"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Güneşi sağ elime, Ay’ı sol elime verseniz dahi, davamdan vazgeçmem

Ve haftanın son gününe gelmiş bulunmaktayız. Hepinize hayırlı uğurlu cumalar diliyorum. Güçlü ve tüm kabiliyetlerimizi ortaya koymamız gereken önemli günlere giriş yapıyoruz.

Cuma günü boyunca Ay terazi burcunda hareket etmeye başlayacak. Önümüzdeki birkaç günlük zaman dilimi oldukça karakterimizi korumak adına bizi zorlayacağını gösteriyor. Âmâ ben sizlerin bizi okuyan okuyucularımızın yüksek farkındalığı ile bununla harika bir şekilde başa çıkabileceğinizi ve başarı öyküsü yaratacağınıza oldukça inanıyorum. Hayatımızda önceden kestiremediğimiz ve kendimizi iyi hissetmemize izin vermeyen bir sürü durum karşımıza çıkabilir. Mutluluğumuzu gereksiz yere onlara teslim etmemeliyiz. Mutsuzluğun karşılığında aldığımız tek şey ise baş ağrısı ve pişman olduğumuz kararlardır. Bu durum kronikleşirse, muhtemelen ömrümüzden ömür gider. Ve şanssızlığımızdan, kısmetsizliğimizden yakınır dururuz. Kötü niyetli birine de denk gelirseniz senin blokajın var der, çözüm vaadiyle de evleneceksin, zengin olacaksın diye cüzdanını da boşaltır. Hayat iyice kötü gitmeye başlar ve ortada kalmışlık hissi yaşarsın. Sonra yine şikâyet etmeye başlarsın neden beni buluyor bütün bunlar diye. Kendi kendini haklı çıkartmak için sürekli olumsuz bakış açısıyla döner durursun. İşte tam da Böyle olmaya açık günler içerisindeyiz. Böyle olmamaya özen gösterin. Yaşadıklarınızla başa çıkmayı öğrenin. Mutluluğun akışı bir yönedir; içten dışa doğru. Bu yüzden mutluluğu başkalarından ve başka şeylerden alman olası değildir. Mutluluğu sadece verebilirsin, çünkü mutluluk verdikçe çoğalır. Gelelim en önemli açılardan diğerine; Merkür-Plüton karşıtlığı açısı, zihinsel huzursuzluk verebilir. Hızlı düşünüp hızlı karar vermek hata yaptırabilir. Bazı sırların ortaya çıkması söz konusu olabilir. İstemsiz bir kibir verir. Bugünlerde siz siz olun bir şeyleri gizli yürütmeye çalışmayın. Dürüst ve açık davranışlar çevreniz tarafından daha sempatik algılanacak. Kendinizi engellenmiş ve baskı içerisinde gibi hissedebilirsiniz. Otorite figürleri ile ilgili sorunlar yaşamamaya özen gösterin. Aile ilişkilerinde göze batan davranışlar içerisinde olmayın. Yani kısaca kendinizi hedef yapmayın. Lakin davanızdan vazgeçin demiyoruz. İnandığınız şeylerin peşinden koşmayın da demiyoruz. Sadece bu birkaç gün mücadelenizi verin ama nerde durmanız gerektiğini iyi bilin diyoruz. Egonuza hâkim olun. Şartları fazla zorlamayın. Sadece olayları gözlemleyin ve yeni bir yol bulun. Çevrenizde gelişen olaylarda ise yangına körükle gitmek yerine daha sakinleştirici konuşmalar yaparak yapıcı olun. Farkındalık sahibi olan sizsiniz. Bu yazıyı okumanız da ve karşınıza çıkmasında bile muhakkak önemli bir tevafuk vardır.


Gelelim günün Tavsiyeli Hikâyesine;

Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam varmış. Çok fakirmiş. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan beyaz bir atı varmış ki. İmparator at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama adam satmaya yanaşmamış. "Bu at, bir at değil benim için bir dost. İnsan dostunu satar mı?" dermiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylüler ihtiyarın başına toplanmış. "Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. İmparatora satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. İhtiyar, "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. Sadece 'at kayıp' deyin.

Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan iki hafta geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi başına. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.. "Babalık" demişler. "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin ilk kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu ihtiyar sahiden normal değil" diye düşünmüşler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.

"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre yürüyemeyecek. Sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde ilerler ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. İmparator son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yok gibiymiş; giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes adeta biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.. "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer."

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sadece Allah biliyor.


Bir yol biter yenisi başlar…

Dememiz o ki; Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Oysa yolculuk asla sona ermez. Bir yol biterken, yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, bir başkası açılır. Sabah uyanıp hala nefes alıyorsanız, demek ki bu hayat için yapacak şeyleriniz bitmemiş demektir. Her şeye ve herkese rağmen bunun üzerine bir kahve içilir ama öyle değil mi… Pazartesi yepyeni şeyler konuşacağız. Mutlu bir hafta sonu dilerim

X