"Anlatanadam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Anlatanadam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Anlatanadam

Gidelim Buralardan

2000'lerin ortalarından bugünlere doğru, İstanbul plazalarından bir çığlık yükseldi: Gidelim buralardan! 

Gitmeyi başarabilen ve toz toprakla debelenenmesini sosyal medyada paylaşan, blog yazan mutlu azınlık da “ne işiniz var oralarda, bak ne kadar mesuduz” mesajlarını yaymaya başlayınca, iş ayyuka çıktı. Herkese oturduğu dönen koltuk batmaya başladı.


Mevcut hökümetten memnun olmayanlar, “life staylımıza karışacaklar bir gün biliyorum abi”ciler, Ferrari’sini satanlar veya kuş uçmaz kervan geçmez konutlarındaki dairesini satıp taş ev alabilme umudu taşıyanlar, Secret'çılar, organik beslenenler, beslenmek isteyenler, trafiği bizzat oluşturan ve trafikten şikayet edenler, pazar günleri Bebek'in ne kadar kalabalık olduğundan yakınanlar, kaynatırsın kaynamaz köy tavuğunu hasretle ananlar, domatesin kokusunu özleyenler, bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorumcular, bu şartlarda çocuk yetiştirmek istemeyenler ve gelecekten umutsuzlar yıllarca toplanıp bir kitle oluşturdular: Gidelim buralardan!


Bir kısım henüz sohbet aşamasında. Geyiğini yapıyor, gece yatınca Google Earth açıp hayaller kuruyor, kendine dünyadan yer bakıyor, Vikipedia aracılığıyla yüzeysel bilgiler ediniyor. 


Bir kısım daha ciddi, online sitelerden ev bakıyor, “oralara gidip ne yaparım acaba” diye endişelerle uyuya kalıyor.

 

Bir grup insan harbi harbi çoluğu çocuğu gönderecek okul planlamasında; “köydeki devlet okuluna gitsin ne olacak canım”la, “yerleşeceğimiz koyun 10 kilometre yakında Montessory eğitimi veren okul var şekerim” ikileminde.

 

Çoluksuz çocuksuz bazı tiplerse, işten ayrılıp online satış sitesi açarım, akşam üstü verandamda martini yudumlarken günlük satış raporlarımı incelerim hayalleri kurmakta. Bu anlattığım grup “yurt içinde bir yerlere gidelim” tayfası. Ege'nin bilinmedik kıyı köylerini işgal etmek için planlar yapıyorlar.


Daha radikal bir küçük zümre var ki, onlar 'Yurtdışına gidelim buralardan' tipler. 

Bu arkadaşların arasında Amerika’cılar var. Bir çoğu zaten imkanları zorlayarak çocuklarının doğumlarını orada yapmış ve bebişleri Amerikan vatandaşı olmuş, kendi deyimleriyle “çocukların hayatı kurtulmuş”. Bu arkadaşlar Amerika'yı biliyor, nerde yaşanır, ne yenir, kaç para lazım, hakimler.


Bu küçük zümrenin içinde dev bir kesim var, Kanada’cılar. Bir çoğu Kanada'yı hiç görmemiş ama ülkeye vakıf. Kişi başına düşen gelir, gayri safi milli hasıla, sağlık ve eğitim imkanları, Kanadalıların kibarlığı, insani değerler, sosyal imkanlar derken memlekete tapıyorlar. Tek bir problem var, Kanada çok soğuk! Gerileri donacak olmasa, Kanada'yı işgal edecekler!


Yurtdışına gidelimcilerin içinde başka bir grup Avrupacılar. Ama Alamanya, İngiltere tayfası az. “Hollanda çok iyi aabi”ciler var ama daha çok İtalya'nın Toskana'sı gündemde, Fransa'nın Riviera'sı, ya da Portekiz, en kötü İspanya. Burayı hedefleyen grup daha bir elit ve bilinçli. Ya iki elin kanda, ya iki elin balda gideceksin derler ya, bu grubun bala erişimi fazla.


Bir grup daha var ki, onlar iyice hesapçı, kitapçı. Ülke ayrımı yapmadan ince hesaplar peşindeler. Malta'dan vatandaşlık almak için şu kadar yatırım yapmak lazım, Dominik Cumhuriyeti'nde ev alınca oturma izni veriyor gibi teknik incelemeye girmişler. Excel tabloları yapanlar mevcut.


Uzakdoğu pek popüler değil, Avusturalya’cılar da var ama genelde uzak bulunuyor. Anaya babaya bir şey olsa Allah korusun iki günde gelemezsin fikri hakim. Singapur uzaktan ışıldıyor ama kök gibi pahalı, pek yemiyor af edersiniz.


Bir de özel bir hayran kitlesi olan popüler bir lokasyon var: Uruguay. Hayat ucuz, 1200 dolar gelir beyan ettin mi gel kardeşim diye kollarını açıyor, günlük güneşlik, insanı - havası her daim sıcak. Vosvosa binen sempatik ve fakir eski devlet başkanı ile bir toplumsal adalet vadediyor...


Ha, bu arada azıcık kafası çalışan biliyor ki gidince burayı özleyeceksin, sıla hasreti çekeceksin. Bakın bir dönem uzun seyahatlerle aylarca kaldığım Tayland’da şöyle bir şiir yazmışım. Sıla hasreti kokuyor, buyurunuz.


Muson gibi yağmurun var

Ne kış bilirsin, ne de kar

Pattaya’lı kızdan olmaz sana yar

Tayland sen ne biçim bir ülkesin

 

Sinemada mısır yerine böcek yersin

Sabah akşam şort terlik gezersin

Allah size akıl fikir versin

Tayland sen ne biçim bir ülkesin

 

Süleymancık bile kolum gibi

Filler otobanda dizi dizi

Zaten her yer maymun terbiyesizi

Tayland sen ne biçim bir ülkesin

 

Uydudan Türk kanallarını arayacaksın. Ayran, rakı, gavurdağı salata özleyeceksin demiyorum tabi ama kapını saatsiz çalan bir dostu özleyeceksin. Fazlaca yapışkan bir akrabaya hasret duyacaksın. Telefonunu çaldırdığında sessize aldığın çok meraklı bir arkadaşı aramak isteyeceksin. Memleketimde Almancı burada yabancı, bunları hissetmek inan ki çok acı diye inleyeceksin.


Ben niye gittim ulan? Bizim orayı yaşanır hale getirseydim ya, taşın altına elimi koysaydım ya diyeceksin.

Ya da bırakıp gitmeyi seçenlerden olduğun için, bunları aklına bile getirmeyeceksin...

 

X