"Ayça Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayça Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayça Kaya

Ayça Kaya

Ramazan Ayında Bunları Sofranıza Koymayın!

2 Temmuz 2015

İşte İç Hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya’dan daha sağlıklı oruç tutmak için daha doğru beslenmenin ipuçları;

Oruç tutarken en dikkat etmemiz gereken nokta, yeteri kadar su içmeyi başarmak olacak. Oldukça uzun ve sıcak zamana gelen bu yıllardaki oruç günlerinde en çok suya önem vermek gerekiyor. Açlığa 40 gün dayanabilen vücut susuzluğa sadece 7 gün dayanabiliyor. O nedenle iftarda ne yiyeceğimden ziyade ne zaman ve ne kadar su içeceğim sorgulamasına girmek daha doğru. Dr. Ayça Kaya, her gün en az 2,5 litre su içilmesini tavsiye ediyor. Ortalama 10 bardak su demektir bu. Iftar açarken 2 bardak, yemek sırasında 2 bardak, gece yatana kadar 4 bardak ve sahurda 2-3 bardak su içmeyi planlayabilirsiniz. Susuzluğu artıran çay, kahve, limonata, şerbet, şekerli hazır meyve suları, tuzlu şalgam ve turşu sularından muhakkak uzak durun. Hele hele turşuları ve salamura yiyecekleri Ramazan Ayında asla sofranıza koymayın.Eğer tansiyon, kalp, böbrek rahatsızlığınız yoksa iki şişe maden suyu da günlük terle kaybettiğiniz elektolitleri yerine koyar.

Beslenme yetersizliği yapmayacak bir kalori kısıtlaması yapmaya çalışıyorsak daha sade sofralar kurmaya özen gösterelim. Mesela sofradan iftariyelik olarak bilinen sucuk, pastırma, çeşit çeşit peynir, kaymak, tereyağı, bal, reçeli kaldıralım.

İftarda sofrada en fazla beş çeşit yiyecek olsun. Beş formülünden şaşmayın. Sofraya 1 çeşit çorba, 1 çeşit et yemeği, 1çeşit sebze yemeği, salata ve yoğurt koymaya çalışalım. Çeşit çeşit Pilavları, makarnaları, börekleri mümkün olduğu kadar az yapmaya veya yapmamaya özen gösterin. Eğer yaparsanız da bizim 5 formülümüzden düşerek yerine koyun.

Iftarda muhakkak bir çeşit çorbamız olsun. Ancak mümkün olduğu kadar kremalı ve bol yağlı çorbalardan kaçınalım.

Ramazanda kurubaklagillere sofralarda daha çok yer açmak gerekiyor. Kurubaklagiller hem protein hem karbonhidrat hem de lif açısından çok zengin yiyeceklerdir. Kendi yiyeceğiniz salatanıza 2 yemek kaşığı kadar nohut, kurufaulye, yeşilmercimek, kuru barbunya, kuru börülce haşlayarak koyabilirsiniz. Eğer vaktiniz yoksa, benim tavsiyem kurubaklagilleri haşlayıp 3-4 yemek kaşığı olarak buzdolabı poşetlerinde buzluğa koyun, böylece her defasında vakit kaybetmezsiniz. Haftada en az 3 gün kırmızı mercimek çorbası yapın. Diğer günlerde de yaptığınız çorbalara yine kırmızı veya yeşil mercimek ekleyebilirsiniz.

Yazının devamı...

Akşam Yemeklerini Atlayın!

6 Ağustos 2014

Yüzyıllardır insanoğlunun en büyük emeli ölümsüzlüğü bulmak olmuştur. Her ne kadar bu konuda bir başarı elde edilemese de son yüzyıl içinde ortalama yaşam süresi uzatılabilmiştir. Bu konuda bir çok hastalığı tedavi edecek ilaç ve cerrahi yöntemlerdeki gelişmeler çok büyük rol oynamıştır. Ancak yaşam tarzının düzenlenmesi de en az ilaçlar ya da cerrahi yöntemler kadar değerli görülmektedir.

Yıllar geçtikçe teknolojideki ilerlemeler, besinlere çok kolay ulaşabilme ve hareketsizlik, şişmanlık gibi bir salgın hastalığın da ortaya çıkmasına, her geçen gün büyümesine neden olmuştur. Ortalama yaşam süresi üzerine de bunca ilerlemeye rağmen negatif bir faktör olarak şişmanlık hala etkisini göstermektedir.

Kalıcı zayıflama için yaşam tarzını değiştirin

Bugün dünyanın en uzun yaşayan insanlarının hep daha zayıf olanlar olduklarının farkına varabiliyoruz. Zayıf kalmayı başarmak aynı zamanda uzun bir ömrün garantisi olabilir mi? Başa gelebilecek herhangi bir kaza sayılmazsa, evet zayıf kalmak ömrü uzatmanın bir yolu sayılabilir. Zayıf kalabilmek için çeşitli moda diyetler her zaman gündem de olsa da artık diyet yaparak kalıcı zayıflama başarılamıyor. Kalıcı zayıflama için yapılacak en önemli yaklaşım yaşam tarzını değiştirmek olacaktır.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya yaşam tarzını değiştirmek için uygulanabilir bir yöntem olarak akşam yemeğinin atlanmasını önerirken, akşam yemeği atlandığında vücutta olan değişiklikler konusunda bilgi veriyor.

• Vücutta hücre onarımında ve gençleşmede en önemli iki hormon olan Growth Hormon ve Melatonin akşam açlığında daha çok salgılanıyor. Bu iki hormon uykuda vücudu onarıyor ve hücresel bakımı sağlıyor. Gençleşmek için kullanılan yüksek maliyetli büyüme hormonu akşam yemeği atlanarak vücuda maliyetsiz salgılattırılabilir.

• Günlük kalori tüketiminin %14’den azını akşam yemeği öncesinde almak ciddi metabolik kontrol ve kan şekerinin daha düzenli olmasını sağlıyor.

• Akşam yemeğinden sonra tam bir şeker bombası olan meyve yemek ise vücuda fazladan insülin salgılatıyor ve fazla insülin hızlı yaşlanmaya neden oluyor.

Yazının devamı...

Sağlık için spor!

10 Mart 2014

Hem yiyelim hem hareket etmeyelim hem de ince ve güzel olalım istiyoruz. Kilo aldığımızı fark edince kendimizi zayıflama kamplarına kapatıyoruz. Son derece lüx merkezlerde spor yapıp, havuza girip spa larda vakit geçirip, üstelik bazen oralardan kilo alarak geri dönüyoruz. Sizin için hazırlanan menülerin kalorileri hesaplanmış ve yoğun spora rağmen neler oluyor da kilo vermek bu kadar zorlaştı. Çok değil bundan sadece 10 yıl önce çocuklarımız okula yürüyerek gidiyordu bizler faturalarımızı yatırmak için çarşıda bir saat vakit geçiriyorduk. Şimdilerde çocuklar kapı önünden okul önüne kadar gidiyor , faturalarımız her ay otomatik ödeniyor. Hayatımız çok hareketsiz, durum böyle olunca kilo almak kaçınılmaz aslında. Durum böyle olunca hayatımızı daha aktif yapmak için yollar aramaya başladık.

Günümüzde bir çok hastalığın tedavisinin bir parçası olarak düzenli egzersiz tavsiye edilmektedir. İlaç tedavisinin yanı sıra kişiye özel seçilmiş doğru egzersiz yapan kişilerde hastalık seyri olumluya daha hızlı gitmektedir. Kişinin psikolojik olarak rahatlaması ve olumlu düşünme yeteneğinin artması da egzersizin faydaları arasındadır.

Kişisel olarak oluşturmakta en zorlandığımız kısım egzersize başlama zamanıdır. Genel olarak erteleme eğilimindeyizdir. Bugün hafta sonu, pazartesi mutlaka spora başlayacağım; sabah kalkamadım akşam yaparım gibi sudan mazeretlerle egzersiz zamanı ötelenmektedir. Kendiniz için her fırsatı değerlendirin, asansör yerine merdiven kullanın, çarşı pazar işlerinizi kendiniz üstlenin, spor salonuna yazıldıysanız kullanın, hiçbir yere gidemiyorsanız evde kendi başınıza nasıl egzersiz yapabileceğinizi öğrenin. En basit ve ekonomik yöntem yürüyüş yapmaktır. Düzenli yürüyüşlerinize karın ve bel egzersizlerinizi ekleyin.

Egzersiz; fiziksel ve ruhsal stresle baş etmenin gücünü arttıran en etkili yöntemdir.Araştırmalar egzersize başlamakta, fizyolojik ve psikolojik olarak başlarda güçlük çekilse de yorgunluğun azaldığını ve egzersiz kapasitesinin giderek arttığını göstermektedir. Her ne kadar yorgunluk yani hareket isteksizliği ile egzersiz yani hareket tezat kavramlar olsa da, yavaş tempolarla başlanan ve kademeli olarak haftada üç saate kadar arttırılan yürüyüş, yüzme gibi egzersizlerin sonucunda kişilerde gözlenen sonuçlar olumlu olabilmektedir. Örneğin; düzenli egzersiz sırasında kişiye mutluluk hissi veren endorfin hormonunun salgılanması artar ve bu hormon stresin neden olduğu yıpratıcı etkileri azaltmaya yardımcı olur. Böylece kişinin stresli bir olay sırasında, verdiği olumsuz ani tepkiler azalır. Egzersiz sırasında nefes alıp vermede iyi etkiyi olumlu yönde arttırır. Egzersizin sağladığı rahatlama hissi sayesinde kişi daha dingin ve mantıklı düşünme yetisi kazanır. Kan dolaşımının artmasıyla organlara daha fazla oksijen taşınır, toksinler atılır, vücut fonksiyonları rahatlar.

Yorgunken yapmak istemeseniz bile yarım saatlik hafif bir egzersiz size ağrı kesiciden daha etkili bir ilaç olabilir. Egzersiz doğal doping etkisiyle ve yorgunlukla başa çıkmada yanınıza alabileceğiniz en iyi dosttur.

Yazının devamı...

Daha tok kalabilmek mümkünmüdür?

7 Mart 2014

Belki de birçoğumuzun hayalidir bu. Ancak birçoğumuz hep yemek hayali kurarız, hep içimizde bir tatlı canavarı olduğunu düşünürüz ve içimizdeki bu dürtüleri kontrol edemeyiz. Aslında günlük beslenmemizde bazı noktalara dikkat ederek bu can sıkıcı durumdan kurtulabiliriz.İnsan vücudu ana yakıt kaynağı olarak glikozu yani şekeri kullanır. Biz şekeri vücudumuza karbonhidrat türü yiyeceklerden alırız. Karbonhidratlar basit karbonhidratlar ve kompleks karbonhidratlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Basit karbonhidratlar, şeker oranı yüksek olan karbonhidratlardır. Bu tür karbonhidratlar yenildiğinde kan şekerini çok hızlı yükseltirler. Kan şekerinin hızlı yükselmesi vücutta ani insülin hormonu yükselmesi yapar. Bu durumda vücuda alınan şeker hızlıca kullanılır ve akabinde kan şekerinde düşme ortaya çıkar. Özellikle hipoglisemisi olan hastalarda bu durum daha bariz olur. Yani basit karbonhidrat tüketimi yapıldığında şeker düşmesi ortaya çıkar. Bu durumda kişi daha çabuk acıkır ve daha çok yeme hayali kurmaya başlar. Kilo problemi olanlarda eğer kişi bu durumu bilmez ve basit karbonhidrat oranı yüksek yiyecekleri daha çok tercih ederse, daha çabuk acıkır ve daha fazla yiyerek daha fazla kilo alabilir. Hatta bu durum bazen çok ilerler kişide gece yemeleri ve tatlı krizlerine yol açabilir.

Kompleks karbonhidratlar ise şeker oranı daha düşük ve kan şekerini daha yavaş yükselten yiyeceklerdir. Daha kontrollü insülin salınımı olur ve bu tür yiyecekler tercih edildiği zaman daha uzun süre tok kalmak mümkün olur.

O zaman biz bu iki karbonhidratın ayrımını yaparak daha tok olmanın yollarını öğrenmiş oluruz.

Şeker oranı yüksek olan basit karbonhidratlar; sofra şekeri, bal, pekmez, reçel, çikolata ve her türlü şekerli yiyecektir. Bununla birlikte muz, incir, üzüm, kavun, karpuz gibi şeker oranı yüksek meyveler de kan şekerini hızlı yükseltirler. Patates, havuç, bezelye, mısır, bezelye gibi nişasta oranı yüksek yiyecekler de bizi çok acıktırarak yeme hayali kurmamıza neden olabilirler. Aynı zamanda beyaz un, beyaz pirinç ve beyaz makarna da şeker oranı yüksek yiyeceklere örnektir. Bu tür yiyecekleri tek başına değil de yanında süt, yoğurt, ayran gibi bir protein kaynağı ile birlikte yersek veya üzerine limon sıkma şansımız olursa şeker oranını dengeleyebiliriz.

Şeker oranı düşük olan karbonhidratlara örnek ise daha ekşi meyvelerdir. Ayva, portakal, kivi, limon, erik, yeşil elma, ananas bunlardan bazılarıdır. Yine kurubaklagillerden kurufasulye, nohut, mercimek, barbunyanın, kepekli ve esmer unların, esmer pirinç ve esmer makarnanın şeker oranı daha düşüktür ve bu tür yiyecekler bizi daha uzun süre tok tutar.

Hayatta her şey gibi, yediğimiz yiyeceklerin de farkında olursak ve bilinçli tercihler yaparsak daha sağlıklı ve daha sağlam bir vücudumuz olur.

Yazının devamı...

Zayıflatan mucize; Yumurta

25 Şubat 2014

Herkesin nasıl ki tüm vücut yapısı parmak izine varıncaya kadar farklı ise, metabolik durumları da farklılık gösterir. Bir çok kişinin de en fazla kafa yorduğu problem ise ‘’acaba hangi yiyecek bana yarar? Hangi yiyeceği seçersem daha tok kalabilirim? Hangi yiyecek yağlarımı daha çok yakar?’’dır.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya bu mucize yiyeceklerden biri olan yumurta ile ilgili bilgi veriyor:

“Kendinizi daha tok hissetmek istiyorsanız ve vücut yağlarınızdan kaybetmek istiyorsanız her gün 1 yumurta yemeyi alışkanlık haline getirin” diyen Dr. Ayça Kaya yumurtanın zayıflatan mucizelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Bilinen en güçlü protein kaynaklarından biridir. Anne sütünden sonra en değerli proteindir ve yumurtanın bütün protein içeriği vücut tarafından %100 kullanılır.

Yapılan bir çok araştırmada sabahları 1 yumurta yiyen bireylerin gün içinde daha az acıktıkları ve yeme konusunda kendilerini daha kolay kontrol edebildikleri gösterilmiş. Amerika’da Rochester Obezite Merkezinde yapılan bir araştırmada da güne yumurta yiyerek başlayan bireylerin, yumurta yemeden başlayan bireylere göre, günlük 400 kalori daha az yedikleri gösterildi.

Yumurtanın protein yüksekliği nedeni ile tok tutmasının yanısıra midedeki açlık hormonu olan Ghrelin’i de azaltarak tok tuttuğu düşünülüyor.

Yumurta zengin protein kaynağı olmasının yanı sıra Vit A,B, D, E içerir bununla birlikte demir ve çinko açısından zengindir. Büyüme gelişme çağındaki çocuklar için çok gereklidir. Her gün 1 tane yedirilmelidir.

Yumurta içerdiği bazı aminoastler açısından da çok zengindir. Özellikle kas geliştirmek isteyenler, zayıflarken kaslarından kaybetmek istemeyenlerin de günlük beslenmelerinde mutlaka bulundurulmalıdır.

Yazının devamı...

Tatlandırıcılar dost mu düşman mı?

24 Şubat 2014

Düşünün şeker hastasısınız, etrafınız çeşit çeşit tatlılar, şekerlemeler, çikolatalar dolu. Bir yere gidiyorsunuz herkese baklava-börek ikram ediliyor, siz cezalı çocuklar gibi bir köşede şekersiz çay içiyorsunuz ve yutkunuyorsunuz. Yeseniz bir türlü yemeseniz bir türlü…Şeker, adı gibi şeker olmayan bir hastalıktır. İnsanı kolay kolay öldürmüyor ama günlük yaşamda dikkat edilmeden rastgele yiyip içilirse insanı süründürüyor. Bir şeker hastasına önerilen yeme şekli, en sağlıklı yeme şeklidir aslında. Bunu bütün insanlar uygulasa, eminin insan ömür uzunluğu iki katına çıkar.

Bir şeker hastasının en dikkat etmesi gereken ilk ve en önemli şey, bildiğimiz sofra şekerini ve sofra şekeri katılmış yiyecekleri hayatından çıkarmasıdır. Bu tür yiyecekler hem kan şekerini yükseltir hem de kilo artışına neden olur. Kilo artışı oldukça kan şekerini de dengelemek güçleşir. İştah açılır. Kişi daha çok yer ve şeker hastalığı gün geçtikçe daha kötüye gider. O nedenle şeker hastalarının kilo kontrolu konusunda da çok özenli olması gerekir. Çok yağlı, kızartılarak yapılmış yiyeceklerle de aralarına mesafe koymaları gerekir. Aynı şekilde hamurişleri, pilavlar, makarnalar gibi ekmek gurubu yiyecekler daha dikkatli tüketilmelidir.

Genelde tüm bilimsel öneriler bu şekildedir. Ama bir de rutin yaşamda bu önerileri uygulama güçlükleri yaşanmaktadır ve bununla ilgili alternatif tarifler geliştirilmektedir. Özellikle tatlılar yapılırken şeker yerine tatlandırıcılar kullanılarak tat olarak benzer ancak kalori olarak daha düşük yiyecekler hazırlanabilir. Üstelik bu şekilde hazırlanan tatlılar kan şekerini yükseltmez. Ancak bu yapay tatlandırıcıları da çok sık kullanmamak gerekiyor. Yapay tatlandırıcılar aynı miktardaki şekere göre sıfıra yakın kalori içerir. Şu anda yapay tatlandırıcılar çocuk şuruplarından tutun da hazır birçok yiyeceğin ve içeceğin içinde bulunmaktadır. Yani yaşamımızın birçok alanında vardır. Bazı araştırmalarda bunların günlük yaşamda çok ve sık kullanılmasının başta mesane kanseri olmak üzere bazı kanser çeşitlerini tetikleyebileceğini, halsizlik, yorgunluk, başağrısı, migren atakları, unutkanlık gibi şikayetlere yol açabileceği gösterildi.

Çevrede bu kadar çok uyaran varken, şeker hastaları içinde, tatlandırıcılarla yapılmış tatlılar çok sık kullanılmamak adına iyi birer alternatiftirler aslında. Kilo problemi olanların bu konuda biraz daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü diyabetik tariflerin şekeri, tatlandırıcılar sayesinde sıfırlanıyor ama yağdan ve undan gelen kaloriler yerinde kalıyor. O nedenle tatlandırıcı ile yapılmış yiyecekler kişiye kilo aldırabilir, dikkatli olmak gerekiyor.

Şeker hastaları kendilerine tatlı yaparken özellikle şeker oranı yüksek meyveleri sütle kombinleyebilirler. Yabanmersini, kuru kayısı, kuru incir, kuru hurma, muz antioksidan kapasitesi oldukça yüksek meyvelerdir. Lif oranları yüksektir. Tadı tatlı da olsa lif oranı yüksek olduğu için kan şekerini çok hızlı yükseltmezler. Özellikle sütle birlikte tüketildiğinde, kan şekeri daha iyi kontrol altında olur. Bu şekilde yapılan tarifler şeker ilaveli veya tatlandırıcı ilaveli tatlıya göre daha sağlıklıdır. Kuru kayısı, kuru incir, kuru hurma ve muz sütlü tatlılarda şeker ve tatlandırıcı yerine kullanabilir.

Yazının devamı...

Kalıcı kilo vermenin bilimsel yolları

21 Şubat 2014

Kilo problemi olan bir çoğumuz, zaman zaman fazla kilolarımızdan kurtulmak için mucize formüllerin peşine düşmüşüzdür. Maydonozu, lahanayı veya çeşitli ot kombinasyonlarını kaynatarak sularını içtiğimizde, birden bütün yağlarımızın eriyeceğini düşünmüşüzdür. Belki de çoğu zaman, zayıf arkadaşlarımız baklava börek yerken ve hiç kilo almazken, kendimizin haşlanmış ıspanak yememize rağmen nasıl olur da bu kadar kilo sorunu yaşadığımıza bir anlam verememişizdir. Bu konuda belki de metabolizmamızın hiç çalışmadığını düşünerek kaderimize küsmüşüzdür.

Peki yok mudur gerçekten bu şişmanlık denilen hastalığın kalıcı bir çözümü? Tabii ki var. Ama doğru zamanda doğru yolu izlemek çok önemlidir. Her şeyden önce vücutta şişmanlığa neden olabilecek bazı gizli metabolik hastalıkların açığa çıkarılması çok önemlidir. Böyle bir durum varsa ve tedavisiz kalırsa istediğiniz kadar az beslenin bir müddet sonra tekrar kilo alımı kaçınılmaz olur. Daha sonra da kalıcı kilo kaybı için hayat boyu gidecek beslenme sistemi kişiye benimsetilmelidir. Bu beslenme sistemi içinde bazı akıllı besinleri bilerek seçmek şişmanlık dediğimiz hastalıkla başetmede altın standartlardan biridir. İşte akıllı besinlerin genel özellikleri.

Düşük şeker içeren besinler: İnsan vücudu ana yakıt kaynağı olarak glikozu kullanır. Glikozun kaynağı ise yiyeceklerle aldığımız karbonhidratlardır. Karbonhidratları kabaca basit karbonhidratlar ve kompleks karbonhidratlar olarak ikiye ayırırız. Basit karbonhidratlar, şeker yükü fazla olan yiyeceklerdir. Kan şekerimizi hızlı yükseltir ve bizi daha çok acıktırır, daha çok yememize neden olur. Kompleks karbonhidratların içindeki şeker ise kana daha yavaş geçer ve bizi daha uzun süre tok tutar.

Başlıca basit karbonhidrat ihtiva eden ve glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler: Şeker, bal, reçel, tatlılar, muz, incir, üzüm, tatlı kavun, tatlı karpuz, patates, havuç, beyaz pirinç, beyaz un ve beyaz makarnadır. Peki bu yiyecekleri hiç tüketmeyecek miyiz? Tabii ki yiyeceğiz ama şeker oranını düşürerek yiyeceğiz yani nasıl yiyeceğimizi beleceğiz. Örneğin muzu yoğurtla, patatesi etle ve yoğutla karıştırarak yemek vücut için biyoyararlanımı daha iyi kılar ve bizi daha geç acıktırır. Ayrıca yemeğe limon katmak da glisemik indeksi düşürür.

Kompleks karbonhidratlar ve düşük glisemik indeksli yiyecekler: Bu yiyecekler kalıcı kilo vermede en sık başvuracağımız akıllı besinlerdir. Elma, armut, kivi, greyfurt, kiraz, çilek, kurubaklagiller, bulgur, esmer pirinç ve kepekli makarnadır.

Yüksek lif içerikli besinleri bilmek ve bu tür besinleri öğünlerimizde sık kullanmak da kalıcı kilo kaybında en büyük yardımcımız olur. Bu yiyecekler sindirim sistemimizde daha uzun süre kalır. Çiğneme hızımız bile bu tür besinlerde daha yavaştır. Bizi daha tok tutar. Lif oranı yüksek besinlerin aynı zamanda şeker oranı da düşüktür. Örneğin kabak, lahana, brokoli, ıspanak, kurubaklagiller, kepekli unlar da çok iyi seçimlerdir. Kabızlık sorunu olanlara da birebir çok iyi çözümdür.

Yağ oranı yüksek besinler ise kilo ile savaşta en uzak kalınması gerekli gruptur. Yağ oranı yüksek kızartmalar, milföy gibi hamurlar, baklavalar, soslar belki de uzun vadede en uzak kalınması gruptur.

Şişmanlığın tedavisi için ne yazık ki mucize bir formül bulunmamaktadır. Doğru besinlerle, hayat boyu gidecek seçimler yapmak kalıcı tedavinin en önemli bileşenidir. Ünlü Fransız atasözünün söylediği gibi ‘’ bir kruvasan ağızda 30 saniye kalır, midede 30 dakika kalır, kalçada ise 30 yıl. ‘’

Yazının devamı...