka bir durumdur.

*

Yani şöyle düşünün: Bir iş görüşmesine gideceksiniz. Giyecek hiçbir şeyiniz yok. Şort ve terliklerinizle ömrünüz geçmiş. İş görüşmesine de öyle gitmek zorundasınızdır. Karşınızdaki kişinin vicdanı, akıl ölçüsü ve empatisi ne kadar güçlüyse o kadar şansınız var. Çünkü sizin başka seçeneğinizin olmadığını anlaması gerekmektedir.

Bir de diğer yönden bakalım. Diğer kişinin aslında giyecek eşyaları varken, iş görüşmesine şort ve terlikle gelmeyi seçmesidir. Yani imkânı varken seçimi bu yönde yapıyor olması ihtimalidir. Birçoğumuzun hayatı şu an böyle değil mi? Seçme hakkınızı inceler misiniz?

*

Bugün öğlen 13:00-18:00 arası yaşayacağınız duyguları ve kaygıları mutlaka yazın. Duygularınızı kendinize ifade edin. Görüşmelerinizi yapmak ve toplantılarınızı organize etmek adına da çok güzel olacak. Ben o saate Show Radyo’da Cengiz Semercioğlu’nun Ters Köşe Programında canlı yayın konuğu olacağım. Gündemi değerlendireceğiz ve elbet ruh halinize göre şarkılarınızı armağan edeceğim. Bunu yapmayı seviyorum…

Bir bulmaca çözüyorum.

Geçmişten bir not:

28 Mayıs 1987 tarihinde, bir Ramazan Bayramı’nda çok yüksek ateşle hastaneye kaldırılmışım. O zamanlar 3 Yaşındayım. Ambulansla evden alınmışım. Ateş’i düşürememişler. Çok zorlanmışlar. Çeşitli hastalıklardan şüphe duyulmuş. En son doktor difteri olabilir deyince herkes yıkılmış. Olmadığımı başka bir profesör sonrasında anlayarak başka bir tedavi şekliyle yaşam savaşını kazanmışım. Büyüklerin anlatmasına göre solunumum durma noktasına gelmiş. Hatta her şeye hazırlıklı olun diye bir söylemi olmuş doktorun…

O günü yıllarca tüm aileden duydum. Herkes bir şey anlatırdı. Annem uzunca yıllar ambulans seslerinde kendinden geçermiş.

Dün dedem ’in mektupları sayesinde olayın tarihini öğrendim. Her şeyi yazmış ve not etmiş. Bu benim için muhteşem bir deneyim. Hemen o zamanki gökyüzü konumlarına baktım. Bir bulmaca çözüyor hissi içindeydim.

29 Mayıs 1987 E. AYDIN

“Bütün her şey 28 perşembede başladı.

Yeni bir yaşam ters viraja girdi. Hastane, ilaç, oldu olacak, öldü ölecek,

Ruh kargaşası içinde bu satırları dizdim.

Yaşam ne kadar ince ne kadar sarmal bir çizgide dengelenmiş. Rüzgârın şiddeti, renk renk, boy boy çamaşırların ipte sallanışından, anlaşılıyor.

İpler, ebetten ezele gerilmiş, başlangıç ve bitiş belli değil.

Canlılar, ufuk çizgisine tutturulmuş, boy boy, benek benek, yaşamak isteriz bir soluk daha fazla.

Üzüntümüz, korkumuz, sevincimiz onda.
 

Hatıralar renk renk, benek benek hatıralar, işte onları silmek sildirmek.

Zorluk burada. Yoksa ölmek bir soluk konusu. Ya o hatıralar ya o alıştığınız şey…

Gülüyordu, ağlıyordu, kişilik belirtisi gösteriyor inat ediyordu,

Anne, baba diyor, yiyor, içiyordu, güzeldi, edalıydı, baktı mı gözlerinin içi gülerdi, yüzü ay parçası gibiydi, işte ne bileyim, şöyleydi böyleydi. Hayatıma ne ara bu kadar hâkim oldu bu kara gözlü kız.

Biçim alabildiğince anlamlı, alabildiğince çürük, alabildiğince sağlam, soyut, somut, yalın. Bu sözcükler yalın bir tümcede yan yana gelir anlam kazanırsa, atomun parçalanması kadar hızlı, onun kadar sonsuz düşünce üretecek kafa gerek.

İnsan ne ki? Burgaca kapılan kâğıt parçası nereye çıkacağını ne bilsin?

Kızımız sarmal burgaçtan çıktı, gözümüz aydın olsun bayramımız salt, katkısız, kutlu mutlu olsun.

Her şey böyle oldu sigara gibi acı, yaşam kadar gerçek…”

Dememiz o ki; hayatta ne acılarımız ne de mutluluklarımız birbirinden farklı. Her zaman her şeyimiz aynı. Hissettiklerimiz ya da hissedemediklerimiz aynı…Belki dün gece aynı duyguları başka biri başka biri için hissetti. Ya da bambaşka şeyler yaşandı. Yaşam içinde tek bir gerçek var. Her şey geçiyor…Ama tek kalan hissettiklerimiz. Sizlerde hissettiklerinizi yazın…

Kim derdi ki yıllar önce öleceğini düşündüğü torunun, bir gün onun için kaleme aldığı duyguları bulup onun için hissettiklerini yazacaktı…

Kim bilirdi…

Kimse…

Ama her şey evrenin gerçek sahibi tarafından muazzam bir şekilde planlanmıştı…

 

 

Mutlu günler dilerim.

 

 

 

X