"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Basit bir hayatın mı olsun istiyorsun? Sürüye yakın dur ve orada kendini unut!

Günaydın yepyeni bir haftadan hepinize merhaba.12 Mart haftasına hızlı bir giriş yapıyoruz. Bu hafta 17 Martta bir yeniay gerçekleşecek ve Mars gezegeni oğlak burcuna geçiş yapacak. Aslında 2018 yılının en önemli günleri ve aylarına doğru ilerliyoruz. Bu hem ülkemiz adına hem de kişisel baz da diyebiliriz. Mümkün oldukça daha sağduyulu ve farkındalıklı olmalıyız.

Ay tüm gün boyunca Oğlak burcunda ilerliyor. Daha sistemli ve disiplinli çalışma yöntemleri içerisinde olacağız. Duygularımız daha soğuk ve mesafeli bir yönde kullanarak hareket edebiliriz. Sabah saatlerinde iş girişimlerimizden ya da toplantılarımızdan güzel sonuçlar alabiliriz. Güneş ve Jüpiter’in uyum içinde olduğu bu hafta genelinde hem ilişkilerimiz adına hem de parasal konular adına başarı şansımızı arttırıyor. İlişkilerde gizli iş birlikleri hayatınızı ve beklentilerinizi farklı bir yönde değiştirecek noktaya taşıyabilir. Beraber çalıştığınız kişilerle birlikte güzel projelerin içinde yer alabilir ve çabanızla zekânızı  birleştirerek harika bir üretim aşamasına geçebilirsiniz. Mantık çerçevesinde tutmak zorunda hissettiğiniz konularda duygusal bir yaklaşımla çözümlemeye çalışabilecek, kalbinizin sesini dinleyebileceksiniz. Bazen bir şeyleri anlatmak yerine sessiz kalmak daha kısa yoldan çözümü de beraberinde getirebilir.

İkili ilişkilerde yaşadığınız her konuda sorunların nedenini dışarıda bulmak yerine bazen kendi içinize yönelmeniz ve nerede hata yaptığınızı bilmeniz gereklidir. Bazen hayattaki seçimlerimiz de bize bilmeden sorunlar yaşatabilir. İşte bu noktada durmamız gereken ve kendimize sormamız gereken soru da şudur: Ben nerede sürekli aynı hatayı yapıyorum? Kendi kendinizi bu cevabı bulduğunuz takdirde sorunların çözümlerini önce içinizde arayacak sonra dışarıda arama yoluna gideceksiniz. Bunu tespit etmek sorunları çözme konusunda maksimum fayda sağlayacaktır.  

Gelelim günün tavsiyesine;

İnsanlar bu dünyada doğarlar yaşarlar ve ölürler. Fakat pek çoğu neden bu dünyaya geldiğini ve hangi amaca hizmet ettiğini veya hangi ideolojinin oyuncağı olduğunu düşünmez bile. Yani kendine soru sormak ihtiyacı duymadan yaşar sonra çekip gider bu güzel mavi gezegenden… Bu tip insanların yaşamları bir hay-huy, bir etki-tepki mücadelesi içinde sürüp gider. Çalışırlar, evlenirler, çocuk yaparlar, çocuk büyütürler, yaşlanıp emekli olurlar ama bir gün olsun “benim bu dünyada var olmamın amacı nedir acaba?” diye sormazlar.

Çünkü bu sorunun cevabını vermek için kendileri ile yüzleşmeleri, yani baş başa kalmaları gerekir. Ne geçmişin hatıraları ne de geleceğin hayallerinden etkilenmeden, objektif ve çıplak gözlerle kendini görebilmek öyle önemlidir ki, bu bakış, bu duruş bir kere elde edildikten, gerçeğin tadına bir kere varıldıktan sonra da vazgeçmek mümkün olmaz.

Anda veya anında durumun şuurunda olmak yani uyanık olmak, keskin bir şuur halidir ve kendine göre doyulmaz bir tadı vardır. Ve aslında da hiç korkutucu değildir. Karşılaştığınız her duruma anında hakim olmak, onu hemen toparlayıp, gerekeni yapmak sonra da o duygudan ya da o şuur halinden çekip yeni bir hale gitmek istemez misiniz?

Ama etki ve tepkinin ötesinde durumun şuurunda olabilmek için beklenti, alışkanlıklar ve saplantılardan kurtulmuş olmak gerekir. Hepimizi zorlayan da budur, alışkanlık ve beklenti yani geçmiş ve gelecek…

Beklentiler gelecekle, alışkanlıklar ya da saplantılarınız ise geçmişle ilgilidir. Tıpkı süregelen ince uzun bir yol gibi, her şeyi ardı ardına eklemekten öyle hoşlanıyoruz ki ya da bu tip düşünmeye öyle alıştık ki! Oysaki an ’da yaşayınca ne geçmişin alışkanlıkları ne de geleceğin beklentileri etkindir. An’ın farkına vararak yaşamak demek tercihli olmayan değerler üretmek demektir. Hiçbirinin diğerlerine göre daha önemli olmadığı güçler, erdemler ve bilgiler. Yani bir bakıma kendi egomuzu (nefsimizi) ön plandan geri çekip, arka plana çekebilmeye benzer bu durum. Etki tepki mekanizması içinde olan egomuzdur.

Egomuz yani nefsimiz bizim ne kadar önemli bir varlık olduğumuzu hep tekrarlayıp durur. Egomuz sürekli bizi korumaya çalışan bir kalkan gibidir. Devamlı bu ego kalkanının arkasına sığınarak kendimizi güvende hissederiz. Bu korunma mekanizmasını da çoğu zaman “haysiyet, izzeti nefis, gurur, haklılık” gibi kavramların arkasına gizleyerek kendimizi haklı göstermeye çalışırız.

Oysaki an ‘da yaşayıp farkında olmak kendi ile her an karşılaşmak, durumu olduğu gibi görmek demektir. Yani bize daha çok zarar verecek, gereksiz bir yansıma veya odak bozukluğu oluşturmadan, durumu görmek, anlamak, gerekeni yapmak ve bundan mümkün olduğunca az etkilenmek… Korku, insanın bağımsız düşünmesini engeller. Korku insanın büyümesini engeller. Sürekli çocuk kalan insan ise daha kolay alet olur. Oyuncak haline gelir ve hiçbir zaman şuurlu bir varlığa dönüşemez.

Güzel bir hafta dilerim.

Mutlu günler

X