"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Evrenin “Ritim Prensibini” biliyor musun?

Günaydın, yepyeni bir günden merhaba…

Bugün ay balık burcunda küçülüyor ve yeni bir Ay’a doğru ilerliyoruz. Bazı gerçekleri ne kadar öğrenmek istiyor olsak da bir türlü öğrenemiyor olabiliriz…

 İçinizden emin olduğunuz konularda kendinizi ifade edemediğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Kendinizi kuytu köşelere çekerek, çaresiz duygular içerisinde manipüle etmeniz doğru bir yaklaşım değildir. Bu kadar umutsuz olmak ya da çaresizliğe kendinize hapsetmek aslında bazı fırsatları kaçırıyor olmanıza neden olabilir. Bu hafta sonuna kadar vereceğiniz imtihan aslında inancınızdır. Evren üzerinde bir matematik vardır. Olması gereken olması gerektiği zamanda zaten olacaktır. Bizim anlamamız gereken bunun neden olmadığı kısmında tekâmül ediyor olmamızdır.

 Kozmos ’un bir ritim prensibi var.

 Geçenlerde şöyle bir yazı okudum: Evrende her şeyin titrediğini ve belli bir ritme doğru hareket ettiğini biliyor musunuz?

 “Bilimsel olarak kozmosun hareketi, parçacıklar ve dalgalar halindedir, bunlar ritim dalgalarıdır. Bu enerji dalgaları, döngüler şeklinde salınırlar. Döngüler, sarkaç örneği gibi, ne kadar bir tarafa sallanırsa diğer tarafa da o kadar sallanır. Evrende bu ritimler; mevsimleri, dönemleri ve düzenleri meydana getirir. Güneşin ve ayın döngüleri sonucunda dünyamızda gözlemlediğimiz gel git olayları, ritim prensibinin bir neticesidir. Doğadaki her şeyin bir ritmi olduğu gibi, insanların da bir ritmi vardır. Ritim evrendeki düzeni yansıtır.”

 Yani kısaca buradan bizim anlamamız gereken şey;

 İnsan, kendini iyi hissettiği dönemler yaşadığı gibi, kötü hissettiği dönemler de yaşar. Yaşamımızın sarkacı ne kadar sağa sallanırsa, sola da o kadar sallanır. Eğer yaşamımızda zorluklarla dolu bir dönemden geçiyorsak, güneşin batışını seyrederek, sıkıntılarımızın yarın güneşin yeniden doğuşu ile sona ereceğini düşleyebiliriz.

 Bilge kişiler, döngünün olumsuz sürecinde sakin kalarak ve içlerine dönerek ve yaşamlarındaki olumsuzlukların muhasebesini yaparak ayakta kalmayı başarabilmişlerdir. Önemli olan iniş döneminde, kendimizi bir sonraki çıkış dönemine hazırlayacak alt yapıyı planlayabilmektir. İniş dönemini bir yeniden değerlendirme ve eksiklerimizi giderme dönemi olarak görmeliyiz.

 Ritim prensibini özümsediğimizde, yaşamımızdaki dönemleri daha iyi algılayarak ve gereksiz risklere girmeden, yaşam tarzımızı sürdürülebilir huzura yönlendirecek girişimlerde bulunabiliriz.

 Isaac Newton’un dediği gibi “What goes up, must come down”,

Yani,

“Yükselen her şey, inecektir de”.

 Kısaca önemli olan, yaşam kalitemizi belirleyen iniş döngülerini, nasıl yönettiğimizdir. Eğer iyi yönetiyorsak, bugün üzüldüğümüze üzülmeyelim, çünkü yarın üzüldüğümüz kadar sevineceğiz. Yeter ki, kozmos ’un bu ritim ilkesine inanalım.

 Gelelim günün tavsiyeli hikayesine;

 Sultan 4. Murad devrinde Erzurum’da yaşayan ve Habib baba diye bilinen gönül ehli bir derviş, hacca gitmeye niyet etmiş.

Önce İstanbul’a gidecek, oradan da gemiyle kutsal yolculuğuna çıkacaktır. Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul’a vardığında toz toprak olmuş üzerini temizlemek ve yıkanmak için bir hamama gider. Fakat ne var ki hamamı o gün sultanın vezirleri kapatmıştır.

 Hamamcı yaşlı dervişi içeri almak istemez. Habib baba, çok uzak yoldan geldiğini ve İstanbul’u fazla bilmediğini falan söyleyince hamam sahibi fazla dayanamaz ve yaşlı dervişi içeri alır.

Ama dervişe derki: “aman diyeyim şu kuytu köşede yıkanıver de hemen çık, sultanın vezirlerine de sakın görünme, başıma iş açmayayım diye de sıkıca tembihler”

 Birazdan sultanın vezirleri de hamama gelirler ve eğlence, neşe içerisinde hamam sefasına başlarlar. Vezirlerinin hamama gittiklerini duyan sultan da bakalım bizim paşalar hamamda ne yapıyorlar, edeplice duruyorlar mı, yoksa serkeşlik mi ediyorlar diye tebdil-i kıyafet olarak hamama gelir.

Hamamcı yine içeri almak istemez fakat sultanın ısrarları karşısında dayanamaz ve onu da Habib Baba’nın yanına götürür ve “sen de burada yıkanıver de çık, aman diyeyim vezirlere görünme” diye de yalvarır.

 Sultan Murad dervişin yanında yıkanmaya başlar, bir taraftan da vezirlerini gözetler. Bu arada yanında yıkanmakta olan Habib Baba’ya, baba gel istersen birbirimizin sırtını keseleyelim diye de bir teklifte bulunur.

Yaşlı derviş bu teklife olumlu yanıt verince de sultan alır eline keseyi ve Habib Baba’nın sırtını keselemeye başlar.

Bu arada dervişin kulağına eğilir ve derki:

“Ah baba ah, görüyor musun şu paşaların halini. Onlar neşe ve eğlence içerisinde yıkanıp, hayatın tadını çıkartıyorlar, biz ise burada gizlice yıkanmaya çalışıyoruz, adalet mi bu?

Bu devirde sultan Murad’a vezir olmak varmış diye fısıldar.

 Habib Baba’da cevabını verir; "Boşver bunları evlat. Ben öyle bir sultana vezir olmak isterim ki, benim şu uyuz sırtımı bu gördüğün vezirlerin sultanına keseletsin".

 Mutlu günler dilerim…

X