"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Cahillik aklın gecesidir, âmâ aysız ve yıldızsız bir gece…

Günaydın yepyeni bir günden hepinize merhaba.

 

Arada bilgi paylaşımları, arada günü kurtaracak fikirler veya günlük yaşamın olaylarından sizlere paylaşımlar yapıyorum.

Geçenlerde bir belediyeci olarak “belediyeleri küçümsemeyin lütfen, çok güzel hizmetleri var ve ilgileniyorlar” diye bir tweet attım. Hemen arkasından tweetler gelmeye başladı.

Birkaç tweet geldi “Yok öyle bir şey diye!!!”

Son iki gündür o işlere odaklandım. Twitter’dan tweetleri okuyorum ve belediyelerle görüşmeler yaptırıyorum. Detayları paylaşacağım ilerleyen günlerde.

Ama genel gördüğüm sorunun şu olduğunu söyleyebilirim. İnsanın insana yitirdiği güven ve önyargı çok korkunç bir boyuttadır.

İmza günü bilgisi!

Bu arada bu yazıyı yazarken telefon geldi. 23 Kasım İstanbul Kanyon Avm 18:00’da ve

29 Kasım Gaziantep Sanko Park avm D&R’da Dr. Ender saraçla AstroŞifa 2020 ajandamızı imzalayacağız. Yeni yılda sizlerde sevdiklerinize hediye etmek isterseniz biz hem kanyonda hem de Antep’te olacağız. Aralık ayında İzmir ve Ankara da planlanıyor. Beni olur da yakalarsanız herhangi bir imza gününde ajandanızı doğum bilgilerinize göre imzalıyorum. Eğer bir arkadaşınıza özel bir yılbaşı hediyesi hediye almak isterseniz onunda doğum bilgilerini bana söyleyebilirsiniz onun adına da imzalayabiliriz.

Yeni bir sene yeni bir yıl ve yeni umutlara doğru yola gidiyoruz.

Şu sıralar 2008’den 2020 yılına mektuplarınız geliyor. Keyifle okuyorum. Bunlardan resmen bir kitap yapılabilir. İnanılmaz tecrübeler var. Ama en hoşuma giden farkındalık içinde oluşunuz. Geçenlerde 2008 yılından 2020 yılına kadar olan bu süreçte neler yaşadığını bir arkadaşıma soru soruyorum.

-Ne oldu ki bilmiyorum dedi.

-Nasıl yani dedim.

Sonra ben onun adına hatırlayarak bir nişan atmıştın ama bu seni nasıl etkilemedi mi diye sordum.

-Yaa evet dimi dedi. Valla ne bilim işte üzüldüm ama geçti sonuçta dedi.

Sonra bana döndü bu yıl ne olacak bana dedi.

Yahu dedim, sen 2008 yılından bu zamana yaşadıklarının hiçbirini duymamışsın şimdi neyi merak ediyorsun diye sordum. Neye kızıyorum biliyor musunuz?

İnsanın kendisine bu kadar sağır olmasına kızıyorum. Ne fayda…

Döngü dediğimiz şey biz anlamadıkça dönüp duruyor. Bir gün geliyor seni mecburi bir şekilde umurunda kılıyor.

Dünyadaki olayların sebep ve sonuç ilişkileriyle ilgilenirken, gezegenlerin kurallarına göre evrenle bağlantılarına bakmamız gerekir. Bizler bu küçük gezegende hayatımızı inşa etmeye çalışırken mutlu olmayı ve eğlenmeye unutuyoruz.

Evrenin çerçevesi içinde, zamanın periyodunda artan bir farkındalık hissettiğimizde, tüm tecrübeli anları sadece bir leke olarak görüyoruz.

Yaşamı anlamanın püf noktası şurada yatıyor. Hepimizin birer birey olduğunu idrak etmesi, evrene bağlı olduğumuzu anlaması, yaptığımız ya da yapma fırsatımız varken yapamadığımız her şeyden sorumlu olduğumuzu bilmemizde gizlidir. Ne yazık ki, kendi ihtiyaçlarımıza karşı aşırı korumacı bir tavır sergiliyoruz. Bu durum, bencil hareketlere ve “panik bir düşünceye” yol açar ve bu süreç bizim gerçek kendimizi yaratmamızı ve var olmamızı engeller.

Biliyorum gel de panik yapma ya da negatif düşünme ya da gelme huzursuzlanma…

Başka bir deyişle söylemesi yapmaktan daha kolay...

Doğanın bize düzenli olarak öğrettiği gibi, hepimizin çevremize uygun bir rolü vardır. Bazen güzel ve bazen acımasız. Gezegenler döngü içinde çalışırlar ve ışınları bizi bir enerjisel kaymadan diğerine değiştirir ve yönlendirir; nasıl tepki vereceğimiz ve sonuçlarına katlanmamız insanlar olarak bize kalmıştır. Bu yüzden seçimlerimizi doğru ve iyi yapmamız yeterlidir. Gereğinden fazla bir şeyleri düşünmek değil konumuz sadece kaliteli ve doğru düşünmektir. 

Gelelim günün tavsiyeli hikayesine;

Muhteşem beyaz sakalıyla ünlü bir bilgin bir akşam üstü Şiraz’ın dar sokaklarında yürüyormuş. Düşünce içinde kaybolmuşken, kendisiyle alay eden bir kalabalıkla karşılaşmış. Grubun içinde en cesur adam sonunda öne çıkmış, başını eğerek bilgini selamlamış ve şöyle söylemiş:

- “Büyük usta, ben ve arkadaşlarım bir iddiaya girdik. Lütfen bize söyle, gece uyuduğunda sakalın nerede duruyor? yorganın üstünde mi yoksa altında mı?

“Bilgin, düşüncelerinden sıyrılmış, şaşkınlık içinde bakmış ve kibarca cevap vermiş:

- “Bilmiyorum. Hiç düşünmeden. Dikkat edeceğim. Yarın beni burada aynı saatte bekleyin. Size o zaman söyleyeceğim.”

Bilgin gece olup yatağına yattığında, uyuyamadığını fark etmiş.

Alnını karıştırıp sakalını koyduğu yeri düşünmüş.

Yorganın üstüne mi? altına mı? ancak belleği cevap veremiyormuş.

Sonunda bir deneme yapmaya karar vermiş. Sakalını yorganın üstüne koymuş ve yatmaya karar vermiş ve uyumaya çalışmış. Fakat bir iç huzursuzluğu onu sarmış.

Bu gerçekten doğru pozisyon mu?

Eğer doğru pozisyonsa neden hala uyuyamıyor?

Bu düşünceyle sakalını yorganın altına koymuş.

Fakat bunun da faydası olmamış.

Uykusu yine gelmemiş. - “Bu şekilde olamaz” sonucuna varmış.

Sakalını tekrar yorganın üzerine çıkarmış. Bütün gece bu şekilde mücadele etmiş sakal önce yorganın üstünde, sonra altında bir an bile uyuyamamış. Ertesi akşam genç sucuya yaklaşmış ve söyle söylemiş:

“Genç arkadaşım, her zaman bu muhteşem sakalımla uyuyor ve her defasında tatlı uykudan zevk alırdım. Fakat bana sorduğun andan itibaren uyuyamıyorum. Soruna cevap vermem

olanaksız, bilgeliğimin görkemi, soylu yaşamın işareti olan sakalım artık bana yabancılaştı. Bundan sonra bir daha onunla kendimi rahat hissedebilecek miyim, bilmiyorum.”

Dememiz o ki; Bilinçsizce üzerine düşünmeden yaşadığımız ya da yaptığımız davranışlarımızın sonucunda bir şeyleri sorgulamadığımız için onun getirdiği rahatlığı, konforu yaşarız o öyledir çünkü, sorgulamaya değer bile görmeyiz sanki her zaman varmış gibi kanıksanmış olarak yer alır hayatımızda, zihnimizde. Eğer bir şeyi bilmediğimiz bize gösterilirse mutsuz oluruz çünkü o soruyla aslında bilinç dünyamıza olta atarlar ve bizi orada bugüne kadar sorgulamadığımız şeyi sorgulamamıza vesile olurlar ve sen artık o problemi çözmek için düşünür durursun ve bugüne kadar üzerine düşünmediğin şeyi çözemediğin için huzursuz ve mutsuz olursun ve o problemi çözene kadar beyin hep arka tarafta bunu düşünüp durup mutsuz olacaktır. Ta ki çözene kadar. Yani cehalet mutluluktur sözü bu hikaye ile daha güzel anlam kazanıyor, yaşamın özeti diyebiliriz. Bilmekten ve çevrenizden gelen tepkilerle kendinizi analiz etmekten korkmayın

Mutlu günler dilerim.

X