"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Liyakat olmadan kazanılan, müstahak olmadan kaybedilir.

Günaydın yepyeni bir haftaya başlıyoruz. Bu hafta içerisinde gökyüzünde hareketler elbet ki oldukça aktif. Bu haftanın da kendi açısında önemli konuları bulunmaktadır.

Haftaya Ay başak burcunda başlıyoruz. Hayatımızı daha fazla amaçlarımıza yön vermek için kullanacağız. Pratiklik ve aynı zamanda disiplinize olmak duygumuzun en üst noktaları olacak. Yardımsever, organize ve detayların içerisinde geçirebileceğimiz bir gün.

Gerçekçi planlara doğru ilerlemenin, bizi doğrudan hedefe götüren konular üzerinde kendimizi fark etmenin zamanıdır. Güneş-Satürn olumlu etkisi ayaklarımızı yere sıkıca bastırırken eğer daha muhafazakâr, güvenli hamleleri tercih edersek başarılı olma ihtimalimizi yükseltir. Yavaş ve istikrarlı bir şekilde bize uygun olanı seçmeliyiz. Kişiler üzerinde güven duygusu oluşturan eylemleri gerçekleştirmek için güzel bir gün. Belirli bir görevi yerine getirmek ve ilerlemek kolay olabilir.

Otorite figürleri ile yapacağınız görüşmeler olumlu sonuçlar verebilir. Sabırlı ve size teklif edilen durumları gözden geçirmenizde fayda var. Hayattan zevk almaya bakın. Günlük rutinler bugün sizi sıkabilir. Bir programa devam etmeyi ve bir anda birçok projeyi yürütme fikri sizi bugün zorlayabilir. Sıcak ve sevecen bir ilişki içerisinde olmak sizi motive edecektir. Partnerinizle ilişkilerinizi daha yapıcı bir noktada değerlendirmelisiniz. Bazı haberler bu hafta içerisinde bizi oldukça şaşırtabilir.

Gelelim Günün Tavsiyeli Hikâyesine;

Bir baba olarak çocuklarım üzerinde hep hayallerim vardı. Geçmiş okul hayatıma baktığımda ben kolay öğrenebilen o şanslı çocuklardan biriydim. O yüzden de ebeveyn olduğumda çocuklarımın her ikisine de bir şeyler okuyup okuma işlemini eğlenceli bir hale getirirsem benim izimden giderler düşüncesine kapılmıştım. Aynen benim gibi okur, okuduklarını anında öğrenirler diye düşünüyordum. Büyük çocuğum Amanda, benim izime kolay girdi. Hızlı öğrendi ve iyi notlar aldı. Oysa onun küçüğü olan oğlum Eric ile de aynı yöntemleri uygulamamıza ve kullanmamıza karşın hayatın sadece Eric ve öğretmenleri için değil, benim için de zor geçeceğini anladım. Hiçbir disiplin sorunu olmayan bu sevecen ve tatlı çocuk için üzerime düşen ne varsa yaptım. Her gece ödevlerini bitirip bitirmediğini kontrol ettim, öğretmenleriyle bağlantımı koparmadım ve okulun sunduğu bütün ek derslerin hepsine kaydını yaptırdım.

Ama ne kadar uğraştıysa da aldığı karneler hep hayal kırıklığı ve üzüntü yaratıyordu. Cesaretinin kırıldığını ve böyle devam ederse bütün hevesini kaybedeceğini görebiliyordum. Sonra kendimden şüphelenmeye başladım. Nerede başarısız olmuştuk? Neden oğlumun başarılı olmasına yardımcı olamıyordum? Neden onu motive edemiyordum? Okulda başarılı olamazsa ve sivrilemezse, iyi bir hayatı olamayacağına ve ayakları üzerinde duramayacağına hatta aile kuramayacağına inanıyordum.

Gözlerim açıldığında Eric 16 yaşında sarışın bir delikanlıydı. Oturma odasında oturuyorduk. O sırada telefon çaldı ve babamın ağır bir kalp krizi geçirdiğini ve 79 yaşında hayata gözlerini yumduğunu öğrendik. Büyük babam diye seslendiği babam Eric'in hayatının özellikle ilk beş yılında çok önemli rol oynamıştı. Eşim geceleri çalışıp gündüzleri uyuduğundan Eric'i traşa, dondurma yemeye ve top oynamaya hep "Büyük babası” götürürdü... Büyükbaba, Eric'in bir numaralı dostuydu. Babam yanımızdan ayrılıp büyüdüğü kasabaya geri döndüğünde, Eric onsuz ne yapacağını şaşırmış ve uzun süre bocalamıştı. Ama zaman yaralarını sardı ve zaman içinde dedesinin geçmiş yaşantısına ve eski arkadaşlarına ihtiyacı olduğunu anlamaya başladı. Dedesiyle yaptığı telefon görüşmeleri ve dedesinin ziyaretleri Eric'in hayattaki en büyük umudu haline gelmişti. Ve doğal olarak büyükbabası ile daha farklı ve özel bir ilişkisi vardı.

Cenaze töreninde kapıda durdum ve babamın yüzüne baktım. Tanıdığım adama benzemeyen son derece ifadesiz bir durum içindeydi. Her iki yanımda çocuklarım dedelerine doğru ilerlerken Eric'in elimi tuttuğunu fark ettim.

Görevimizi yerine getirdikten sonra yüzlerce dostumuzun yer aldığı salondaki yerlerimize geçtik. Herkesin babamla ilgili paylaşacağı bir anısı, söyleyeceği bir cümlesi vardı. Bazılarıysa sadece elime dokunup uzaklaştılar. Birdenbire Eric'in yanımda olmadığını fark ettim. Dönüp etrafıma baktım ve hemen girişte merdivenleri çıkmakta güçlük çeken yaşlılara yardım ettiğini gördüm. Ellerinde bastonları, tanımadığı bir sürü insan ona yaslanıyor o da bu insanların dedesine son görevlerini yerine getirmeleri için basamakları çıkmalarına yardımcı oluyordu.

O gün akşamüstü cenaze düzenleme koordinatörü bana cenazesinin taşınması için bir kişiye daha ihtiyaçları olduğunu söyledi.

-Eric hemen atladı ve "Lütfen anne, ben yardımcı olabilir miyim?" dedi. Koordinatör benimle ve kız kardeşiyle kalmasının daha uygun olabileceğini ifade etti. Eric başını salladı ve "Büyükbabam küçükken beni taşırdı", dedi. "Şimdi ben onu taşımalıyım"

Bu sözcükleri duyunca gözyaşlarıma engel olamadım. Sanki hiç susmayacakmışım gibi ağlıyordum. O andan itibaren aldığı düşük notlardan dolayı oğlumu bir daha asla azarlamamaya söz verdim kendi kendime. Onun hayalimde yarattığım insana uyması mümkün değildi. Zaten benim hayalimde yarattığım insan oğlum kadar iyi bir kişiliğe sahipte değildi. Allah onu sevgi, iyilik ve yardımseverlik duygularıyla ödüllendirmişti. Hiçbir kitap ona bunları veremezdi. Hiçbir mezuniyet derecesi ona sahip olduğu bu değerleri kazandıramazdı.

Şimdi yirmi yaşında ve her gittiği yere dostluk, yardımseverlik, espri ve nezaket taşıyor. Kendi kendime şu soruyu yöneltiyorum: "Fen ve matematik notları neyi değiştirecek? Genç bir adam elinden geleni yaptığı sürece, kalpten bir AA notunu zaten hak etmiyor mu? 

Mutlu günler dilerim….

X