"Ateş Bakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ateş Bakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ateş Bakan

Bırakın, cepten yesinler!

Maç başına 72 sayı attılar, 17.sıradalar…

Açık ara en az ribaunt alan takım onlar…

Asist sıralamasında sondan 5.sıradalar…

Faul atış yüzdesinde 17.sıradalar…

9 maçta sadece 2 galibiyet aldılar ve Avrupa Ligi’nin en alt basamağında yer alıyorlar…

Çabuk kırılıyorlar…

Maçı bitmeden bırakıyorlar…

Birebir de sürekli geçiliyorlar…

 

Yenilmeleri değil maçı erken terk etmeleri üzüyor insanı…

Geleceğe dair umut ışıklarını söndürüyor…

Obradovic CSKA maçında takımı, hakarete varan molası ile ayağa kaldırmaya çalışıyor…

----Olmuyor.

Barcelona maçında özür diliyor, “haydi savunma yapın lütfen”, diyor…

---- Yine olmuyor.

Oğullarımdan biriyle Anadolu Lisesi sınavına hazırlanışımıza benzettim olayı…

 

Obradovic bile çözememiş ve deniyor.

Sakatlar iyileşince olacağını düşünmüş,

----Olmamış.

Yeni gelenler uyum sağladığında olacağını düşünmüş,

----Olmamış.

“Altı yıldır gurur duyduğum takımımın bugünkü durumu, ‘felaket’” diyor…

Maç sonu konuşmasından anlıyorum ki; umudunu yitirmemiş.

Ancak zor durumda…

Belki de antrenörlük döneminin uzun krizini yaşıyor ve halen çözememiş…

Olsun!

O umudunu yitirmeden, ben yitirmem!

Pes etmediğimiz sürece de, umut bitmez!

 

 

Böylesi dönemler çok önemli günlerdir.

Liderlik sınavıdır!

Taraftarlık sınavıdır!

Yöneticilik sınavıdır!

Bazen çok güçlü insanlarının bile kollarına girecek bir ele ihtiyaçları vardır!

Dün akşam karamsarlık içinde birbirimizle yazışırken, yeğenim Yiğit Gökalp yazdı:

“Zor günler, bazen de bir fırsattır!

“Büyük hikâyeler”, her şeyin mükemmel olduğu anlarda yazılmaz!

“Fenerbahçeli Olmak”;  yarın Asvel galibiyetine çılgınca sevinebilmektir”

Dedi…

Çok haklı… Yeni bir hikâye yazmanın tam zamanıdır!

 

Bu sabah 10 yıllık bakkalım ve manavım, benimle ilk kez basketbol konuştular.

Hep futbol konuşurduk…

Ben onların maçları izlediğini bile bilmiyordum…

Meğer ülkemizde basketbol ne kadar çok izlenirmiş(!)

Açıkçası, sevindim.

Özellikle bizim ülkemizde çok zordur tekrar ayağa kalkmak…

“Düşmüşken vuralım” kültürü, yaygındır.

“Artık bunlardan bir şey olmaz” diyenler de, çok olur.

 

Bir de finans ve bütçe uzmanları çıktı ortaya…

Avrupa’nın en pahalı takımı gibi anlatıyorlar Fenerbahçe Beko’yu…

---- Yanlış biliyorlar, yüksek bütçeli takımlar sıralamasında Fenerbahçe Beko, 6.sırada.

Ayrıca, bütçenin tamamını zarar gibi gösteriyorlar. Gelir kaleminden hiç söz etmiyorlar…

---- Eksik biliyorlar, Fenerbahçe Beko, gişe gelirlerinde Avrupa Ligi’nin en önde gelen takımlarından biri… Futbol takımının kombine fiyatları son 5 yılda büyük bir artış göstermezken, basketbol kombinesi her yıl yüzde yüz oranında arttı. Hem de satışa çıktığı ilk gün kapatıldı.

“Basketbolun terk edelim, izlenmiyor”, diyorlar…

---- Yanıltıyorlar. Yayıncı kuruluşlar yıllardır futbol yayınından zarar ederken, basketbol yayınından para kazandılar.

Onlar bu zor günleri kollarlar, siz aldırmayın!

 

Turnusol kâğıdı gibi bugün…

Eleştirmek başka bir şeydir…

“Bu takımdan, bu koçtan artık hiçbir şey olmaz”, demek başka bir şey…

Ya da “basketbola yapılan yatırımı yalan yanlış bilgiler ile anlatıp, bırakalım bu işi”, demek başka bir şeydir…

Niyetleri okuyorum.

“Küçülelim… Benim kısır döngümde kalsın spor”, diyorlar.

“Kalsın ki, bu fakir sofradan aslan payını yine ben alayım”, demek istiyorlar…

Tıpkı futbolda tahammül edemedikleri yabancı teknik direktör veya yerli olup farklı söylemde bulunan teknik direktöre, dayanamadıkları gibi…

 

 

Bu takıma bu taraftar, “Dünya’nın En Güzel Takımı” dedi.

“Güzel” tanımı, spor ile pek uyuşmayan bir sıfat.

“En iyi”, “en güçlü”, “en sert”, “en vahşi” gibi sıfatlara alışmıştık. Güzel çok naif geldi ama çok yakıştı…

Çok benimsendi…

Neden?

Bu takımın büyük skorerleri yok.

Muhteşem savunmacıları, süper blok yapan oyuncuları yok…

Bu takım tüm başarılarını, birlikten güç üreterek kazandı. Her açığını bir birine yardım ederek kapattı… Hücumda topu paylaşarak sayıya gittiler.

Kim yere düşerse, bütün takım onu ayağa kaldırdı.

Hiçbir zaman maçı bırakmadılar. Geri döneceklerine dair umut ışığı saçtılar…

Yakınlarını kaybettiler, o gün bile takımı yalnız bırakmadılar…

Yenildiler, bizim kadar üzüldüler. Yendiler, sevinçlerini paylaştılar.

Sahanın dışında da çok güzellerdi…

O nedenle, “Dünyanın En Güzel Takımı” deyimi onlara çok yakıştı.

1 yılda almadılar bu unvanı…

10 maçta kaybedemezler!

 

Ben umudumu hiç yitirmem…

Hele söz konusu “Güzel Takım” olunca, hiç yitirmem!

Ancak, bu takım bu sene belki ilk sekiz takım arasına bile giremeyecek…

---Olabilir…

Kontratı devam eden oyuncuları silip atabilir misin?

Hadi attın varsayalım;

Yenisinin aynı başarıyı yeniden yakalayacağını, garanti edebilir misin?

Barcelona’nın, Milan’ın, Maccabi’nin yıllardır bu noktaya gelmek için ne kadar para harcadığını bilir misin?

O nedenle bırakın arkadaşlar!

Yine dün akşam kızgınlıkla yazışırken, Barcelona’ da çalışan oğlum Hür Bakan yazdı:

“Barcelona’da izlediğim üçüncü maçımdı. İlk iki maçı kazandık çok mutluydum. Bugün kaybettik, üzgünüm.

Her zirvenin bir düşüşü var. Şu an onu yaşıyoruz…

Evet, bu takımda artık zamanını doldurmuş oyuncular var.

Doğru ama bu koç ve bu takım bize, hiç bilmediğimiz bir heyecanı tattırdı…

Hem de 5 yıl üst üste yaşattı…

Bırakalım en kötü, 1 sene de cepten yesinler!”. Dedi…

Ben de yazımın başlığını attım…

 

Unutmayın bugün yerden yere vurduğunuz takım; Türkiye Cumhuriyet tarihinin en başarılı takımı…

Hiç abartmıyorum, açık ara en başarılı takımı…

Biz tarihinde finaller oynayan, şampiyonluklar yaşayan bir ülke değiliz.

Hele bu işi sürekli yapan bir ülke hiç değiliz.

Dün nerede olduğumuzu unutursak, bugünü kavrayamayız!

Yarın ise çocuklarımıza, geçmişteki başarılarımızı anlatırız!

Bu takım bize ‘yapabileceğimizi’ kanıtladı…

Umudumuz ve geleceğe dair ışığımız oldu…

Kimse umudumuzu çalmaya kalkmasın!

Kimse bizi tekrar kendi köyümüze dönmeye zorlamasın!

Bu ülkenin gücü, Avrupa’da zirveye yarışmaya yeter!

 

Merak edenler için not: Oğlum, olmak istediği yerde…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI