"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Çağlar boyu parlayan yıldız

22 Ocak 2018

Bakın, o yıllarda nasıl bir İzmir varmış...

- Atlas Tarih Dergisi ile bu ay dağıtılan “Bir Osmanlı Kentinin Modernleşme Adımları, 19. Yüzyılda İzmir” adlı albüm projesi nasıl oluştu?
- Türkerler Holding ve Mahall Bomonti projeleri arasında, İzmir kent tarihi ile ilgili kalıcı bir albümü Atlas Tarih Dergisi ile okurlara hediye edilmesi vardı. Projede yer almam teklif edildiğinde ilk düşündüğüm, İzmir gibi geçmişi binlerce yıl öncesine kadar uzanan bir kentin tarihinin hangi dönemini ele almanın yerinde olacağıydı. Getirdiğim öneri ve değerlendirmelerin sonunda, İzmir’in yıldızının en fazla parladığı ve kentte önemli fiziksel ve toplumsal dönüşümlerin yaşandığı 19. yüzyıla ait bir kesitin sunulmasına karar verdik. Üstelik belirlediğimiz başlık ve içerik, kentin en önemli endüstriyel miraslarından biri üzerinde,İzmir’in geçmişi ile bugünü arasında bir köprü olmayı hedefleyen Mahall Bomonti İzmir projesinin ruhu ile de örtüşüyordu.
- 19. yüzyılda İzmir nasıl bir kentti?
- Doğu Akdeniz’in en önemli liman kenti ve Osmanlı Devleti’nin önde gelen dış ticaret merkezlerinden biriydi. Limanın elverişliliği ve tarımsal alanın zenginliği, kenti özellikle Avrupalı tüccarlar açısından cazibe merkezi kılıyordu. Tüm bu özellikleriyle İzmir, İmparatorluğun İstanbul’dan sonra en büyük ve en kalabalık kentiydi. İthalat ve ihracatın yoğun olduğu İzmir’de en önemli ihraç ürünleri tütün, palamut, kök boya, incir, üzüm, pamuk ipliği ve halıydı. Kenti uluslararası ticarette bilinir ve önemli kılan da bu ürünlerdi.

DEMİRYOLU VE RIHTIM İLE İZMİR’İN ÖNEMİ ARTTI

Yazının devamı...

Ustalarla çıraklar bu sergide birleşiyor

15 Ocak 2018

 

Üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültesi’nden hoca ve asistan sanatçılarının eserlerini sanatseverlerle buluşturan Büyük Efes Sanat’ın ‘Sanatuar – İki Kuşak Bir Arada’ projesi bu kez Yeditepe Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi’ni İzmir’de ağırlıyor. Bir nevi usta-çırak ilişkisinin sanata uygulanmış hali olan proje kapsamında Türk Sanatı’nın iki büyük ustası Zahit Büyükişliyen ve Ergin İnan, 28 Ocak’a kadar sürecek bu projenin ülkemiz sanatına önemli katkıları olacağını anlatıyor.

ZAHİT BÜYÜKİŞLİYEN
AMACIMIZ BİZE BENZEYEN DEĞİL ÖZGÜN SANATÇILAR YETİŞTİRMEK
- Eserlerinizde yaşamı ve onu anlamlı kılan sonuçlarını sorguluyorsunuz. Bu sonuca ulaşmadan hayatı daha güzel ve anlamlı kılmak ve sonucu değiştirmek için süreci değiştiremez miyiz?
Sanatçının bu konuda çözüm üretmesi bana olanaklı görünmüyor. Sanatçı kanımca, mesaj iletmek için sanatını nasıl kullanmıyorsa, burada da hayatı anlamlı kılmak ve sonucu değiştirmek gibi misyonu bulunmuyor. Sanatçı bir anlamda sezdirir. Sezgi yoluyla düşünmeyi başlatır. Bundan sonraki sorun izleyiciye aittir. Sanatçının elinde sihirli değnek yok.


Yazının devamı...

Atatürk’ten Oprah’a

11 Ocak 2018

 

Dünya genelindeki teknolojik gelişmeler, yönetim anlayışlarındaki değişimler, medya sektöründeki farklılıklar nedeniyle içi boşalmış gibi görünen bir meslek gibi görünüyor gazetecilik son dönemlerde. Oysa 5 Şubat 1924’te, İzmir’deki gazetecilere ‘Türkiye basını milletin gerçek ses ve iradesinin doğduğu yer olan Cumhuriyet’in etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır. Bir düşünce kalesi, düşünce yolu kalesi. Basın görevlilerinden bunu istemek, Cumhuriyetin hakkıdır’ diyen Atatürk gibi, gazetecilik de bir düşünme ve toplumu bu yolla geliştirme aracı olmalı. Bunu bizzat gerçekleştirmeye çalışan Atatürk’ün henüz öğrencilik yıllarında el yazısıyla gazete çıkardığını, daha sonraları üç ayrı gazete kurduğunu ve bu uğurda annesine ev almak için biriktirdiği parayı harcayacak kadar basına inanan gerçek emekçi bir gazeteci olduğunu biliyor muydunuz? Hatta bu fotoğraf 1929’da kurduğu Hakimiyet-I Milliye Gazetesi’nin matbaasında çekilmiş.

BASIN HER ZAMAN ÖNEMLİ
Buradan, üç gün once Altın Küre töreninde ‘dünyanın bugünkü durumunda basının önemi her zamankinden önemlidir’ diyen Oprah’a gelelim. ‘Bu karmaşık dönemde gerçekleri konuşmak, söyleyebilmek sahip olduğumuz en önemli araçtır’ diyen Oprah, tıpkı ‘Gazeteciler gördüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır’ diyen Atatürk gibi gerçeklerin -ne kadar rahatsız edici, zorlayıcı, hatta hiç hoşumuza gitmeyecek şekilde olsa da- olduğu gibi anlatılmasının öneminden bahsediyor. Daha da önemlisi toplumu esas dönüştürecek ve daha iyi bir hale getirecek olanın, bu gerçeklerin farkına vararak ilerlemek olduğunu söylüyor. Her birimizin sosyal medya yoluyla bir yayıncı olduğuna inandığım bu dönemde bu sözlerden çıkarılacak çok şey olduğuna inanıyorum. Yani gerçekleri konuşmak sadece biz gazetecilerin değil, siz her bir sosyal medya kullanıcısı, hatta konuşarak da olsa iletişim kuran herkesin görevi. Son olarak, ‘Daha iyi bir toplum için, daha iyi bir gazetecilik’ konusunda Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yaptığım yüksek lisans çalışmamın da 10 Ocak günü bitmiş olması benim için bu güne anlam katan bir başka gelişme oldu. Hepimizin günü kutlu olsun...

Yazının devamı...

Sağlıklı yaşamda kişiye özel tıp

7 Ocak 2018

 

Ben bu konuda bu yıl önemli bir adım attım ve genetik yatkınlıklarımla ve metabolik durumumu gösteren bir test yaptırdım. İzmirli Dr. Hakkı Kumuşoğlu’nun yaptığı test sonucunda, bu hastalıklara yakalanmamak adına neleri yemem ya da kaçınmam ve nasıl bir hayat düzeni kurmam gerektiğini öğrendim. Önemli olan her birimizin kendimize en uygun olan hayat düzenini bulabilmesi. Çünkü birimize iyi gelen diğerine iyi gelmeyebilir. İşte, Dr. Kumuşoğlu’nun yaptığı ‘Kişiye Özel Sağlıklı Yaşam Tasarımı’ bu noktada öne çıkıyor.

* Nasıl bir eğitim aldınız?
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum, sonrasında uluslararası yöneticilik yüksek lisansı yaptım ve tıbbi diagnostikler alanında çalışmaya başladım. 1999’da İstanbul’da Türkiye’nin ilk özel genetik laboratuvarını kurduk ve kanser genetiği çalışmalarını o günkü en geniş kapsamıyla uygulamaya başladık. Teknolojik bilgi ve deneyim artınca işin mutfağına geçtim. 2007’de Avrupa Birliği fonları ve TÜBİTAK desteğiyle moleküler sitogenetik alanında Türkiye’nin ilk üreticisi olduk. Aynı yıllarda anti-aging kavramı duyulmaya başladı. Bu kez teknolojiyi kullanarak klinik uygulamaları kanıta dayalı yapabilmek için bu alanda da bir diploma programı tamamladım. 2011’den itibaren de “Kişiye Özel Sağlıklı Yaşam Tasarımı” adını verdiğim bir hizmeti hem hekimlere hem sağlıklı yaşam konusunda bilinçli ve istekli olan kişilere sunmaya çalışıyorum.
* ‘Kişiye Özel Sağlıklı Yaşam Tasarımı’ nasıl bir alan?
Çalıştığım alanı ‘kişiye özel tıp’ olarak adlandırmak daha doğru. Bu alan genetik bilimi ile ilgili teknolojik yeteneklerimizin ve bilgi düzeyimizin 2000 yılından sonra büyük bir hızla gelişmesinin sağladığı yeni bir alan. Hipokrat ‘hastalık yoktur, hasta vardır’ derken bireysel farklılıklarımızın hastalıkların ve tedavi yaklaşımının herkes için aynı olamayacağını söylemiş. Bunun bugün bizi getirdiği nokta kişiye özel tıp olarak adlandırılıyor. Genetik test ve bilgiler kişiye özel tıbbın en önemli kısmını oluşturuyorsa da başka araçlar da mevcut. Yaşam tarzınız, alışkanlıklarınız, beslenmeniz ve yaşadığınız çevre koşulları bir araya gelerek bu günkü durumunuzu ortaya koyuyor. Yani yıllar içinde hayatın size, sizin kendinize nasıl davrandığı çok önemli.

AMACIMIZ HAYATINIZI DAHA SAĞLIKLI YAŞAMANIZI SAĞLAMAK

Yazının devamı...

Değişen ve gelişen dünyada yeni üniversite vizyonu

31 Aralık 2017


- Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
İTÜ Metalürji Mühendisliği mezunuyum. Sonrasında Sakarya Üniversitesi’nde yüksek lisans, Florida State Üniversitesi’nde doktora yaptım. Daha sonra Japonya ve Almanya’da bazı çalışmalara katıldım. Elektronik Malzemeler Üretim ve Uygulama Merkezi’nde güzel çalışmalar yaptık. TÜBİTAK’ta 2009’dan beri değişik kademelerde görev yaptım. YÖK’ün eğitim komisyonuna atandım, ayrıca İZKA Kalkınma Kurulu Başkanı oldum. Ayrıca 550’yi aşkın makalem ve 19 patentimiz var. Farklı projelerle kurumlarıma 30 milyon kazandırmış bulunuyorum.

KADROMUZ ADİL VE LİYAKAT SAHİBİ İSİMLER OLACAK
- Üniversite ile ilgili ne gibi hedefleriniz var?
Öncelikle idari anlamda düzenlemeler yapıyoruz. Eğitimden sorumlu, idari ve altyapıdan sorumlu, ar-ge’den sorumlu, ekonomiden sorumlu ve dış ilişkiler ile teknolojiden sorumlu olmak üzere 5 rektör yardımcımız olacak. Dekanlarımız, bölüm başkanlarımız, merkez müdürlerimiz kısacası tüm idari kadromuzun adil, çalışkan, liyakat sahibi, şeffaf ve dürüst arkadaşlarımız olmasını arzu ediyoruz.

Yazının devamı...

Fransız müzeleri İzmir’e geldi

24 Aralık 2017

Fransa Kültür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın işbirliğiyle gerçekleşen proje Fransa dışında ilk kez İzmir’de, Fransız Kültür Merkezi’nde sergileniyor. Park De La Villette Başkanı Didier Fusillier, yakın zamanda, dijital sergilenen eserlerin arasına Türkiye de dahil birçok ülkeden eser eklenebileceğini anlatıyor.

LOUVRE’DAN VERSAILLES’A FRANSIZ SANATI
- Micro Folie nasıl bir proje?
- Micro Folie, Fransa’da bile çok yeni başlayan bir proje. Türkçesi “Küçük Çılgınlık” olan bu kültür projesi ile izleyicilere büyük kültürel kurumların hazinelerine dijital ortamda ulaşılabilirlik sağlamak, yeni eserlerin yaratılmasına öncülük etmek hedefleniyor. En önemli kısmı, 10 büyük Fransız müze ve kültür kurumundan alınan eserlerin sergilendiği Dijital Müze. Bunların içinde Versailles Sarayı, Pompidou Merkezi, Louvre Müzesi, Picasso Müzesi, Quai Branly, Philarmonie, Universcience ve Ulusal Müzeler, Grand Palais gibi kurumlarda yer alan, antik çağlardan günümüze uzanan dönemi yansıtan önemli sanat eserleri ve başyapıtlar var.


- Atölyelerde neler yapılacak?

Yazının devamı...

KİTVAK yeni konukevi ile hasta yakınlarının yanında

17 Aralık 2017

 

Bu üç büyük projenin hayata geçirilmesinde en büyük emek ve pay sahiplerinden biri şüphesiz KİTVAK Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Soncul...

HAYATTAKİ İKİ DEĞERİM AİLEM VE KİT-VAK
- Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
- Burdurlu’yum, Eskişehir İ.T.İ. Akademisi mezunuyum. Mezuniyetin ardından Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörü olarak çalışmaya başladım, sonrasında mali müşavir olarak serbest çalışma hayatına atıldım. DEÜ Maliye Yüksek Okulu ve Maliye Meslek Lisesi’nde yüzlerce öğrenci yetiştirdim. Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyeliği yaptım. 1991’den bu yana yeminli mali müşavir olarak çalışıyorum. İşim elbette önemli, ancak benim için çok daha önemli iki değer, iki aile var. Biri eşim Hayat, oğlum Yiğit, kızım Selcan, damadım Barış ve torunlarım Duru ile Deniz, diğeri de KİT-VAK. Ailem ve KİT-VAK, mutlulukla, huzurla eş anlamlı. Vakıf benim 3’üncü çocuğum. Nasıl çocuklarınız için çalışır, çabalarsınız, yeri gelir sevinir, üzülürsünüz, meraklanırsınız, gurur duyar, kimi zaman endişelenirsiniz. KİT-VAK da benim için öyle. En az çocuklarım kadar değer verdiğim, üzerine titrediğim, çocuklarım gibi sevdiğim bir varlıktır benim için KİT-VAK. KİT-VAK yaptığı hizmetlerle yalnız İzmir’de değil, Türkiye’de de tanınan ve marka olmuş bir vakıftır.

EKONOMİK GÜCÜ OLMAYAN HASTALARIN YANINDA

Yazının devamı...

Kadına şiddet söylemi

14 Aralık 2017


* Kadına şiddetin tek sorumlusunu erkekler olarak gösteren anlayış, kesinlikle ayrıştırıcı ve soruna yüzeysel bakan bir anlayış. Erkekler ile kadınlar arasında daha fazla ayrılık çıkarmaktan ve konuya duyarlı olan erkekler üzerinde hafif de olsa bir şiddet uygulamaktan öteye geçemiyor.
* Şiddet sadece fiziksel olarak değil, sözle, davranışla, hor görmekle, aşağılamakla, alay etmekle, yok saymakla, dışlamakla da olur. Hatta kimi zaman iltifatlar içinde bile gizli bir sözel şiddet yer alabilir.
* Kadına şiddet, esas itibariyle kültürel bir şiddet. Çünkü temelinde yanlış yorumlanan ve algılanan kültürel kodlamalar mevcut. Mini giyen kadın rahattır, çok gülen kadın hafiftir gibi algıların yanısıra ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ‘15’inde kız ya erde gerek ya yerde gerek’ gibi deyimler şiddeti meşrulaştırıyor,
* Hep kadına fiziksel şiddeti yapan erkekleri konu ediyorsak da kadının kadına yaptığı psikolojik ve yine kültürel kodları kullanarak yaptığı mahalle baskısını da unutmamak gerekli. Dedikodu, art niyetli kinayeli eleştiri ve olumsuz imalar kesinlikle şiddettir,
* Kadınlara uygulanan şiddeti ele alırken aslında toplumun sosyal durumunu göz önüne almak daha doğru bir yaklaşım olabilir. Çünkü şiddetin güçlü tarafından güçsüze uygulandığını düşünürsek toplumdaki güç dengesi ve sosyal adalet ne kadar bozuksa yani bir taraf, birileri çeşitli özellikleri nedeniyle kendini ne kadar üstün, güçlü, muktedir görüyorsa, o kadar çok şiddet ile karşılaşmamız mümkündür,
Aslında bu konuda yazacak daha çok şey var ama yerim dar... Bundan sonra da yazmaya devam edeceğim çünkü eğer konuya başka noktadan bakmazsak ilerleyemeyeceğimize inanıyorum. Son olarak, ben kadınların gücüne inandığım kadar erkeklerin gücüne de inanıyorum ve asla bir cinsi diğerinden üstün görmüyorum. Bu sorunu çözmek için birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var.

Yazının devamı...