"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Gördüklerim müzik duyduklarım resim

MERCAN DEDE’yi müzisyen, DJ, ney sanatçısı olarak bilirken son dönemde resim sergileriyle gündeme gelmeye başladı. ‘Ben aslında müzik değil, resim eğitimi aldım’ diyen Mercan Dede, herşeyin bir zamanı olduğunu ve yaşadığı dönüşüm sonrası resimle yeniden ilgilendiğini anlatıyor. ‘Kadim Zamanlar Makinesi’ adlı sergisini ilk kez Büyük Efes Sanat Galerisi’nde açan Mercan Dede, ilginç bir şekilde ilk müzik turnesine de aynı mekandan başlamış. Mercan Dede’yi bu kez dinlemek değil izlemek istiyorsanız, sergiyi kaçırmayın...

EĞİTİMİM MÜZİK DEĞİL, GÖRSEL SANATLAR
- Herkes sizi müzisyen, ney sanatçısı, DJ olarak bilirken, birkaç yıldır resim sergileri açıyorsunuz. Resime ilginiz nasıl başladı?
- Ben buna büyük bir ironi diyorum. Aslında müzikle ilgili hiç eğitimim yok. Hatta nota bile yazamam, okuyamam, bilemem. Esas eğitimim görsel sanatlar. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın’da fotoğraf, ardından Kanada Saskatchewan Üniversitesi’nde baskı, Concordia Üniversitesi’nde ise resim, baskı, multimedia üzerine master yaptım. Sonra orada öğretim üyesi olarak kaldım. Yani esas akademik eğitimim görsel sanatlar.
- O zaman siz belki de hep müzikle yoğun, iç içe olduğunuz dönemde resme döneceğinizi biliyor muydunuz? Aslında hissediyor muydunuz?
- Hissediyordum. Concordia’da master ve öğretim üyeliği yaparken birkaç sergi de yaptım. Oranın yeni yükselen önemli sanatçılarından birinin sergi açılışına gittiğimde kimsenin resimlerle ilgilenmediğini gördüm. O karede bir tane bile resme bakan kimse yoktu. O resimlerin üzüldüklerini hissettim. O beni çok ürküttü. Orada 1 – 2 yıl daha devam etseydim o sevgiyi tamamen kaybedebilirdim. O yüzden müzik çok iyi geldi. Çünkü müzik çok direkt bir şey. Çalıyorsun, seviyorlarsa seviyorlar. Tepkilerini veriyorlar. Ya biri uyukluyor, ya biri heyecanlanıyor, ya biri ağlıyor, ilgilenmiyor ama etki o anda. O bana çok iyi geldi. O sırada işte Mercan Dede diye garip bir adam çıktı. Onun peşinden gitmek gerekiyordu.

İÇİNDE SÜREKLİ SESE İLİŞKİN BİR ŞEY VAR
- İnsanlar sizi müziğinizle tanıdı.
- Evet. İnsanlar sanki müzik eğitimim var, resimi hobi olarak yapıyorum sanıyor ama tam tersi aslında. Resim çalışmalarına başladığım dönemde Mercan Dede diye garip bir adamla tanışıp, onun peşinden yoğun bir yolculuk yapmıştım. 10 yıl 2 milyon kilometre gibi bir turne yaptık. Görsel sanatlar o yüzden bir parça bekledi. 4 – 5 yıl evvel tekrar dönüş oldu resme. Bir de ben ters bir adam olduğum için tepetaklak bir durum da var. Şimdi fark ediyorum ki, ben hayatta gördüğüm şeyleri müzikle, duyduklarımı resimle anlatmaya çalışmışım. Zaten resmime bakanlar diyorlar ki “bu resimlerin içinde sürekli sese ilişkin bir şey var”...
- Sizde nasıl bir dönüşüm oldu da resme döndünüz?
- Geçen gün bunu konuştuk arkadaşlarımla. Bakın 2012’de herkes dünyada büyük bir değişim olacaktı ama olmadı sandı ya. Aslında öngörülen değişimlerin hepsi birebir oluyor. 2012 sonrası bana dönüşüm dönemi geliyor. Şimdi turnedeyken, konserler veriyorken görsel sanatlara ilişkin ilham geliyor. Ben buna farklı kaynaklardan, mesela bizdeki tasavvuf tarafından da bakıyorum. Herşey değişiyor. Ben de değişiyorum. Müzik tabii benim için çok önemli, hayatımın önemli bir parçası. Ama görsel sanatlar da öyle. Şimdi bu ikisi bir araya geldi. Bunun doğal bir sonucu olarak da çalışmalarım değişti. Mesela şimdi yoğun olarak film müzikleri yapıyorum. Film resimle müziğin buluşma noktası bence.

Gördüklerim müzik duyduklarım resim

ÇANAKKALE’NİN 100. YILI İÇİN MÜZİK YAPIYORUM
- Hangi filmlerin müziklerini yaptınız?
- Bazıları Türkiye’de yok. Mesela Nesime Özkan’ın yaptığı oldukça güzel ve tehlikeli bir film var. ‘Man in İslam’ diye. Nefise Özkan Norveç’te yaşayan çok ünlü bir yönetmen. Dünya çapında ödülleri var. Onun bir üçlemesi vardı. Onun müziklerini yaptım. Kanada’da yaşayan Meksikalı çok önemli bir yönetmenin film müziklerini yaptım. ‘Prince of Persia’nın içinde müziklerimiz var. Kingdom of Heaven, Mel Gibson’ın The Passion of Christ. Onların içinde de hep müziklerimiz var. 100’den fazla flimde müziklerimiz var. Film benim çok ilgimi çekiyor ve sanki görsel sanatlar ve müziğin buluşma noktası gibi.
- Film müziği nasıl yapılıyor. Filmi mi izliyorsunuz çekimleri mi?
- Senaryoyu okuyorum. İnandığım bir şeyse, senaryoyu beğendiysem ve o senaryoya bir şey katabileceğime inanıyorsam o zaman ‘peki yaparım’ diyorum. Hatta mümkün olduğu sürece gidip çekimi de görüyorum. Çünkü gidip çekim yapılırken o sahneyi gördüğünüzde orada farklı bir duygu var. O sahneleri görmek çok etkileyici bir şey. Şu anda ise bu yılın Çanakkale’nin 100. yılı nedeniyle çok özel bir projede çalışıyorum. Kale Grubu özel bir web sitesi yapıyor, interaktif. Onun müziklerini yapıyorum. Gerçekten çok etkileyici.

DÜNYADA GEREKSİZ HİÇBİR ŞEY YOK
- “Kadim Zamanlar Makinesi” adlı serginizi ilk kez İzmir’de açmanızın özel bir nedeni var mı?
- Ben aslında Bergamalıyım. Çok anlamlı ve ilginçtir ilk defa Türkiye turnesi yapıyoruz. İzmir’e ilk defa geliyoruz ve o zaman Büyük Efes olan bu otelde veriyoruz ilk konserimizi. O nedenle burası benim için çok anlamlı. Bir de bu oteldeki sanat eserleri beni büyüledi. 800 parça eserden bahsediyoruz. Şimdi Eyüboğlu’nun eserinin önünde fotoğraf çektirdim. Hakikaten dokundum onlara. Sevdiğimiz hocalarımızdan bir tanesi, değerli bir neyzen derdi ki ‘Her mekanın bir makamı vardır. Mesele o makamı bulmakta...’ Her makam, her mekanın bir ruhu, bir kalbi var. Burasınınki de çok özel...
- Çöpe atılacak şeyleri mi kullanıyorsunuz eserlerinizde?
- Bence dünyada faydasız denecek bir şey yok. Her şey faydalı. Dışarıda bırakılan şeyler bende hep ilgi odağı oluşturdu. Buna dışarıdaki insanlar da dahil. Ben sanatla ilgili bir aileden gelmiyorum. Tam orta sınıf bir Türk ailesinden geliyorum. Kanada’da zorlu bir süreçten de geçtim. Sokakta yaşadığım bir zaman dilimi de oldu. O nedenle tutunamayan insanlar beni hep çekti. O insanlara baktığınız zaman aslında orada muazzam bir potansiyel var. Dışarıda bırakılan objeler nesneler de öyle. Ben tutup bir kağıt kullanacaksam o kağıdı gidip kağıtçıdan alıp başka bir ağacı kesmek yerine yerde terk edilmiş bir kağıt bana daha anlamlı geliyor. Daha yaşanmış geliyor. O anlamda dönüşümü de benim için çok önemli.

Gördüklerim müzik duyduklarım resim

SANAT ESERİYLE İZLEYEN ARASINA GİRMEK İSTEMİYORUM
- Resimleriniz neden isimsiz?
- Çünkü ben sanat eseriyle o sanata bakan insan arasından sanatçının çıkıp gitmesi gerektiğine inanıyorum. Orası çok kutsal bir alan. Orada hiç kimseye yer yok. Mesela bu sergimde 3 tane ayna var. Çünkü sanat eseriyle onu seyreden arasında sanatın bir ayna görevi olduğunu düşünüyorum. O anlamda insanlar kendi hayatlarından bir şeyler görebilmeli. Ama siz bir gün batımı fotoğrafı koyup yanına da ‘Üsküdar’da gün batımı’ yazıyorsanız o alanı kapatıyorsunuz. Diyorsunuz ki ‘buna bak, bunu gör.’ Benim senin görmeni istediğim şey bu. Bense insanların müzikte de, resimde de yaptıklarımda görmelerini dilediğim şey kendilerine ait bir şeyler.
- Peki hiç Mercan Dede yok mu eserlerinizde?
- Hepsi benim aslında. Her şey var. Tabii mesela yüzlerin bir kısmı benim otobiyografik yüzlerim. Ama onlar gizli saklı. Kolajlar var. Zaten miksmedia yani resim, fotoğraf, kolaj. Buradaki kolajlarım benim son iki yıldır 5 kıtadan topladığım objelerle oluştu. Çöpçü derler bana. Bu sergideki her şey oradaki bir hatırayı içeriyor. Mesela bir tanesinin arkasındaki ney fotoğrafları benim ilk hocamın bana hediye ettiği neyler. Bir kısmı uçak biletleri. Hepsinin bir hikayesi var.

ESAS ZAMAN MAKİNESİ KALBİMİZ
- Sergininizde bir Buda heykeli de var. Sanıyorum Arzu Kaprol ile yapmışsınız? Nedir anlamı?
- Aslında bence serginin kalbi o. Çünkü onun içerisindeki bazı öğeler eserlerde devam ediyor. Buda’nın söyledikleri çok önemli. Mevlana’nın söyledikleriyle çok paralel. Aynı ruhun iki aynadan yansıması gibi. Arzu benim çok takdir ettiğim bir sanatçı. Moda, çok zor bir sektör. Daha dünyevi bir sektör, kıran kırana. Bunun içerisinde kalbini yaptığı işlere koyabilen ender insanlardan bir tanesi. Sohbet ederken ‘böyle bir şey yapmak istiyorum’ dedim. Arzu onun içine çok güzel bir şey yaptı. Bir tasarım. Aslında interaktif. Dokunduğun zaman kalbi çarpmaya başlıyor. Yani bir şimşek o tam kalbin üzerinde. Kendi içinde bir enerjisi var. Üç boyutlu eser anlamında önemli.
- Kadim zamanlar makinesi hangi zamanlara götürüyor?
- Bir tane zaman, bir tane mekan var. En azından benim için. Söylediğim her şey dış dünyada doğruluğu olan şeyler değil. Benim garip iç dünyamda doğru olan şeyler. O da tek mekan kalbimiz. Kalbimizde de zaman yok. Çünkü zaman zaten yok. Zaman duruyor. Biziz zamanın içerisinden geçen. Biz birazcık durabilsek, bir anın içerisinde kalabilsek, bir anda zamanla muazzam bir ahengimiz olur. İnsanların belki de sonsuzluk dedikleri şey o. Sonu olmayan bir şeyin olabilmesi için başı olmayan bir şey olması gerekiyor. Mevlana’nın dediği gibi ‘başı olan her şeyin sonu var.’ O tek bir anın içerisindeki zaman makinesi dediğimiz aslında şey kalbimiz. Dünyadaki en gelişmiş zaman makinesi. Hala anlayamıyoruz nasıl olduğunu. Çok güçlü. Yani o zaman makinesini dinlediğiniz anda zaten o atmanız gereken adımları size söylüyor. Ama dinlemiyoruz onu. Mevlana diyor ki, ‘sessiz ol ki daha iyi duyasın.’ Ama sessiz olamıyoruz çünkü dışarıyı sustursak kafamızda sürekli bir şeyler konuşuyor.

X