"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Geleceğin Türkiyesi’ni inşa ediyor

20 Mart 2017

Özellikle Ar-Ge ve inovasyona verdiği önemle geleceğin Türkiyesi’ni inşa ettiklerini söyleyen Rektör Prof. Dr. Adnan Kasman ile sohbet ettik.

 

ULUSLARARASI BAŞARILARA İMZA ATACAĞIZ
- Dokuz Eylül Üniversitesi özellikle son yıllarda büyük atılımlar içerisinde. Bugünkü durumunu özetleyebilir misiniz?
- Türkiye’nin en köklü kurumlarından birisi olan üniversitemiz, geçmişten aldığı gururlu mirasını geleceğe taşıyarak; yüksek öğretimde uluslararası başarılara imza atmak, ülkemizin de geleceğine ışık tutmak için çalışıyor. Atılım olarak adlandırdığınız olguyu biz süreci doğru yönetmek olarak değerlendiriyoruz. Amacımız, önümüzdeki dönemde yeni yatırımlarla eğitim kalitemizi daha da yükselterek AR-GE çalışmalarına hız vermek. İnovatif yaklaşımlarla hem öğrencilerimizin hem de akademisyenlerimizin bilime bakışını derinleştirmek ve geliştirmek istiyoruz.
- Dünya çapında yarışan bir üniversite olma yolunda ne gibi gelişmeler ve hedefleriniz var?
- Uluslararası alanda yüksek öğretim kavramı; yeni iletişim teknolojileri sayesinde interaktif hale gelmiş durumda. Bir anlamda üniversiteler bilginin üretilmesi, paylaşılması ve somut hale dönüştürülmesinde küreselleşti. Dokuz Eylül olarak biz de bilgi işlem altyapısının güçlendirilmesinden yabancı kaynaklara ulaşılmasına kadar birçok konuyu kısa sürede güncelledik. Sonuçta doğru bilgiye ulaşamadan yol alamazsınız. Hedefimiz, altyapımızı daha da geliştirmek.

 

GELECEK AR-GE VE İNOVASYONDA
- Teknopark, Depark, İş Kuluçka Merkezi gibi birçok yeniliğiniz var. Bu çalışmalardan bahseder misiniz?
- Türkiye’nin sağlık temalı ilk ve tek teknoparkı Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme A.Ş. (DEPARK), ülkemizin Ar-Ge potansiyelini yükselterek, inovatif yaklaşımlarla girişimciliği teşvik etmek istiyor. Uluslararası işbirliklerini destekten danışmanlığa kadar birçok konuda hizmet veriyoruz. DEPARK’ta 130’dan fazla firma ve bin 100 çalışan var. Bahsettiğiniz ‘kuluçka merkezi’ ise desteklediğimiz süreçlerden sadece bir tanesi. Geleceğin Türkiyesi’ni burada inşa ediyoruz çünkü gelecek AR-GE ve inovasyonda...
- İş dünyası, sivil toplum kuruluşları ya da diğer kurumlar ile ne gibi işbirlikleri yapıyorsunuz? Üniversitelerin bu şekilde iş birliği yapmalarının önemi nedir?
- Biz, ticari bir işletme ya da sivil toplum kuruluşu değiliz. Üniversitemizin temel amacı, bilimsel çalışmalar ışığında nitelikli iş gücünü yetiştirerek Türkiye’nin gelecek vizyonuna katkı koymak. Bu noktada elbette işbirliklerini önemsiyoruz ancak sadece kağıt üzerinde kalacak protokoller yapmak için de çabalamıyoruz. Kısa süre önce İlhan Onat Hastanesi’ni hizmete açtık. Burası, Ege Bölgesi’nin kemik iliği nakillerinde ciddi bir ihtiyacını karşılayacak. Ege Belediyeler Birliği (EBB) arasında imzaladığımız ‘Eğitimde İşbirliği’ protokolü ile üye belediyelerdeki personele, ihtiyaç duyulan alanlarda eğitim vereceğiz. Nevvar Salih İşgören Vakfı ile öğrencilerimize burs verilmesine ilişkin protokol imzaladık. Bunlar yaptığımız işbirliklerine somut örnekler. Önümüzdeki dönemde yurtdışındaki üniversitelerle işbirlikleri yaparak, öğrenci ve akademisyenlerimize yeni fırsatlar sunmayı hedefliyoruz.

 

PROJELERLE BÜYÜYORUZ
- Öğrenci sayınız, fiziksel özellikleriniz, eğitim anlayışınız ile ilgili ne gibi hedefleriniz var?
- Üniversitemiz 2016-2017 itibariyle; Buca, İnciraltı, Alsancak, Narlıdere, Hatay Bölgesi, Urla, Seferihisar, Karşıyaka, Foça, Torbalı, Bergama ve Selçuk gibi farklı yerleşim bölgelerinde faaliyetini sürdürüyor. Devam eden projelerle birlikte yaklaşık 5.7 milyon metrekare alan üzerinde hizmet veren üniversitemizde bu yıl itibariyle; 74 bin 682 yerli, bin 305’i yabancı uyruklu öğrencimiz bulunuyor. Yine üniversitemizde 169 öğrenci topluluğu mevcut. Bu yıl başı itibariyle 3 bin 317 akademik, 3 bin 109 idari personel görev yapıyor. Eğitimdeki temel misyonumuz; insan haklarına saygılı, evrensel hukuka inanan, çevreye duyarlı, aklını kullanabilen, özgür düşünebilen, uluslararası alanda değer üretecek bireyler yetiştirebilmek.
- Eklemek istedikleriniz neler?
- Üniversitelerin odaklanması gereken konulardan bir tanesi de öğrencilerine sağladığı imkanları artırarak onlara destek olmasıdır. Geçtiğimiz günlerde YÖK tarafından tarihinde ilk kez planlanan ‘100/2000 YÖK Doktora Bursları’ projesinde üniversitemiz, 2 bin burs kontenjanından 95’ini almaya hak kazandı. Yine kısa süre önce gerçekleştirdiğimiz akademik atama ve yükseltmelerde, bilimsel yeterlilik ve eğitime katkıyı dikkate aldık. Kadro tahsislerini emeği dikkate alarak akademik performansa göre gerçekleştirdik. Üniversitelerin aynı zamanda kültür sanat etkinliklerinin merkezi olmasına önem verdik. Bu noktada Türkiye’nin ilk devlet üniversitesi senfoni orkestrası olan DESO’nun aylık konserler vermesine imkan sağladık. Üniversitemizin Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinasyon Birimi tarafından multidisipliner araştırmaları özendirmeye çalıştık. Bu kapsamda üç proje, 300 bin TL destek almaya hak kazandı. Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen projemiz sayesinde önümüzdeki yıllarda 99 milyon TL’lik yatırımı hastanemize kazandıracağız. Mevcut yatakları akıllı yatağa, poliklinikler ve araç ekipmanların yenilenmesini sağlayacağız.

Yazının devamı...

Kadınlar feminen ruhunu kaybetmesin

12 Mart 2017

Fakat benim esas ilgimi çeken, yaptığı birbirinden güzel kadın tabloları oldu. Kadını bu kadar güzel gören, üstelik çalışma konusu da kadın olan bir erkeğe, kadın güzelliği ve kadınların kendilerini neden yeteri kadar güzel bulamadığını sormak istedim. Yağcı, kadınların hangi konumda olursa olsun kadınlıklarını asla kaybetmemeleri gerektiği görüşünde.

 

HER RESMİN BENDE HİKAYESİ VAR
- Resme ilginiz nasıl başladı? Kadın tabloları yapmaya nasıl başladınız?
- Hekim olarak yıllarca yoğun bir çalışma hayatım oldu. 12 yıl önce, zihnimi boşaltıp, ruhumu dinlendirecek bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim ve resim yapmaya karar verdim. Amacım, renklerle oynamak, serbest fırça darbeleriyle resim yapmaktı. Akupunktur ve medikal estetik hekimi olarak hastalarımın büyük çoğunluğu kadınlardı ve ben de kadınları çizmeye başladım.
- Kaç kadın tablonuz var? Tablolarınızdaki kadınların hepsi birbirinden güzel. Bu sizin hayalinizdeki kadın figürleriyle mi ilgili?
- Hangi erkek güzel kadından hoşlanmaz ki? Zayıflama, selülit tedavisi, cilt bakımı, botoks, dolgu vs. gibi işlemler yapan benim gibi bir hekimseniz tabii ki güzel ve bakımlı kadınlar ilgimi daha çok çekiyor. Ayrıca her resmimin bende bir hikayesi var. Birkaç sergi açacak kadar kadın tablom var. Şimdiye kadar dört kişisel sergi açtım, yurtiçi ve yurtdışında 46 karma sergiye katıldım.

 

NE YAPARSA YAPSIN DOĞAL GÖRÜNÜMDEN UZAKLAŞMASIN
- Aynı zamanda daha çok kadınlara hizmet veren bir doktorsunuz. Size gelen kadın hastalarınız, danışanlarınız en çok neden şikayet ediyorlar?
- Kadınların kilo sorunu yıllardır hep var. Ama az, ama çok kilolarından genelde şikayetçiler. Selülitlerini ve bölgesel yağlanmalarını da çok sorun yapıyorlar. Günümüzde, estetik ve güzelliğin önemli olduğu bir dönem yaşıyoruz. Buna paralel olarak da yüzümüzün ve yüz cildinin güzel, genç ve dinç görünmesi de en çok arzulanan tedaviler oluyor.
- Kadınların estetik kaygılarını nasıl yorumluyorsunuz? Bu şikayetlerde her zaman gerçeklik payı oluyor mu?
- Öncelikle şunu söylemek isterim ki, görüntüdeki doğallık hastalarım kadar benim için de çok önemli. Ben bir erkek olarak, aynı zamanda bir hekim ve ressam olarak kadına baktığımda, abartıdan uzak sadece iyi, temiz, bakımlı ve doğal görünmesini isterim. Kadınlara önerim doktorunuzdan doğal görünümlü, ifadenizi ve görüntünüzü bozmayan uygulamaları isteyiniz, bu kesinlikle mümkün. Sizi görenler, iyi uyumuş, iyi tatil yapmış, iyi dinlenmiş gibi göründüğünüzü söylesinler bu yeter. Aksi takdirde güzelleşmiyor, tam aksi güzelleşeyim derken çirkinleşiyorsunuz.

 

KADINLAR KADINLIK, ERKEKLER DE ŞÖVALYELİK RUHUNU KAYBETMESİN
- Kadınların kendilerini güzel hissetmeleri için esas ihtiyaçları olan ne?
- Kadınlar hayatımızın vazgeçilmezleri, evde olduğu gibi artık iş hayatında da etkili ve başarılılar. Erkeklerden daha bakımlı, gençliğine ve güzelliğine daha düşkünler. Bence kadınlar hangi konumda olursa olsunlar feminen özelliklerini kaybetmemeli. İş hayatının zorlukları ve aşırı hırslı olmak testesteron hormonunu artırarak kadınsı güzellikleri maskeleyebiliyor. Erkek gibi davranmanın ne size, ne de biz erkeklere faydası var, ne gereği var ki biz erkeklerin şövalyelik ruhumuzu zedelemenin. Bu ne sizi mutlu eder ne de bizleri. Sizler kadınsı özellik ve davranışlarınızla da otorite kurabilir hem başarılı hem de feminen güzelliklerinizi kaybetmeyebilirsiniz. Fazla kilolar, sigara, içki, gece hayatı, stres ve uykusuzluk cildimizi en olumsuz etkileyen faktörler. Kendine güven duygusu da kadını çekici kılan faktörlerden birisi. Bunlara dikkat eden bir kadın, yüzüne ve vücuduna yaptıracağı doğal görünümlü medikal estetik uygulamalarla yıllara meydan okuyabilir, çekici ve güzel kalabilir.

 

KİLO VE SİGARA TEDAVİSİNDE KİLİT NOKTA KİŞİNİN KARARI
- Teknoloji her alanda olduğu gibi tıp alanında da gelişiyor. Uyguladığınız tedavilerle ilgili kısa bir bilgi verebilir misiniz?
- Ben, 25 yıldan beri akupunktur, 21 yıldan beri medikal estetik uygulamalar yapıyorum. Akupunktur; 3000 yıllık bir tedavi sanatı ve son yıllarda popülaritesi, yurdumuzda ve dünyada çok arttı, çünkü tamamen doğal bir tedavi. Akupunktur ile bir çok hastalıkta, belirli oranlarda hastalarıma yardımcı olabiliyorum. Ayrıca, nöralterapi, proloterapi, singlet oksijen tedavisi, PRP ve manyetik alan tedavilerini tek başına veya diğerleriyle birlikte kombine ediyorum. Medikal estetik tedaviler ise çağımızın yükselen değeri. Bu alanda da dünyada gelişen tüm teknolojileri gerçekleştiriyoruz.
- Sigara bırakma, zayıflama gibi tedaviler için ne gibi yöntemler uyguluyorsunuz?
- Yemek, içmek keyif veren şeyler. Onun için bir kişinin kilolarından kurtulması ve sigarayı bırakabilmesi için birinci şartım, karar vermek ve beyin olarak hazır olmak. Eğer kişi bu kararı verdi ise tedaviye alıyorum. Doğru beslenme ve sporla birlikte akupunktur ortaya çıkardığı etkilerle zayıflama konusunda iyi bir yardımcı. Sigara bırakma tedavisinde ise akupunktur+nöralterapi+oksijen tedavisi+manyetik alan tedavisi ile yardımcı oluyorum.

Yazının devamı...

Kadınlar birlikte ‘Biz’i inşa ediyor

5 Mart 2017

Hepsini tek tek konuşmak ve ele almak bir gereklilik ama sanıyorum meseleyi sadece bir kadın sorunu değil, bir insan hakları sorunu olduğunu anlayarak ele almak daha köklü çözümler bulmamızı sağlayabilir. Kadınları ya da herhangi bir kesimi eğitimden, ekonomik zenginlikten, seçme özgürlüklerinden mahrum bırakmamak adına çalışmak her birimizin boynunun borcu...

 

İşte bu bilince sahip olan Sasalı’da yaşayan bir grup kadın, yerel halkla birlikte bir dernek kurarak onların her türlü ihtiyacı için birlik olmaya karar vermişler. Sadece yardımları değil hakları olan her türlü imkanı sağlamak adına birlikteliğin ve dayanışmanın gelişeceği alanlar oluşturmuşlar. Bunun sonucunda da bir girişimcilik hikayesi, Yerel Kalkınma Projesi çıkmış ortaya.

 

Aslı Tamtürk (Dernek YK Üyesi)
- Dernek Nisan 2016’da kuruldu ama biz Kasım 2015’ten beri burada çalışmalar etkinlikler yapıyoruz. Sasalı köyden ve çevresindeki villa sitelerden oluşuyor. Bu anlamda aslında iki ayrı hinterland arasında zayıf bir iletişim vardı. Bizler son seçimlerde gönüllü çalışan kadınlardık. Orada aramızda olan sinerjiyi devam ettirmek istedik. Sonrasında kermeslerde, toplantılarda buluşmaya başladık ve bunu düzenli hale getirdik. Seçim çalışmaları sırasında gittiğimiz okulun koşulları bizi rahatsız etti. Tuvaletleri, fiziki koşulları kötüydü. Biz de kermeslerle okula kütüphane kurduk, anaokuluna klima aldık. Şimdi okulu boyatıyoruz. Ayrıca annelere ve çocuklara eğitimler verilmesini sağlıyoruz. Sasalı’daki kadınların çoğunun ekonomik geliri yoktu. Biz üretici pazarı kurulmasını sağladık.


 

Sevtap Şirin (Dernek YK Üyesi)
- Dernekleşme süreci kurumlar ve belediye ile olan ilişkilerimiz için zorunlu hale geldi. Üretici paçzarı için Büyükşehir Belediyesi’nden ciddi destek aldık, tezgahlarımızı verdiler. Bizi Yarımada Projesi’ne eklediler ve eğitimlere başladılar. Dolayısıyla denetlemeye de başladılar. Sürekli eğitimler veriliyor, hatta babaları da davet ettik onlara bile eğitim düzenledik. Mavişehir Rotary ve İşkur ile eğitimler, dikiş atölyesi düzenledik. Firmalardan bağış yoluyla makineler aldık, eğitim sonrası da orada iş yapılacak hale getirmeyi planlıyoruz. Hatta bir arkadaşımız bir gelinlik atölyesinden ilk işini aldı.

 

Belma Boyacıoğlu (Dernek YK Üyesi)
- Yazları çocuklar sokaklarda boş boş dolaşıyor. Biz onlara faydalı olacak bir şey yapmak istedik. Onları Tegv’in desteğiyle birçok kursa dahil ettik. Satranç, felsefe hatta Ebru sanatını öğrendiler. Böylelikle okul dışında da farklı bir dünya ile tanışmış ve yazlarını boş geçirmemiş oldular. Okulun imkanları çok kısıtlı. Belediyeyi ikna ettik ve bahçesine halı saha yapılmasını sağladık. Okul aile birliği onu kiralayalarak okula gelir sağlıyor.

 

Hale Kolatan (Dernek YK Başkanı)
- Çalışmalarımız çok yeni ama yine de kadınlarımızda çok olumlu etkiler gözlemliyoruz. Bizi çok güzel sahiplendiler, hem projelerde hem de dernekte bizimle çalışıyorlar. Çok projemiz var ama olanaklarımızla sınırlı. 18 Mart’ta çocuk ve velileri Çanakkale’ye götürmek istiyoruz. Çocuklarımızı çocuk tiyatrosuna götürüyoruz. Tobav’dan destek alarak konser ve çeşitli sanat etkinliklerine dahil oluyoruz. Organize Sanayi’de bulunan fabrikalarla iletişime geçerek üretici pazarımıza kaynak sağlıyoruz. Hatta biz fabrikaların yerine giderek öğle aralarında kermes düzenleyerek ürünlerimizi satıyoruz.

 

Perihan Yılmaz (Üretici kadın)
- Pazarda gözleme, ev ekmeği, börek, mercimek yapıp satıyorum. Daha önce bunları yapıp satacak bir yer bulamıyorduk. Şimdi dernek sayesinde satıyor ve gelir sağlıyoruz.

 

Rekşan Karagöz (Üretici kadın)
- Bu derneği kızım aracılığıyla öğrendim. Evde reçel, turşu üretip pazarda satıyorum. Bu dernek olmasaydı bunları yapamazdım.

 

Mercan Erek (Üretici kadın - Dernek üyesi)
- KOSGEB’den destek alarak Sasalı’da kolonya imalathanesi açtım. Kozmetik kimyageriyim zaten. Daha önce çalıştığım işyerlerinde sıkıntılar oldu, kapatıldılar işsiz kaldım. Şimdi kendi işimle uğraşıyorum. Dernek bana güç veriyor.

 

Nefise İzmir (Üretici kadın)
- Dernekten sonra dikiş kursuna gitmeye başladım. Atölyede çalışıyorum. Hafta sonları da pazara gidiyorum. Şimdiden her gün çalışır oldum.

Yazının devamı...

Kadınlar olması gerektiği zaman çok güçlü oluyor

26 Şubat 2017

Platformun başkanı olan İzmirli Nilgün Yıldırım, uzun yıllar önce Londra’ya yerleşmiş. Türkiye’de saygın eğitim kurumlarında 25 yıl eğitimcilik ve idarecilik yapan Nilgün Hanım, İngiltere’ye yerleştikten sonra buraya göç eden kadınların yaşadığı sıkıntılara şahit olmuş ve bu konuda çalışmalara başlamış. “Eğitimli ve mutlu kadın eğitimli ve mutlu çocuklar yetiştirir” diyen Yıldırım ile ekip arkadaşları “Women for Women” “Kadınlar Kadınlar için” sloganıyla kendine güvenen, eğitimli, daha güçlü, daha mutlu kadınları çoğaltmak amacıyla projeler üretiyorlar. WE Project, yani Girişimci Kadınları Destek ve Teşvik projesiyle rehberlik, yol göstericilik sistemini geliştirerek, kadınların kadınlara destek olmasını sağlıyorlar. Boris Johnson ve Theresa May’den de çeşitli dönemlerde teşvik ve takdir gören Yıldırım ve ekibi, hedefimiz gençler diyor...

 

- İzmirli bir kadın olarak Londra’da harika işlere imza atıyorsunuz. İzmir’den Londra’ya uzanan yaşam çizginizi anlatabilir misiniz?
- İzmir’den Londra’ya gidişim çok da sürpriz olmadı, çünkü yerleşmeden önce de İngiltere ile eğitim ve iş dolayısıyla yakın ilişkilerim vardı. Varlığımın yarısını çok sevdiğim ve uzun yıllar hizmet ettiğim ülkeme, diğer yarısını İngiltere’ye ait hissettim hep. Yerleştikten sonra misyonum belirlendi ve kendimi sosyal sorumluluk projelerine adadım. Göçmen kadınların modern İngiliz yaşamına adaptasyon sürecinde yaşadıkları zorluklara şahit oldum. İngilizceyi konuşamamak özgüven eksikliğini körüklüyor. Erkekler para kazanmak için çalışmak zorunda olduklarından sosyal yaşamın içinde olurken o coğrafyaya daha kolay adapte olabiliyorlar. Kadınların sosyal yaşam içinde daha az bulunması adaptasyonu güçleştiriyor. Kadın yalnızlık duygusu, özgüven eksikliği, bulunduğu coğrafyanın dilini anlayıp konuşamama gibi engellerle boğuluyor ve hızla depresyona sürükleniyor. İşte biz o noktada devreye giriyoruz. Bir grup gönüllü arkadaşımla birlikte 2008’de kurduğumuz İngiltere Kadın Platformu’nda dil, din, renk, ırk, etnik kökeni, inancı, sosyal ve ekonomik statüsü ne olursa olsun her kadına eşit yaklaşıyoruz. Özgüven geliştirici kurslarla, danışmanlık hizmetlerimizle yıllardır Londra’daki göçmen kadınlarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Çalışmalarımızdaki başarımızı “alan çalışması”na borçluyuz. Yani biz hizmeti ihtiyacı olan kesime yakın bölgede sunuyoruz. Mobil çalışmalar yapıyoruz. Kafelerde toplanabildiğimiz gibi müfredata eklediğimiz çevre gezileriyle kadınların müzeleri, resim galerilerini, tekne turuyla Greenwich’e kadar gidip dünya saatinin nasıl ayarlandığını görmelerini sağlıyoruz.

 

KADINLAR, GEREKTİĞİ ZAMAN ÇOK GÜÇLÜ OLUYOR
- İngiltere’ye ilk gittiğinizde bir kadın olarak hayata tutunmak nasıl oldu. Ne gibi zorluklar yaşadınız?
- Kendi ülkenizin dışında yeni bir coğrafyada yaşama sıfırdan başlamak tabii ki kolay değil. Karşılaştığım zorluklar beni yıldırmadı, aksine çetin bir savaşçı yaptı. İşaretleri takip ederek tünelin sonundaki ışığı bulmayı başardım diyebilirim. Bazen bir yazı, bazen bir resim, bazen de birinden duyduğunuz bir cümle bir anda parolanız oluveriyor. Umutsuzluğun eşiğinde olduğum bir gün bir İngiliz arkadaşım kendi hikayesini anlatırken şöyle dedi: “Biz kadınlar, olmamız gerektiği zaman çok güçlü olabiliyoruz. Evet, bu cümle benim parolam oldu.”
- Şimdi ne işler yapıyorsunuz?
- Proje menajerliği yapıyorum. Gerek yerelde, gerek çok uluslu AB fonları destekli projeler yazıyor ve başvurularda bulunuyoruz. Projemiz fonlanırsa ne ala, rahat çalışıyoruz. Tabii ki, fon desteği alma garantisi yok. Alamadığımız zaman çeşitli kaynak yaratma yöntemleri geliştiriyoruz. “Joint Venture” yani ortak girişimler yapıyoruz. Belediyeler ile işbirliği yapıyoruz. Yerel belediyelerin AB fon destekli projelerine toplum organizasyonu olarak ortak oluyoruz. Belediyelere projeler sunuyoruz. İçişleri Bakanlığı fonuyla belediye tarafından yürütülen göçmen kadınlara İngilizce kursları veriyoruz. Hatta Başbakan Theresa May, İçişleri Bakanı olduğu dönemde bize destek olmuş Kuzey Londra’da 160 göçmen kadın için planlanan fonla Wandsworth Council işbirliği ile 110 Türk kadınımıza ücretsiz kurs vermiştik. Son bir yıldır girişimci kadınları destek projemiz olan WE PROJECT’de proje ortağımız Murat Aykut Sadi’nin kurucu ve yöneticisi olduğu Lifetime Learning Charity ile güçlerimizi birleştirerek çalışıyoruz.

 

BORIS JOHNSON’DAN EN BAŞARILI KURULUŞ ÖDÜLÜ ALDIK
- İngiltere Kadın Platformu nasıl kuruldu?
- Bir grup gönüllü arkadaşımla beraber kurucu ve yöneticisi olduğum İngiltere Kadın Platformu kar amacı gütmeyen bir toplum organizasyonu olarak 2008’de İngiliz yasalarına göre kuruldu. Göçmen kadınların modern İngiliz toplumuna entegrasyon sürecinde karşılaştıkları güçlüklerde yardımcı olmayı misyon edinen İngiltere Kadın Platformu, ilk projemiz olan Rainbow Project ile 2010 yılında Yılın En Başarılı Toplum Organizasyonu ödülünü zamanın Londra Belediye Başkanı Boris Johnson’dan aldı. Bu ödül platform henuz iki yıllık iken geldi ve kuruluşumuzu uluslararası projeler ortaklığına taşıdı.
- Bugüne kadar ne gibi etkinlikler yaptınız, kadınlara ne gibi destekleriniz oldu?
- Sayısız kurslarla destek verdik. Özgüven gelişim programı çerçevesinde ESOL (İngilizce) kursları ile yaşadığı coğrafyada iletişimini güçlendirmeyi hedefledik. Bunun yanı sıra depresyonla mücadele kursları içeriğinde özbakım, özgüven geliştirme, renklerle terapi ve resim kursları, el işi, el becerileri kursları, sohbet kulübü, sinema kulübü, hukuk danışmanlığı, aile içi şiddet ile mücadele seminerleri, panelleri ve farkındalık artırma etkinlikleri, uluslararası kampanyalara katılmak ve konferanslar düzenlemek ile toplumda kadının güçlenmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz.

 

YURT DIŞINDAKİ KADINLARIN EN BÜYÜK SORUNU DEPRESYON
- Yurt dışında yaşayan Türklerin, özellikle kadınların ne gibi sorunları oluyor?
- En belirgin sorun depresyon. Her kadının göç nedeni farklı. Hepsinin ayrı bir hikayesi var. Ekonomik nedenlerle veya evlilik yaparak veya başka bir nedenle göç etmiş kadınlar yaşamak zorunda olduğu coğrafyanın iklimine, kültürüne, sistemine, para birimine, diline çok yabancı kalıyor. Buna bir de kendi aile veya akrabalarından oluşan dar bir alanda yaşama zorunluğu eklenince adaptasyon çok zorlaşıyor. Kendisini geliştirecek sosyal çevre oluşması için bizim kuruluşumuz gibi kurumları öğrenip kurslara devam etmesini öneriyoruz. Kadınları kurslarımıza teşvik etmek için gerek sosyal medyadan, gerekse Londra Türk basınından belli aralıklarla duyurular geçiyoruz.
- Türkiye’deki kadınlarla ilgili projeleriniz var mı?
- Türkiye’de proje ortağı olduğumuz kurumlar var. Bu kurumlardaki arkadaşlarımızla birlikte Girişimci Kadınlar projesi (WE PROJECT) ve göçmen kadınların hayata tutunması için ilk adımları attıran Rainbow Projesi’ni uluslararası ortaklık projesi olarak hazırlıyoruz. Bunun yanı sıra Türkiye ve AB ülkeleriyle gönüllü gençlik programları ve gençlere staj programları da yapıyoruz.

Yazının devamı...

Teknoloji de olsa ayak yere basmalı

19 Şubat 2017

Birçok alanda kullandığımız teknoloji artık tarımda da kendini gösteriyor. Amerika’da ekonomi eğitimi alan Selim Özoğuz ve Kanada’da işletme okuyan Engin Özoğuz kardeşler, teknoloji alanında çalışırken tarım yatırımı yapmaya karar vermişler, Menderes’de bir tarım arazisi almışlar. Tarım ve teknolojinin kağıt üzerinde birbirinden çok uzak alanlar gibi görünse de, verimlilik ve takip açısından birbirlerinden ayrılmaması gereken iki sektör olduğunu söyleyen Özoğuz kardeşler, tarım teknolojilerini ilk olarak kendi arazilerinde uygulamaktan mutlu olduklarını anlatıyor.


- Şu anda nasıl bir iş yapıyorsunuz?
- Geleceğin teknolojide olduğuna inandığımız için yeni bir girişim çerçevesinde teknoloji işi yapıyoruz. Firmalar için ürünlerini farklı ihtiyaçlardan doğabilecek sebeplerle farklı teknolojik altyapılar sağlayarak takip edebilmelerine olanak sağlıyoruz. Onun dışında tüm dünyanın konuştuğu Nesnelerin İnterneti (IoT) yani sensörler aracılığıyla nesneleri birbirleriyle konuşturma, geliştirme ve olası yerli üretim fırsatlarını değerlendiriyoruz. Büyük Veri Analizleri ve isteğe özel yazılımlar ve sistem entegrasyonları üretiyoruz.
- Bu anlamda yaptığınız bir proje var mı?
- Teknoloji alanında CSTEM olarak Türkiye’de ‘izlenebilirlik’ ve ‘takip’ alanında bir ilki gerçekleştirdik. Dardanel firması ile yaptığımız işbirliği çerçevesinde, ürettikleri her bir ton balığı konservesinin üzerine tekil bir kod basarak tüketiciye satın aldıktan sonra Dardanel websitesi üzerinden ürünün hikayesini sorgulayabilme ayrıcalığını sunuyor olacağız. Böylece üretilen tüm konservelerin güvenilirliğini, orijinalliğini ve hikayesini Dardanel bir ilki gerçekleştirerek müşterilerine katma değer olarak sunuyor olacak.

 

TOPRAK VE DOĞADAN UZAKLAŞMAK İSTEMİYORUZ
- Tarım yatırımı yapmak nereden aklınıza geldi?
- Bir yandan teknoloji işi yapıyor olsak da diğer yandan ayağımız her zaman toprağa bassın, topraktan ve doğadan uzaklaşmayalım düşüncesiyle kendimizi tarım sektöründe bulduk. Doğa ile mücadele etmek, üretmek ve onu paylaşmak fikri bizi her zaman o yöne çeken güç oldu. Ülkemiz verimli toprakları ile zaten diğer ülkelerin önünde, kendimize ‘enerjimizi neden bu potansiyeli ortaya çıkarmak için kullanmıyoruz’ diye sorduk ve bir de baktık İzmir’deyiz.
- Neden Ege Bölgesi’ni tercih ettiniz?
- Ege Bölgesi biraz tesadüfi oldu aslında. İzmir’de dostlarımız sayesinde araziden haberimiz oldu. Gidip gördükten sonrada çok etkilendik. İstanbul’da yaşadığımız gerçeğini de göz önüne alınca ulaşım rahatlığı, havası ve doğası, dostlarımız ve oradaki çevremiz, hepsi karar aşamamızı hızlandıran faktörler oldu. Engin’in lise öğrenimini 5 yıl süre ile İzmir Amerikan Koleji’nde yapması da bir diğer büyük faktördü. İzmir’den kopamıyorduk...

 

TEKNOLOJİ, ÜRÜNLERİ TOPLAMA ZAMANINI BİLE SÖYLEYEBİLİR
- Ne yetiştirmeyi planlıyorsunuz?
- Arazi Orman Bakanlığı’nca tahsis edilen bir arazi olduğundan biz deviri aldığımızda ekili ve dikili bir araziydi. Badem, ceviz, zeytin, fıstık çamı ve hünnap ağaçları vardı. Proje revizyonuna giderek verimi artırmaya yönelik çalışmalar yapmak ve aromatik otlar ile ürün çeşitliliğini ve arazinin bulunduğu ekosistemi zenginleştirmek istiyoruz. Ülkemiz özellikle badem ve ceviz yönünden dışa bağımlı ve ithalat yapıyor. Bu alanda öncelikle iç pazarı beslemek birinci önceliğimiz. Daha sonrasında ürünümüzü yurt dışı standart ve teknolojisine göre yetiştirerek ihracata katkıda bulunmayı planlıyoruz.
- Tarımın verimliliğinin artırılmasında teknoloji nerelerde kullanılabilir?
- Tarımda verim, doğru uygulama ve ölçümleme ile gerçekleştirilebilir. Teknoloji ve bahsettiğimiz sensörler bu noktada devreye girerek ihtiyacımız olan hava, toprak, nem, su gibi ölçümleri ve hava durumu, yağış miktarı, güneşli gün sayısı gibi parametreleri anlık olarak bize iletir. Biz de gelen noktaları birleştirerek bir grafik yaratırız. Birçok şey söyleyen bu grafik sayesinde ağaç üzerine meyve / ürün ölçümleme sensörleri yerleştirerek ürünü doğru zamanda, gerçek olgunluk seviyesine ulaştığında, toplamaya kadar ilerleyebiliriz. Tarımda en büyük sorun olan ilkbahar donlarının önüne uzaktan sulama sistemi ile geçerek zayiatı engelleyebilir, ürün kayıplarını üretici için sıfıra indirebiliriz. Bu çözümlerin hepsi teknolojiyi kullanarak mümkün. Uzun vadede sürdürülebilir ve önceden tahmin edilebilir bir üretim ortamı oluşturabiliriz.

 

TARIM İÇİN TEKNOLOJİ OLMAZSA OLMAZ
- Tarım ile teknoloji alanında ne gibi yenilikler var? Bu konuda dünya nerede biz neredeyiz?
- Tarımda makineleşme ile gelen verimin artırılması imkanı günümüz teknolojisini tarımda uygulayarak daha da yüksek hale gelebiliyor. Tarım doğaya açık olmasından dolayı her türlü sürprize ve tehlikeye açık bir sektör. Teknolojiyi kullanarak bazı önemli parametreleri ölçebilir ve ona göre otomatik savunma mekanizmaları geliştirebiliriz. Dünyada özellikle sensörlerin kullanımının yaygınlaşması ile birlikte (IoT) tarım alanları çok daha akıllı, kendi kendini oluşan koşullara göre yönetebilme yetisine sahip olmaya başladı. Artık dünyada güncel teknolojiler ve nesnelerin internet ile birlikte sensörleri kullanan tarım alanları su, gübre ve ilaç kullanımı yönünden çok daha bilinçli ve doğru uygulamalar gerçekleştirilebiliyor. Eskiden göz kararı yapılan bu uygulamalar günümüzde ölçümlendirilerek ve kayıt altına alınarak diğer sensörler yardımıyla toplanan parametrelerle yapılabiliyor. Ayrıca gıda firmaları daha da bilinçlenen tüketiciyi göz önünde bulundurarak hammadde temininden ürün rafa gelene kadar olan aşamayı tüketiciyle buluşturmalı. Bu durum şimdilik zorunluluk olarak görünmese de yakın gelecekte tüketici tercihinde güvenli gıda tüketimi açıcından öncelikli tercih sebebi olacak. Bu alanda da nitelikli çalışmalar ve projeler yapmaya gayret ediyoruz. Türkiye daha bu denli teknolojiyi tarıma entegre edememiş olsa da o yolda kararlılığını sürdürmelidir.
- Tarımda kullanılacak teknoloji pahalı mı? Getirileri neler?
- Teknoloji, tarımda ve diğer sektörlerde ilk yatırım yaparken çoğu üretici için gereksiz bir harcama olarak görülebilir ama uzun vadede doğru ve ihtiyaca yönelik uygulandığı taktirde kesinlikle kendisini amorti eden ve üreticisini kara geçiren bir gerekliliktir. Burada uzun vadeli düşünmek çok önemli. Teknoloji sürekli gelişen yapısı nedeniyle her geçen süre daha yaygın, kullanılabilir ve uygulanabilir hale geliyor. Tarım için teknoloji olmazsa olmaz...

--------------

Yazının devamı...

‘İki aşk adamı bir virtüöz’ eğitim için İzmir’de

12 Şubat 2017

1999 yılında kurulmuş olan birlik bu kez ‘İki Aşk Adamı Bir Virtüöz’ adıyla düzenlediği etkinlikle Kürşat Başar, Burçin Böke ve İlhan Şeşen’i biraraya getiriyor. Bu özel etkinlikle hem İzmirlileri ülkenin önemli müzisyenleriyle buluşturan hem de yüce bir amaca hizmet eden EBSOV Başkanı İhsan Özduran, yardımıcısı İpek Özçelik ve üç sanatçı ile sohbet ettik. Bakın neler söylediler;

 

İHSAN ÖZDURAN - İPEK ÖZÇELİK
EBSO ve Vakıf Yönetim Kurulu Başkanımız Ender Yorgancılar bize her daim destek veriyor. Birliğimiz, 18 yılı geride bırakırken eğitim ve kültür-sanat alanında birçok etkinlik ve organizasyon düzenledik... 2014 yılından itibaren Vakıf bünyesinde mütevelli heyet üyeliğine dahil edilen kadınlar birliği üyeleri olarak eğitime destek amacı ile her yıl yüzlece gencin hayatına dokunduk.
Aldığımız her kararın ve uygulamaya koyduğumuz her etkinliğin kalitesinin başta EBSO ve EBSOV adına ve İzmirliliğe yakışır olmasına dikkat ediyoruz.
Önümüzdeki günlerde yine Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun destekleri ve EBSD Başkanı Ender Yorgancılar’ın himayelerinde Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenleyeceğimiz büyük konserimizin hazırlıkları ve heyecanı içersindeyiz... 25 Şubat Cumartesi akşamı ‘İki Aşk Adamı Bir Virtüöz’ adlı etkinlikte İlhan Şeşen, Kürsat Başar, Burçin Böke gibi ülkemizin sevilen sanatçıları ve destekçilerimizle birarada olacağız...
Savaşların ve siyasi çatışmaların olmadığı, daha yaşanabilir bir dünyada ve ülkemizin barış ortamına eriştiği yıllarda; bu ülkede yaşamaýı, çalışmayı ve üretmeyi ilke edinmiş gençlere faydalı olmak en büyük dileğimiz ve hedefimiz olmalıdır...

 

BURÇİN BÖKE
25 Şubat’ta değerli sanatçı dostlarım İlhan Şeşen ve Kürşat Başar ile yapacağımız konsere tüm İzmirli sanatseverlerin katılmasını arzuluyorum. EBSOV’un katkılarıyla oluşturulan bu konserde eğitime katkıda bulunan tüm dostlarımı candan tebrik ediyorum. İzmirli olmak bir ayrıcalıktır. Dünyaca ünlü sanatçılar, yazarlar, şairler buradan çıkmıştır. Bonus olarak da; midyesi, rokası, radikası, cibesi, şevketi bostanı, kumrusu ...

 

İLHAN ŞEŞEN
Bir zamanlar ben de gençtim. Gençliğin ne olduğunu bilirim. Eğer gençken beni eğitmeselerdi, bugün bunları düşünemezdim. Gençler haklıdır. Onlara bir şey emanet etmek için değil, onların dediklerini yaparak ve yaptıklarına uyarak yaşıyorum. Bu konser, bence, bu düşünceyi paylaşan üç adamın konseri. EBSOV’a teşekkürler...

 

KÜRŞAT BAŞAR
Ülkemizin en önemli ihtiyaçlarından biri olan eğitim konusunda son derece değerli çalışmalar yapan EBSOV’un bu duyarlığına küçük de olsa bir katkı sunabilmekten çok mutluyum.
Çağdaş eğitim ve yaşam konusunda geçmişten beri duyarlı olan İzmir ve İzmirli dostlarımızla birlikte olmak bizim için her zaman olduğu gibi yine büyük bir keyif ve mutluluk olacak.

Yazının devamı...

Sanat aşk gibi mantığı yok

6 Şubat 2017

Ulusal ve uluslararası birçok karma serginin yanı sıra New York’ta olmak üzere 9 kişisel sergi açan sanatçı bugüne kadar 23’ü uluslararası olmak üzere toplam 64 ödül kazandı. New Yorker Dergisi’nin kapağında üç kez, The Forbes Dergisi’nin kapağında bir kez, The Atlantic Monthly, The New York Times gibi dergilerde karikatür ve illüstrasyonları yer alan Ekşioğlu ile sanat tutkusu üzerine sohbet ettik.

 

İÇİMDEKİ DUYGULARI BİRLEŞTİRDİM
- Ressam olmaya nasıl karar verdiniz?
- Ben ressam olmak için akademiye gittim, ama dediler ki, ‘grafik bölümüne girmek zor oraya girebilirsen gir’ dediler. Ben kazandım ve girdim. Ressam olacağım sanıyordum, ama meğer grafik sanatçısı olmuşum. Sonradan içimdeki resim duygusu ile illüstrasyonu birleştirdim. O sayede başarılı oldum. Birçok ödül kazandım.

 

NEW YORKER’DA KEDİLERİM KAPAK OLDU
- New York’ta da sergi açtınız, değil mi?
- Evet. Uluslararası yarışmalarda ödül alınca oradaki jüri üyeleri ile tanıştım. Aralarında çok önemli sanatçılar vardı. Beni davet ettiler. Birçok iş yaptım ve işlerim çok takdir gördü. Hatta birkaç çalışmam New Yorker dergilerine kapak oldu. Mesela, özellikle kedileri çizdiğim kapaklarım New Yorkluların çok hoşuna gitti. Çünkü, New York’ta insanların %60’ı yalnız yaşıyormuş ve kedileri varmış. O nedenle orada çok tutuldu kedili çizimlerim.
- Yaşar Sanat Vakfı’nda ‘Aklımda Kalanlar’ adında sergi açtınız. Neler var aklınızda?
- Kendi dünyamı resmettim aslında. Mesela ben Orduluyum. Hep yağmur yağardı orada, günlerce. Hep bir şemsiye almamız gerekirdi. Babam da hep unuturdu şemsiyesini. Yer etmiş aklımda. Bir de elma bahçelerimiz vardı, o nedenle elmaları da çizerim çok. Kuşlar özgürlük ve demokrasi sembolü benim için...

 

YETENEKLER BİRER ARAÇTIR
- Başarılı olana kadar sıkıntılar çektiniz mi, başarısızlıklarınız oldu mu?
- Başarılı sayılıyorsam, bunun en büyük nedeni kendimi kanıtlama arzumdu. Ben de varım demek istemiştim. Alsında bu her büyük sanatçı ya da başarılı insan için böyle. Nazım Hikmet’in 13 yıl hapishanesi olmasa o şiirleri olur muydu, Van Gogh’un acıları olmasa o tablolar ortaya çıkar mıydı? Mutlu anları az, sıkıntılı zamanları daha fazladır, çünkü algıları çok açıktır. Her şeyi içlerine çekerler ve bu basınç bir şekilde ortaya çıkar. Aslında yetenekler de birer araçtır. Kimi şiirle, kimi resimle, kimi yazıyla ifade eder kendini ve hislerini. Amatör kalabilmek çok önemli. Çünkü, konfor yaratıcılığın en büyük düşmanı. Kendi hayatıma baktığımda zor zamanlarım oldu, ama yine de güzel zamanlardı.
- Genç sanatçılara ne söylemek istersiniz?
- Sanat birine aşık olmak gibidir aslında. Tam bir tutku, mantık yok. Sanat insanların kendisini ifade etmesi için aslında. Para kazanmak ya da ünlü olmak için yapıldığında bir anlamı olmuyor, yapay oluyor. Malevich 1917 yılında simsiyah bir resim yapmış sonradan da bunun bembeyazını yapmış. Bunlar bir iddia işte... Kandinsky’nin yaptıkları da ilham veren çalışmalar. Düşünmeye teşvik eden sanat işte bu. Düşünen insan sorgular.

Yazının devamı...

Dünya sanat üstünde duruyor

29 Ocak 2017

 

Küratörlüğünü Eyüboğlu’nun öğrencileri İbrahim Örs ve Hanefi Yeter’in üstlendiği serginin en büyük destekçilerinden biri ise sanatçının torunu Rahmi Eyüboğlu. Serginin proje Direktörlüğü’nü de yapan Folkart Gallery Genel Koordinatörü Fahri Özdemir ile bu özel sergiyi ve İzmir’in sanat hayatını konuştuk.

- Bedri Rahmi Eyüboğlu sergisinin diğerlerinden farkı ne?
140’ın üzerinde Bedri Rahmi tablosu var ama 300’den fazla eser var sergimizde. 1911 yıl doğumlu, 1975 ölümlü 64 yaşındaki bir sanatçının yaşamının her dönemindeki eserler var bu sergide. Ama bunun haricinde mektuplaşmalar var, özel objeleri var. Resmin dışında yaptığı heykeller, mozaikler, şiirler... Mesela Aşık Veysel’in sazı da var sergide. Çünkü Bedri Bey o kadar romantik ve duygusal ki... Aşık Veysel İstanbul’a geldiğinde sazını taşımasın diye ona bir saz almış. Ruhi Su, Aşık Veysel geldiğinde o sazı çalarlarmış. Orhan Veli’nin mektupları var, kendi yazdığı mektuplar... En büyük aşkı Karadut’un ona yaptığı büstü var mesela.. En önemlisi bu sergide yer alan eserlerin yüzde 70’i ilk kez görücüye çıkıyor. Tam olarak onu her yönüyle yansıtan bir sergi. Tam bir retrospektif. Bazı eserler Folkart aracılığıyla çıktı ortaya. Binamızın girişindeki 14 metrekarelik Karagöz’ün Gemisi adlı tablosu restore edildi ve buraya asıldı. Kalamış’taki evinden bir TIR eserle geldik İzmir’e... Burada teşekkür etmemiz gereken başka sanatseverler de var. Lucien Arkas, Murat Balkan, Cengiz Avgat, Taner Güven gibi birçok koleksiyoner de kendi koleksiyonlarındaki Bedri Rahmi eserlerini bu sergide sergilenmek üzere gönderdiler. Hassasiyetlerine minnettarız.


- Bedri Rahmi hakkında hazırladığınız çok özel de bir albüm var...
Bu albüm bugüne kadar yapılmış en kapsamlı Bedri Rahmi kitabı oldu. İçinde çok değerli yazarlar da var. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Kemal, Ferit Edgü, Aziz Nesin, İlhan Berk, Hıfzı Topuz gibi değerli sanatçıların yazıları var. Ama bu serginin kültürü yine de Bedri Rahmi’nin öğrencileri İbrahim Örs ve Hanefi Yeter’e ait. Serginin küratörleri onlar. Zaten en yakınları... Bir de tek varisi torunu Rahmi Eyüboğlu... O da bu serginin en büyük yaratıcısı...


5 YILLIK PROGRAMIMIZ BELLİ
- Bedri Rahmi projesi nasıl çıktı ortaya?
Bu galeriyi kurduğumuzda tam 5 yıllık bir program hazırlamıştık. Yani benim 5 yıl sonra açacağım sergi belli. Ben daha önce de Bedri Bey’in sergilerini açmıştım. Ama bu hepsinden farklı. 1,5 yıl önce bu sergi için çalışmaya başladım. Onun hakkında kısa bir belgesel de var. Müthiş bir insan Bedri Rahmi... Halk adamı, aşk adamı... Mesela serginin adını ben koydum, onun şiirinin bir dizesidir bu..


- Geleceğe yönelik neler yapmayı planlıyorsunuz?
Folkart Galeri İstanbul’da bile çok büyük bir marka artık. Bütün sanatçılar bizde sergi açmak istiyor. Mart ayında ‘Türk Resmi’nin Ayak İzleri’ adlı bir sergi açacağız. Tüm ressamlarımızın içinde yer alacağı. Koruncuk Vakfı ile ‘Dizelerin Renkleri’ adlı bir projemiz var. 50 şair, 50 heykeltraşın eserleri olacak. Sonra reklam fotoğrafçılığının efsane ismi Chaven Mondoz’un sergisi olacak. Daha birçok değerli sanatçı ve eser ağırlayacağımız birçok sergi olacak. Hedefe vardınız mı derseniz, hayır henüz yarı yoldayız, ilerliyoruz... Sanat belediyelerin, eğitim kurumlarının, hepimizin sorumluluğudur.


KİMSE GELMEZ DENİYORDU 90 BİN KİŞİ GELDİ
- Birkaç yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz sergiler geliyor İzmir’e? Bekliyor muydunuz bu ilgiyi?
Beklemiyordum aslında. Şimdi İzmir sahiplendi diyebilirim. İzmir’de gerçek anlamda burjuva var diyemem. Lucien Arkas ve Mesut Sancak dışında az... Lucien Arkas ve Arkas bizim önümüzü her zaman açmıştır. Mesut Bey de vizyonu müthiş bir adam. Bana tüm olanakları sağlayan, yapılacak şeyleri tam yapalım diyen biri. O olmasa Sanat Galerimiz böyle başarılı olamazdı. İzmir İstanbul’a göre taşra deniyor. Tamam bazı yönleriyle öyle olabilir. Biz buraya sergi açmaya başladığımızda kimse gelmez deniyordu ama bugüne kadar 90 bin kişi gezmiş sergilerimizi.


- Sanatın bir şehre kattıkları hakkında neler söyleyeceksiniz?
Henri Ford’un Vehbi Koç’a ilk sorduğu soru ‘Ne koleksiyonunuz var’ olmuş. Sabancı da yurtdışına iş ortaklığına gittiğinde ona da bu sorulmuş. O yüzden o Türk Hat Sanatı Koleksiyonu yapmaya başlamış. Dünya sanat üzerinde duruyor, dönüyor. Bunun farkında değiliz belki ama dünya ile aynı kulvara çıkmak istiyorsak bunu gözardı etmemeliyiz. Maalesef İzmir olarak daha çok yedim, içtim, gezdim kültürüyle yaşıyoruz. Mesut Bey gibi, Lucien Bey gibi bu şehirden kazandıklarını yine bu şehre verenler sayesinde kültür ve sanat gelişiyor. Toplumun bilinçlenmesi için önce sanat gerekli.

Yazının devamı...