Elle değil, gözle seçiniz

Bir an için, sadece bir gün içerisinde kaç kişiyle yakın temas içinde olduğunuzu düşünün. Tanımadığınız insanları kastediyorum tabi. Otobüste, minibüste, metroda, sinemada kuyrukta, bankamatik önünde, kalabalık bir sokakta, noterde, bir devlet dairesinde banko önünde...

Haberin Devamı

*

‘Kişisel alanımızın ihlali’ gibi sofistike bir başlık koyup, kendi insanımızı ötekileştirecek değilim. Büyük bir çoğunluğun bu yabancı, tanımadığın insana fazlaca yakın olmasını sorun etmediği malumunuz. Biz birbirimize dokunmayı seven insanlarız. Sadece bir kaç saat uzak kaldığımız bir arkadaşımızı tekrar görünce iki yanaktan şapır şupur öperiz. Üç gün karşılaşmadığımız dostumuza tesadüfen denk gelirsek, öyle bir sarılırız ki gurbetten yeni döndük sanırsın. Erkeklerin kol kola, kadınların el ele sokakta dolaşması bizim için çok normaldir. Ben de şahsen gülerken yanımdaki arkadaşımın üstüne yaslananlardanım. Biz böyleyiz. Bir noktaya kadar da çok güzel bir şey bu.

*

Kalabalık bir otobüse bindiysen, et ete bir kulübe gittiysen, yapışık ilişkileri baştan kabul etmiş oluyorsun. Bunda bir problem yok.

Haberin Devamı

Beni rahatsız eden davranış biçimi, karşındaki insana özel bir alan bırakabilecekken bırakmamak. Bankamatikteki ablanın arkasındaki adamdan bahsediyorum. Sanki ortak hesap açmışlar, kafasını uzatmış ablanın yanından, maç izler gibi ablanın işlemlerini izliyor!

Metroda bacaklarını yetmiş beş derece açıp oturan kardeşten bahsediyorum. Karşısındakine yaşattığı görüntü kirliliğinin yanında, senin bacağına yapıştırmıyor mu bacağını sevgili gibi!

Noterde, devlet dairesinde bankonun önünde sen işlem yaparken yanında biten tipleme örneğin. Sanki beraber gelmişiz, araç alım satımı yapacağız. Kolunu bankoya koymuş, on santimetre yanında dikiliyor. İşinin yapan memurun kafasını kaldıracağı anı kolluyor, kendi sorusunu soracak. Ters ters bakarsan bozuluyor. ‘Ne var kardeşim, yedik mi sıranı?’ pozlarında.

Gazete açtın mıydı toplu taşıma araçlarında ya da bir kitap, en az iki kişiyle birlikte okuyorsun. İnsanın ‘Bitti mi abi, sayfayı çevireyim mi?’ diyesi geliyor. Metroda telefonda oyun oynayan gençlerin yanındakiler, oyuna karışacak kadar içindeler. ‘Nasıl atlayamadın o bariyerin üstünden ya!’ diye bağırmak üzereler.

Bir fırında, bakkalda, kuruyemişçide sıradaysan atik olman gerekiyor bizde. Her gelen yanına yaslanıyor. Omuz omuza bekleşiyorsun. Birazdan zurna çalacak, davul vuracak, halay çekeceğiz. Artık bakkal amca kiminle ilk göz göze gelirse ‘Bana bir kutu süt’ diyenle, ‘Oradan yarım kilo peynir tartsana’ diyen kapışabiliyor. ‘Ben halay başıydım, en öndeydim’ işlemiyor.

Haberin Devamı

Hiç bir sıramız çizgi halinde değil. Bizde sıralar huni şeklinde. Bir yere birikelim, ilerdeki delikten ilk kim geçerse modeli benimseniyor.

*

Antropolog Edward Hall yıllar önce kişisel alan kavramını şu şekilde tanımlamış;

1)Vücudunuzdan 45cm yakını sizin mahrem bölgeniz sayılıyor. Çok yakınlarımızı aldığımız, başkalarını almamamız gereken alan bu. Sarılmak, öpüşmek, fısıldaşmak gibi yakın beden hareketleri için bir alan yani.

2)45cm ile 120cm arasındaki bölge ise kişisel alanınız. Bu mesafede en yakın arkadaşlarınızla, dostlarınızla iletişim kuruyorsunuz. Bu yakınlıkta konuşurken rahatsız olmayacağınız insanlara izin verdiğiniz bir alan.

3)Sizden yaklaşık bir metreden üç buçuk metre mesafeye kadar olan bölge ise sizin sosyal alanınız. Günlük karşılaşmalar, samimi olmadığınız insanlarla sohbetiniz bu mesafede olursa, kendinizi daha rahat hissediyorsunuz.

Haberin Devamı

4)3,5 metreden daha uzak mesafeler ise kamu alanı. Artık kişisel olarak kabul edilmiyor.

*

Rahmetli Edward amca hayatta olsaydı, onu Türkiye’de bir tura çıkarmayı çok isterdim. ‘Gel abi senle şuradan bi vapura binelim, karşıya geçelim’ derdim. Bir dünya insan, minik minik adımlarla iskelenin kapısına doğru yürürken, arkadaki dayının göğsü Edward abinin sırtına yapışınca ne derdi bu duruma acaba antropolojik açıdan?

Sonra ‘Edward abi sana bir Taksim’i gezdireyim’ deseydim. Kalabalıkların birbirinin içinden geçmesini izleseydi. Yüzlerce, binlerce insan bir taraftan yürürken, karşı istikametten, tek başına gelip herkese çarpa çarpa ilerleyen, el ele tutuşan çiftin ortasından geçmeye çalışan ve bir anlamda sevenleri ayıran(!) tiplemeleri sosyolojik olarak değerlendirseydi!

Haberin Devamı

Asansörde enseme soluyan, iki adım ilerde durmayı tercih etmeyen kardeşi hiç tanımadığımı söylesem inanır mıydı?

*

Kişisel alan insanın en temel özgürlüğüdür bence. Ama bu temel özgürlüğü yaşayamadığımız bir yerde hayatımızı sürdürüyoruz.

Kimseye kızamıyorum bir taraftan da. Bilmiyor çünkü. Kendi alanını da bilmiyor, seninkini de. Rahatsızlık hissetmiyor, verdiğini de algılayamıyor. Kafasında bin bir sorun var elektrik faturasını yatırırken, dönüp amcaya ‘Edward Hall diye bir adam kişisel alanları kategorize ederken...’ ya da ‘İletişim kalitesi, senin hayatının kalitesini de belirler’ falan dersen sumsuğu yersin!

*

Her şeye rağmen, kendi çocuklarımıza kişisel alanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz şimdiden. Mahrem alanın izinle girilen bir yer olduğunu. İleride, büyüdüklerinde başkasının mahrem alanına izinsiz girmemeleri gerektiğini. Delikanlı olduklarında bir kız arkadaşları olursa, rızası olmadan kızın elini bile tutmamasını öğütlüyoruz.

Haberin Devamı

Belki bir iki nesil sonra toparlar saygı işleri bizde de. Ne yapalım? Bir yerden başlamak lazım!

*

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

Yazarın Tüm Yazıları