"Anlatanadam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Anlatanadam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Anlatanadam

Çağatay Ulusoy ne yapsın?

Netflix’in ilk Türk dizisi Hakan: Muhafız’ı konuşuyor herkes. Buna konuşma denmez gerçi, yerden yere vuruyorlar genelde. Oyunculukları beğenmeyen, efektleri dandik bulan, senaryoya takılan, var da var...

 

Bu sosyal medya bir görev biçmiş kendine; ortaya çıkan her işe pike yaparak dalmak, yapıcı olmayan eleştirilerle saldırmak, tek kelime olumlu laf etmeden herkesi, her şeyi harcamak.

Bu destekleniyor, bu tür yaklaşımlar alkışlanıyor, bunu yapanlar takip ediliyor. Aksini söyleyen de hemen acımasızlıktan nasibini alıyor.

 

Yabancı orijinli diziler konusunda ‘benim!’ diyenle, istediği dizi hakkında saatlerce konuşabilme kapasitesine sahip biri olarak söylüyorum; ‘Hakan: Muhafız’a haksızlık yapılıyor!’

Hiç alttan alamam; her gün uykumdan çalarak, son yirmi yıldır aşağı yukarı çıkan her yabancı diziyi izledim ve hala izliyorum. Benim hastalığım da bu! Kesmiyor, açıyorum IMDB’yi, TOP 250 arasında kaçırdıklarımı izliyorum. Yetmiyor, Rotten Tomatoes En İyiler listelerine dalıyorum. İsveç’tir, Norveç’tir, Danimarka’dır ne var ne yok izliyorum. Kimsenin elini sürmediği ağır aksak İngiliz dramalarını çekirdek gibi çitliyorum. Fantastik diziler de en sevdiklerim ve her halde var olan tüm fantastik dizilerde şu an güncelim! Yani bugün itibariyle, hepsinin son bölümünü izlemiş vaziyetteyim.

 

Bu altyapıyla, konuyu şöyle açalım. Hakan: Muhafız, ana akım medyada yer alan diziler dahil, tüm Türk yapımları arasında; akış hızı, efektleri, renkleri, mekanları ve tüm ekibin oyunculuklarıyla büyük farklılık yaratmış bir iş olmuş. Bu kesin!

Peki neden bu kadar eleştiriliyor?

Çok basit!

Konusuyla ve yayınlandığı platform itibariyle, ana akım medyada yer alan dizilerin birçoğunu hiç izlemeyen bir kesime hitap ediyor da ondan!

Onlar da kalkıp diziyi herhangi bir kanalda iki buçuk saat süren, altta dramatik müzikler çalarken oyuncuların birbirine uzun uzun baktığı bir diziyle karşılaştırmak yerine; benzer platformlarda yer alan Arrow, Punisher, Gotham, Luke Cage, Daredevil, Jessica Jones, Agents of Shield gibi dev bütçeli yabancı yapımlarla ayı kefeye koyuverdiler hemen!

Bizim dizilerin uzunluğu, oyunculuklardaki sorunlar, akış problemleri bambaşka bir konu. İnanın, bu konuda da tüm sorumluluk yapımcılarda ve oyuncularda değil. Ona da bir başka yazıda değiniriz.

 

Arkadaşlar, bu işler değişik işler. Netflix, tüm dünyada çeşitli yapımlara, basına da yansıyan ve dudak uçuklatan dev bütçeler veriyor olabilir ama Muhafız’ın bütçesi bahsi geçen yapımların onda biri bile değil! Ayrıca ana dili İngilizce olan ve tüm dünyada izlenmesi garanti bir Marvel karakterinin yer aldığı bir televizyon dizisinin bütçesiyle; İstanbul doğumlu, Türkçe konuşan, bizim çocukların oynadığı bir dizinin bütçesini aynı kefeye koyup çalkalamak da doğru değil.

Bakın, yapım kalitesi eleştirisini hiç kabul etmiyorum, bu bütçeye ellerinden geleni yapmışlar ve oldukça da iyi bir iş çıkarmışlar. Bu işlerde, ne kadar para, o kadar iyi yapım maalesef. Yarın öbür gün, bir Gotham parası alırsa bizim yapımcılar, Gotham gibi iş çıkarmazlarsa, hep beraber eleştiririz.

Neymiş? Rezil olmuşuz!

‘Aman rezil olduk el aleme!’ zaten milletçe yırtmamızı engelleyen, bizi hep geride tutan, ruhumuza işlemiş bir çengeldir içimizde.

Şimdi bu çengeli Muhafız’a atıyorlar sosyal medyada.

Bir Türk işi ortaya çıktı mı, millet kenetleniyor önce. Heyecanlanıyorlar, beklenti yükseltiyorlar. Sanki milli maça çıkıyoruz, karşıdaki rakip de düşman! Sonra hayal kırıklığına uğruyorlar, sayıp sövmeye başlıyorlar! Aynı maç kafası...

Yahu dizi bu dizi, izleyip geçeceksin. Nasıl Punisher’ı izleyip geçtin, öyle! Yok milli değerler, yok rezil olduk...

Niye rezil olalım?

Kapalı Çarşı’da fesli adamların arasında fıldır fıldır koştururken, bizi 1923 öncesinde gösteren Amerikan aksiyon filmlerinde rezil olmadık mı yeterince?

Mimar Sinan’dan, Rumi’den bahseden, İstanbul’un simidini, çayını, midyesini, sokak lezzetlerini öven, araya serpiştirilmiş diyaloglarında Ermeni’yi, Rum’u, Arnavut’u ayrıştırmaya çalışana ‘Ne fark eder, kes!’ diye kesip atan, otantik İstanbul içinde modern insanı anlatan bir diziyle niye rezil olalım?

Netflix’in yeni Alman dizisi Dogs of Berlin’i izleyen bir Alman arkadaş da acaba kendi sosyal medyasında ‘Berlin’i yanlış tanıtıyorlar, Almanya bu değil!’ yazıyor mu acaba?

Niye rezil olalım, niye?

Fantastik öğeleri işliyor ama Arrow kadar, Luke Cage kadar, Agents of Shield kadar coşamıyor diye mi?

Coşma parayla oluyor gençler! Versinler bizim yapımcılara da bir on kat kadar daha fazla para bölüm başına, bizim Muhafız da coşsun; Amerikan fantastik dizisinde olduğu kadar kavganın, patlamanın, uçmanın, kaçmanın en kralı olsun!

Yoksa, Arrow denilen dizide bir Çağatay Ulusoy oyunculuğu yok!

Adam aslan gibi oynamış, kimse kusura bakmasın... 

Not: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @anlatanadam

 

X