"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Kuş, konduğu dalın kırılmasından korkmaz; çünkü güvendiği dal değil, kendi kanatlarıdır

Günaydın haftanın son gününe gelmiş bulunmaktayız. Bir hafta daha geride kaldı. Hatta yılın son haftasına doğru ilerliyoruz.

Bugün Ay kova burcunda hareket ediyor. İnsanlarla olan iletişimlerimiz ve sınırlarımız, özgürlük ihtiyacımız, entelektüel alanlarımız, bilginin en üst düzeyine ulaşma arzusu ben veya biz olabilme sorunları üzerine bugün önemli etkiler taşıyacağız.

Sosyal çevre ilişkilerinde bazı farkındalıklar yaşayıp aydınlanabileceğimiz bir süreç. Arkadaşlıklarımızı yeniden gözden geçirebiliriz. Bir arkadaşlık ilişkisinde hiç beklemediğiniz bazı problemle karşılaşıp bu zaman kadar görmezden geldiğiniz sorunlu süreci yeniden gözleme tabi tutabilirsiniz. Uzun zamandır süregelen kısırdöngülerinizi fark edip bunlardan da arınabilirsiniz.

Bunun yanında bazı gizli düşmanlıklar ve arka plan oluşumları çok net bir şekilde ortaya dökülebilir. Özellikle çalışma ortamınız ve sağlığınız, gündelik işlerinizi ifade eden alanda hem değiştirmek istediğiniz hem de gücünüzün henüz elvermediği sorunları aşmak isteyebilirsiniz.

Duygusal bağımlılıklarımızda önemli kopuşlar yaşayabileceğiniz bu süreci daha sakin ve objektif bir şekilde atlatmanız şartları sizin lehinize çevirebilir. Sorunlu ve ağır aksak yürüyen ilişkilerde ya da çeşitli nedenlerden dolayı ısrarcı devam edilen ilişkilerde önemli sınanmalar ve bitişler söz konusu olabilir.

Gelelim haftanın tavsiyeli hikâyesine;

Ben henüz çok küçükken eve bir telefon almıştık. Telefonun bağlı olduğu cilalı çerçeveyi ve parlak ahizeyi asla unutamam. Saatlerce onun karşısına geçer ve seyrederdim. Hatta o derece ki, telefon numaramız olan 105'i bir an bile aklımdan çıkaramıyordum, telefonla konuşacak yaşta değildim, zaten boyum da telefonun bulunduğu yere yetişemezdi. Fakat annem konuştuğu zaman, onun karşısına geçip hayranlıkla ona bakardım. Bir keresinde beni kucağına alıp ahizenin yanına kaldırdı ve beni babamla konuşturdu. Bu, bence unutulması çok güç bir olaydı. Sevinçten ve mutluluktan uçuyordum.

Zamanla, bu telefonun içinde canlı bir yaratık bulunduğunu, "Lütfen Danışma" olduğunu ve bu Bayanın ne sorulursa hemen cevap verdiğini öğrendim. Annem ona defalarca başkalarının telefon numaralarını sormuştu; bir iki kere de saatimiz durunca gene ondan sorup doğru saati öğrenmişti.

Telefondaki bu cinle konuşma fırsatını ilk olarak annemin yakın komşumuzu görmeye gittiği ve benim de evde yalnız bulunduğum bir gün elde ettim.

Bahçede oynarken, kaza ile elimdeki çekici parmağıma indirmiştim, sancıdan kıvranırken, ansızın aklıma "Bayan Danışma" geldi. Koşa koşa içeri girdim ve ufacık iskemlenin üzerine çıkarak telefonun alıcısını kaldırdım. Alıcıdan acayip gürültüler geliyordu. bir Bayan vardı.

Ben tekrar ağlayarak:

 - "Parmağımı acıttım. Ne yapacağımı söyleyebilir misiniz?" diye sorunca, makinenin içindeki bayan bana:

 - "Annen evde yok mu?" dedi.

 -"Hayır, evde hiç kimse yok." - "Parmağın kanıyor mu?"

- "Hayır, çekiçle vurdum, şimdi acıdan kıvranıyorum."

-"Buzdolabını açabilir misin?"

 - "Evet", diye cevap verince, Bayan Danışma sözlerine şöyle devam etti:

- "Peki, dolabı aç ve buzluktan ufak bir parça buz çıkararak acıyan yerin üzerine bastır. Dikkat et, yerleri kirletip buzları dökmeyesin. Biraz sonra sancın dinecek. Artık ağlama ve bir daha sefere daha dikkatli davran." O günden sonra da en ufak bir bilgi için Bayan Danışmayı rahatsız ediyordum. O ise, en ufak bir hoşnutsuzluk göstermeksizin hemen bana yardım ediyordu. Coğrafya derslerinde, aritmetik problemlerinde hatta ve hatta parkta bulduğum sincabın beslenmesi için bana yardımcı olmuştu.

Bir gün çok sevdiğim kanaryamız Peter kafesinde ölü bulundu. Ağlayarak hemen telefona sarıldım ve Bayan Danışmaya büyük acımı bildirdim. O da, diğerleri gibi, basit sözlerle beni yatıştırmaya çalışıyordu. Halbuki ben ondan daha fazla anlayış bekliyordum. Peter gibi güzel öten bir kuşun ölümünün olmayacak bir şey olduğunu ona anlatmak istiyordum. Sonsuz acımı anlayan ve onu paylaşmaya çalışan Bayan Danışma bana şu öğütte bulundu: -"Beni dinle Paul, haklısın böyle güzel öten bir kuş ölmemeliydi, fakat unutma ki, çok daha güzel bir dünyaya gidiyor ve orada da ötmesine devam edecek. Onun için artık üzülmen yersiz." Başka bir gün de, telefondaki cinden bir kelimenin anlamını soracaktım. Tam alıcıyı kaldırıp, Bayan Danışmayı istemiştim ki, yavaşça odaya giren kız kardeşim, beni korkutmak için ansızın bağırdı. Birden yerimden sıçradım. Sıçramamla birlikte duvara çakılı telefon alıcısı da benimle yere düştü. Telefondan teller fırladı. Bayan Danışman’ın sesi hiç duyulmuyordu. Yarım saat sonra kapımız çalındı ve telefon tamircisi olduğunu söyleyen bir adam gelerek telefonumuzu hemen tamir etti.

Bizdeki bu bozukluğu kendisine yine Bayan Danışman’ın bildirdiğini de sözlerine ekledi. Dokuz yaşıma bastığım yıl, evimizi değiştirdik. Evle birlikte, o eski telefon alıcısını da değiştirip, daha modern bir alıcı satın aldık. Bu alıcıyı hiç sevmemiş ve Bayan Danışman’ın ancak o eski alıcıda bulunduğuna nedense inanmıştım. Eski günleri düşünür ve telefondaki o bayanın saatlerce ufak bir çocukla uğraşmasını ve onun saçma isteklerini ve sorularını eksiksiz yerine getirmesini takdir ederdim. Yıllar geçmiş, ben büyümüş ve kolej öğrenimini tamamlamıştım. Bir gün iş için uçakla seyahat ederken, küçüklüğümün geçtiği bu kasabaya yakın bir merkezde uçak değiştirmek zorunda kaldım. Alanda beklerken, kız kardeşime telefon edip konuştuk. Sonra nasıl oldu bilmem, birden aklıma çocukluk yıllarımın Bayan Danışmanı geldi. Hemen alıcıyı kaldırıp, aynı kasabanın Danışmasını istedim. Hayret, karşıma çıkan, daha doğrusu alıcının içinden gelen o tatlı ve yumuşak sesi hemen tanımıştım. Birden hiç düşünmeden:

 - "Benim çok güzel bir kanaryam vardı. Öldü. Ne yapayım, bu acıya nasıl dayanayım?" diye sordum. Öbür taraftaki ses bir iki saniye sustuktan sonra:

 - "Herhalde parmağın iyileşmiştir artık." dedi. Gülerek:

- "Demek hâlâ siz burada çalışıyorsunuz. Yıllar öncesine gidecek olursak, o çocukluk yıllarımda sizin bana neler verdiğinizi, bende ne gibi anlaşılması güç duygular uyandırdığınızı bir bilseniz." Dedim.

- "Aynı durum benim için de oldu. Siz de akıllı ve tatlı bir çocuk olmak sıfatıyla bana çok şeyler veriyordunuz. Benim kendi çocuğum olmadığı için, sizinle konuşmak, sizin o çocuksu ve saf acılarınız paylaşmak, size bazı alanlarda yardımcı olabilmek de benim için sonsuz bir zevkti."

 

Mutlu günler dilerim…

 

 

X