Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

NATO ZİRVESİ VE UKRAYNA KRİZİ

İngiltere’nin Galler bölgesinde 4-5 Eylül’de toplanacak NATO zirvesi tarihi kararlara ev sahipliği yapacak. Gözler, Ukrayna’daki krizde Rusya ile bilek güreşine giren NATO’nun nasıl bir kara alacağına çevrildi. Diğer taraftan Arap baharı ve sonrası yaşanan gelişmeler de gündem maddesi. Suriye ve Irak krizi, Orta Doğu da konuşulacak.

Bu zirve NATO hakkında uzun zamandır biriken pek çok soruya da yanıt arayacak. NATO Ukrayna krizi karşısında ne kadar etkili olabilecek ?Afganistan’a müdahalesinden ne ders çıkardı? Afrika’da Orta Doğu’da türeyen İslam Devleti (IŞİD), Boko Haram, El Kaide’nin Afrika ayağı AQMI, Ensar El Şeria gibi cihatçı örgütlere karşı nasıl bir strateji öngörüyor? Ama asıl Ukrayna krizinin damgasını vuracağı zirve öncesi, diplomatik hava oldukça gergin, tam bir “iletişim savaşı” yaşanıyor.

Rusya sınırına 4 bin askerlik NATO gücü
NATO zirvesinin en önemli gündem maddesi Ukrayna krizi olacak. Birlik, Rusya’nın Ukrayna’daki müdahaleci planına karşı, “Readness Action Plan (RAP)” adını verdiği bir acil eylem planına yeşil ışık yakacak. Planla, Rusya’ya sınırı olan NATO üyesi Baltık ülkeleri ile Polonya, Bulgaristan ve Romanya’ya binlerce asker sevkiyatı yapılması öngörülüyor. New York Times’a göre, bu sayı 4 bin ve NATO 48 saat içinde bu gücü sevketme kapasitesine sahip.

Türkiye de, bir taraftan Ukrayna’ya, bir taraftan da Suriye ve Irak’a yakın hatta komşu bir ülke olarak bu görüşmelerin tam merkezinde yer alacak. Zirvede “ ikili görüşmler de hayli önemli rol oynayacak. NATO toplantısına katılacak olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Obama, Merkel, Cameron ve Hollande başta olmak üzere pek çok ikili temasta bulunacak. Diğer liderlerin de ajandası en az Erdoğan kadar yüklü.

Rusya’dan “devlet statusü” resti
Zirve öncesi gelişmeler, yapılan açıklamalar, zirvenin hayli gergin geçeceğinin işaretlerini şimdiden veriyor. NATO için sınav niteliğindeki zirve öncesi her iki taraf da tansiyonu düşürme niyetinde olmadığını gösterdi. Kiev ve batılı devletler, geçtiğimiz hafta Rus askerlerinin Ukrayna’daki varlığını uydu fotoğraflarıyla ortaya koyunca, bu askerlerin “Ukrayna’ya tatile gelen Rus askerleri olmadığı” açıkça belli oldu. Bunun ardından Avrupa Birliği hafta sonu toplanan zirvede, Rusya’ya karşı yeni yaptırım kararı alınması için Avrupa Komisyonu’na 1 hafta süre verdi. Komisyon, önümüzdeki Cuma gününe kadar “savunma, sivil teknoloji, finans ve askeri alanlarda” yeni yaptırımlar açıklayacak.
AB’nin bu tavrına karşı Rus lideri Vladimir Putin’in resti gecikmedi. Putin, Pazartesi günü ilk kez Ukrayna’nın doğusu için “Devlet statüsünü” dile getirerek pazarlığın çıtasını bir derece daha yükseltti. Karşılığında Ukrayna’nın NATO üyeliği ve NATO’nun Ukrayna hükümetine silah yardımı önerisi gecikmedi.

Putin “devlet staüsü” adımıyla, batıyı Ukrayna’nın doğusu için özel bir statüyü kabul etme noktasına taşımayı planlıyor. Kremlin aslında, krizi uzatıp, batıdan olabildiğince büyük bir taviz koparma stratejisini başından beri sürdürüyor. Ama bugüne kadar hiç “devlet statusü” sözünü açıkça dile getirmemiş, hep, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü içeren ”federalleşme” ya da “otonomi” kelimelerini kullanmıştı.

Bu açıklamalardan endişelenen eski Sovyet cumhuriyetleri olan Baltık ülkeleri ile Polonya ve Hollanda, AB’den Moskova’nın bu girişimlerine daha sert yanıt verilmesini istiyor. Ama Rusya’ya uygulanacak yeni yaptırım, zaten ekonomisi iyi gitmeyen Avrupa ülkelerini tereddütte bırakıyor. Üstelik yaklaşan kış mevsiminde gaz vanalarının da kapanmasını kimse istemiyor.

Obama’nın Estonya ziyareti
Barack Obama bu gergin ortamda, NATO zirvesinden bir gün önce Estonya’da, üç Baltık ülkesinin (Estonya, Letonya, Litvanya) yöneticisiyle bir araya gelecek. Görüşmenin kendisi başlı başına güçlü bir diplomatik mesaj. Görüşemde tonu daha da yükselterek Rusya’dan ayrılan ve 2004’te NATO’ya üye olan bu üç ülke liderine NATO’nun “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” yani “üyelerden birisinin saldırıya uğraması durumunda, NATO’nun yardıma gitmesini” düzenleyen 5’inci maddesini hatırlatacak, Rus tehdidinden korkan 3 ülkeyi rahatlatacak.

Rusya’dan sert tepki
Rusya ise gerek bu ziyareti gerekse NATO acil eylem planını, “NATO’nun Rusya sınırına dayanan üslerini güçlendirme girişimi” olarak okuyor. Rusya Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Mikhail Popov, RIA Novosti Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Doğu Avrupa’da yeni üslerin kurulması, mevcutların güçlendirilmesi, Estonya’ya tank dahil ağır silahların sevkiyatı gündemdedir. Bu ülkeler (Baltık ülkeleri, Polonya, Bulgaristan, Romanya) doğrudan Rusya sınırındadır. NATO’nun yeni genişleme planları da endişe vericidir. Rusya, yıl sonuna kadar bu tehditlere karşı yeni bir askeri doktrin oluşturacaktır” dedi. Rusya 2010’da hazırladığı askeri doktirine Arap baharından sonra yaşananlar, Suriye ve Ukrayna krizini de ekleyecek. Popov, “Bütün veriler, Amerika ve NATO müttefiklerinin, Rusya ile ilişkileri bozmakta kararlı olduklarını göstermektedir” diyerek tansiyonu yükseltmekten çekinmedi.

NATO’da uzlaşma yok
Bütün bu gergin açıklamalardan sonra Ukrayna’ya askeri bir müdahale kararı çıkar mı? Bu şimdilik, çok olası görünmüyor. NATO bünyesinde bunun için politik bir uzlaşma sağlanmış değil. Örneğin Rusya’ya 4 adet Mistral savaş gemisi satan Fransa, “Bölgede tansiyonu yükseltecek hiçbir genişleme kararını desteklemeyiz” tavrını sergiliyor. Obama’nın kimyasal silahlarla ilgili Suriye fiyaskosundan sonra “kırmızı çizgi” açıklaması yapmaktan da kaçınılıyor. Bir Avrupalı diplomat, “Kırmızı çizgi sadece pijamada olur” diyerek Avrupa’nın bu kararlılığı açıklıyor.

NATO zirvesinden askeri bir müdahale kararı çıkmasa da, artık kendisini Rusya ile uzun sureli ‘kötü ilişki’ dönemine hazırlaması kaçınılmaz görünüyor.

X