"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Kendi ile kavga eden insanlar sizle mutlu olamaz, zorlamayın.

Günaydın yepyeni bir günden…

Dünden beri yazdığınız mailler ve güzel mesajlarınız için öncelikle hepinize çok teşekkür ederim. Öyle güzel mesajlar okuyorum ki diyorum “Aygül biz aslında çok kalabalığız” …

Bugün gökyüzü biraz duygusal anlamda bizleri yormaya oldukça açık. Kendinizi iyi idare etmeniz gereken bir gündesiniz.

İçinizden diyeceksiniz ki yine mi öyle. Hangi gün değiliz ki…

Lakin haksız sayılmazsınız…

Hepimizin hayatında kendi içinde savaşı ve kavgası bitmeyen insanlar vardır. Öyle değil mi?

Hoyratça acıtan ve ne yaptığının ne kadar kırıcı olduğunun farkında olmayan insanlarla nasıl başa çıkacağız?

Şimdi bu önümüzdeki nisan ayı böyle bir ay…

Bugüne kadar sustuklarımızın bedelini nasıl ödeyeceğiz?

Mutlu muyuz biz acaba?

Nerede ya da kimle mutluyuz?

Mutlu olmak ne demek?

Bu üç soru bence herkesin kendi yetişme şartları, kendi genleri, kendi hayat görüşlerine göre değişiyor.

Hani size arada yazıyorum ya çok sevdiğim bir market var. Orada eski bir sosyolog çalışıyor. Yük taşıyor markete. İki kelam ederim diye eve biraz uzak olmasına rağmen hep o markete giderim diye.

Benim onunla tanışmam markette elma alırken olmuştu. Genç bir çocuğa akıl veriyordu. Bende onu dinlemek için elma almayı uzatmaya başlamıştım. Sonra poşete elmalar sığmayınca, armut, portakal sırayla poşetle doldurmaya başladım.

Öyle güzel şeyler söylüyordu ki delikanlıya;

“Hayat bana koşulsuz nazik olmayı öğretti dedi. Âmâ bak dikkatini çekerim koşulsuz dedi. Kırılan vazo tamir edilemeyebiliyor ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebiliyorsun dedi. Ve tek öğrendiğim şeyi söyleyebilirim ki,

“Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkide kalma, çünkü kalmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır.” dedi

Bende o zaman yanına gidip hafif bir tebessümle bunlar nasıl güzel sözler diye konuya giriş yapmıştım. Önce afalladı, pardon yanlış bir şey mi yaptım diyerek, özür diledi.

-Hayır dedim hayatımın en harika 15 dakikasını elma alırken geçirebileceğimi biri söyleseydi inanmazdım. Sonra poşetlere dönüp baktı. Hepsi alakasız alakasız orada kalmak için dolmuş sebzelerin üzerinde duruyordu. Gülmeye başladı. Birbirimizi bu kadar kolay anladık.

El sıkıştık. Ben sosyoloğum ve Tarih öğretmeniyim dedi. Yıllarca hocalık yapmış. Şimdi çocuklarını üniversitede okutmak için markette yük ve eşya taşıma işi yapıyor. Bu arada birkaç yıl oldu bu olayın üzerinden geçeli. Ben onu tanıdıktan sonra üniversite sınavına girip sosyoloji yazdım. Şimdi 2.sınıf öğrencisiyim. Bu arada benim hala yazar olduğumu bilmez.

Dün yine bir şeyler alma bahanesiyle gittim. İki kelam ederim dedim.

Ayak üstü gördüm.  Mesai saatinde rahatsız etmemek adına da uzaktan dedim hocam ne yapacağız şu kendi ile kavga eden insanları anlamıyorum dedim.

Bu savaş neden diye hemen hocaya topu attım.

O bir top geldiğinin farkında ama benim ondan alacaklarımı sizin okuyacağınızın hiç farkında olmayarak hemen kocaman suları taşıdığı yük arabasını marketin önünden hızlıca çekti köşeye ve onlar var ya dedi, işte en çok onlara üzülüyorum diye cümleye başladı.

Niye böyleler hocam dedim. Neden hayatlarındaki insanları bu kadar mutsuz ettiklerini fark etmiyorlar. Neden kendi içlerindeki bu huzursuzluk ve kavga diğer insanların bedeli oluyor?

Şöyle ifade etti: Yaşam üzerinde aslında onlarında bizleri geliştirme gibi bir yönleri var. Herkes dünya üzerinde iyi olamaz. Öyle olsaydı zaten gelişemez ilerleyemezdik.

Bizi mutlu eden şeyleri keşfetmek yerine elimiz kolumuz bağlı mutlu olmayı bekliyoruz dedi. 

Hayatın anlamı budur işte mutlu olduğun şeyleri keşfet ve onları yaşa. Mutluluğun bir seçim olduğunu gerçekten toplumsal olarak bilmiyoruz diye sözlerine devam etti. Bunu söylediğime bakma ben yapamadım dedi. 

Şöyle bir örnek verdi: Bir adam hayal et. Mutsuz ve evliliğini bitiremiyor. Neden sence?

Çünkü bir evi bir arabası var. Bunu partneri elinden alabilir ve adam bir daha bunu yapacak gücü kendinde bulamayabilir. Hayatının daha kötü olma fikri içinde yaşıyor. Ya da düzen bozulması korkusu taşıyor. Hâlbuki bilmiyor ki mutlu olduğu alana geçtiğinde 20 yılda elde ettiklerini 4-5 yıl içinde 5 ev 5 araba olarak elde edebilecek. Bu kısım onun inandığı bir kısım değil.

Soruyorum sana dedi: Kaç kişi sevgisinin, aşkının peşinden gidecek cesarete sahip. Salih amca baya dertli ve her zamankinden daha kendine kızgındı. Olayı anlamaya çalışıyordum. Tam o sırada biliyor musun dedi ben üniversite de bir kıza aşıktım.

En yakın arkadaşım da kıza aşıkmış. Birbirimize söylemiyoruz. Benim arkadaş erken davranmış. Kıza ilgisini söylemiş ne yapmış ne etmiş kızı tavlamış. Bende o zamanlarda aman dedim. Acı çekmek gibi bir derdim yoktu. Kendimi o noktaya hiç getirmek istemezdim. Kontrol edeceğim kendimi dedim ve kendi kendime söz verip bu işten kendimi sıyırdım. (Oğlak burcu)

Bende birkaç yıl sonra eşimle tanıştım. Evlendik. Âşık olduğum kızda en yakın arkadaşımla evlendi. Ama arkadaşımdan uzak durdum. O hep görüşmek isterdi. Ailece görüşelim filan derdi. Ben 25 yıl geçti. Birkaç defa dışarıda erkek erkeğe görüştüm. Onu yanında görmeye pek tahammülüm yoktu ama yine de bunu kendime söyleyecek cesaretimde yoktu dedi. İki yıl önce âşık olduğum ama aslında olmadığımı düşündüğüm kişiyle karşılaştım dedi.

Ben baya heyecanlı bir şekilde olayı dinlemeye koyuldum ve elimdeki poşetleri yere bıraktım.

Ne oldu peki dedim?

Bir şey olmadı dedi. Sadece ben o an şunu fark ettim. Hayatımda yıllar önce vermediğim bir mücadelenin pişmanlığı ile yüzleşmekten korkuyormuşum meğerse. Ne büyük bir pişmanlık duygusu yaşıyorum anlatamam dedi. Ama o pişmanlığı niye yaşadığını da anlamıyor insan dedi.

İki kelime ediyor karşında ben ise pişman oluyorum o an sanki dedi. O konuşmaya devam ederken ben içimden evli olsaydık onla da tartışacaktık, kavga edecektik belki de her evlilik gibi olacaktı diye hayaller geçirip kendimi teselli ediyordum. Ben bunları düşünürken o bana çocuklarımı soruyordu bende ona çocuklarını soruyordum. Eşlerimize selam söyleyerek ayrıldık. Bir daha da görmedim. Ta ki 1 ay önce aniden vefat ettiğini duydum dedi.

Cenazesine katıldım. Çok kötüydüm ama daha fazla kötü olma şansım yokcasına kendimi idare ediyordum. 

Cenazeden birkaç ay sonra yani işte 6 gün önce kızı geldi bana ve bir mektup verdi. Kız bana o kadar sevgi dolu bakıyordu ki sana anlatamam dedi. Mektubu verdi ve Salih amca mümkünse o mektubu iyi sakla, annem bazı şeyleri ölene kadar saklamayı çok iyi bildi dedi ve gitti.

Mektubu açtım.

Okuduklarımla beynimden vurulmuş gibiydim.

Beni yıllarca sevdiğini ama onu sevmediğimi düşündüğünden söz etmiş. Bunu aslında asla söylemeyi düşünmediğini ve bir kadın olarak bunu nasıl söyleyeceğini hiç bilemediğinden bahsetmiş. Ta ki bir gün kanser olduğunu öğrendiğinde öleceğini düşündüğü zaman kızına anlatmış. Kızı da konuşmasını istemiş. Böyle bir şey olmaz demiş. Ahlaklı değil. Yaşandı bitti ama geçmedi demiş. Kızı da çok etkilenmiş ve yazmasını istemiş. Annesi de vasiyet etmiş. Ölünce bunu bilsin sen ver demiş. Kızı da bu mektubu ulaştırmış.

Salih amca der ki; biliyor musun kızım mektuptan sonra her gün mezardayım. Mektubu da alıyorum yanıma. Her gün konuşuyorum onunla ve dua ediyorum. Ben iki yıl önce onla konuşurken neden pişman olduğumu şimdi anlıyorum biliyor musun? diye söylendi.

Gözlerini siliyordu. Beni sormayın zaten. Kendimi zor tutup saçma sapan sorularla konuyu dağıtmaya çalışıyordum. İki kelam edelim dedik. Paramparça çıktık. Hadi yeni malların ikinci postası gelecek ben onları çekeyim dükkânın önünden dedi. Tuttum seni de dedi. Sosyoloji nasıl gidiyor dedi. Ben gözlerimi silmeye başlamıştım. O da kafasını çevirdi ve ben arabaya bindim.

Böyle sanki soracak bir milyon sorum var da o gidiyormuş gibi hissederek kaldım.

Neden kıymet bilmiyoruz?

Neden kıymet vermiyoruz?

Neden korkuyoruz?

Neden duyarsız insanlarız?

Mektupta ne yazıyordu acaba?

Peki bu koca ömür nasıl böyle bir hiçle geçmişti?

Mezarlığına ziyarete gidip onunla sohbet etmek nasıl bir geç kalınmışlıktı?

Bu dünyadaki en güzel duygu olan Aşk, neden bu kadar mesafeliydi…

Mutlu olduğunuz yerleri keşfetmeniz ve geç kalmamanız dileğiyle…

 

 

X