"Ali Ece" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ali Ece" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ali Ece

Ali Ece

1’i aldı, 3’ü kaçırdı

2 Kasım 2017

Zaten Şenol Güneş’in tercih ettiği ilk 11 de Beşiktaş’ın ilk maça göre oyun stratejisini değiştiren Monaco karşısında bu dar alan oyununu oynayacağının en güçlü sinyaliydi.

KONTROL ARTTI, COŞKU AZALDI

Beşiktaş bu ilk 11 ve oyun stratejisiyle Devler Ligi’nde ilk 3 maçta kendisine kazandıran oyunu değil de maç öncesi puan tablosunun etkisinde bir oyun oynadı. Daha doğrusu sadece ilk 20 dakikada bu oyunu oynayabildi. 20’den itibaren ilk yarı sonuna kadar kontrollü oynayacağım diye asıl gücünü sergileyebileceği orijinal oyununu mumla arattı. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’ndeki en büyük kozu Cenk Tosun’u yeterince ve gerekli yerlerde topla buluşturamadı.

Fazla kontrol önce ofansif coşkunun sonra da çıkarken topların kaybedilmesine neden oldu. Gol de bu şekilde yenildi. Bu seviyede oyun kontrolü ile oyun coşkusunu sentezlemek gerek, biri için diğerinden vazgeçmek dengeni bozuyor, oyununun fark yaratan karakterini sahaya yansıtamıyorsun.

GERÇEK KARTAL 2. YARIDAKİ

Şenol Güneş, devre arasında kontrolü kısıp coşkuyu yükseltince Beşiktaş gerçek oyununu oynadı. Daha fazla ve daha etkili yerlerde topla buluşan Cenk görevini yaptı. Sürpriz sakatlıklar nedeniyle zoraki değişiklikler yapmak zorunda kalan Şenol Güneş son Talisca hamlesiyle 3 puanı da yokladı. Lakin Monaco fütursuzca golü kovalarken kontrataklarda 3 puan tam 3 kez Beşiktaş’ın ayağına kadar geldi. Hatalı final pasları ve şut tercihleri nedeniyle Beşiktaş grupta sadece Monaco ile arayı çok açtı. Daha fazlası mümkündü, dilerim bu imkân içerideki Porto maçında daha iyi kullanılır.

MAÇIN ADAMI: DUSKO TOSIC

Tosiç

Yazının devamı...

3 puandan daha fazlası

29 Ekim 2017

Kaptan Oğuzhan’ın dikine yaptığı araştırmacı driplinglere engel olamayan her takım, bu golün benzerini yiyebiliyor. Bir diğer nüans, Cenk’in savunma arkasına sızdıktan sonra topla gösterdiği Avrupa’nın en klas golcüleri seviyesindeki soğukkanlılık gösterisiydi.

Alanya golü yedikten sonra direkt çok akıllı bir şekilde oyuna döndü: Yaptıkları önde hücum pres Beşiktaş’ın en büyük hücum ateşleyicisi olan Atiba-Oğuzhan pas bağlantısını dondururken Beşiktaş’ı geriye doğru hatalı paslara zorladı. İlk 25 dakika içinde kaleci Fabri’ye, Quaresma ve Babel tarafından 2 çok hatalı geri pas gönderildi. Bunların ikincisinden hemen sonra Alanya jenerik bir golle skoru eşitledi. Peki, bir takımın sağ açığı ve sol açığı neden ta kalecisine kadar bu kadar uzun geri paslar zorlar? Çünkü takımı sahaya doğru yerleşmemiştir: Sol açığın pas opsiyonları santrforu, sol içi en kötü ihtimal illa geriye oynayacaksa sol bekidir. Lakin 33’de Beşiktaş’ın pas opsiyonları yine çok daraldığı için sol beki Adriano, sağ beki Gökhan’a havadan hem de yatay uzun pas vermeye bile çalıştı, olmadı!

BAĞLANTI KOPTU

Beşiktaş ilk yarıda geçen sezona göre topu yeterince çabuk geri kazanamadı, topu alınca da sahaya doğru yayılamadı. Atiba-Oğuzhan pas bağlantısını kesen tüm rakipler Beşiktaş’ı daha çok zorluyor. Oğuzhan, kesinlikle kötü oynamadı. Fakat yerine Tolgay girdikten sonra Beşiktaş takım olarak daha etkili oynadı. Bir dahaki sefere Oğuzhan değil, ligde böyle dalgalı devam ederse Talisca ilk çıkan olabilir.

Son bölümde Negredo’yu alıp 4-4-2’ye dönmemek asıl risk olurdu. Beşiktaş’ın ligde daha fazla galibiyetsizliğe tahammülü yoktu. Negredo’nun klasik “darbeli matkap” kafa vuruşlarından biriyle ilk golünü atması önemli lakin Beşiktaş’ın son 20’deki baskı ve hücum sürekliliği ligin kalanı için daha değerli olabilir.

MAÇIN ADAMI: BABEL

RYAN BABEL, maç boyunca bir hatalı pas dışında neredeyse her şeyi doğru yaptı. Beşiktaş’ta taktiksel açıdan alternatifi olmayan tek oyuncu.

Yazının devamı...

Ertuğrul Özkök’e cevabımdır...

28 Ekim 2017

Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi’nden mezunum. Aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans yaptım. 124 sayfalık Fransızca master tezim Rus dış politikası üzerineydi. Hatta asistanlık sınavını da kazanmama rağmen nedense o sınav iptal edildi. Sanırım sizin de zamanında inandığınız Fukuyama’nın “Tarihin sonu geldi artık hiç savaş olmayacak, dünya sonsuza kadar neo-liberalizmle yönetilecek” tezine karşı olduğum içindi!

Eski arkadaşınız, benim YKY’deki müdürüm Enis Batur “Boş ver akademiyi, sen fazla tutkulu, heyecanlısın. Kendini en sevdiğin şeylere futbola ve müziğe ada, mutlu ol!” dedi. Zaten kitap yayıncılığı maalesef ülkemizde futbol medyacılığından da az para eden bir sektör. Futbolu manyak gibi sevdiğim için Enis hocayı dinleyip bizim sektörün bulanık sularına balıklama daldım. Çok yerden kovuldum ama sürekli kendimi geliştirmeye çalıştım.

FAST-FOOD SPOR YAYINCILIĞI

- Lakin bizim sektörde uzun süre okul eğitimi, iş hayatımızı neredeyse hep negatif etkiledi. Sizin çok sevdiğiniz popüler kültür bakış açısıyla siz ve sizin nüfuzunuzdaki medyaya yön verenler uzun süre eğitim düzeyi yüksekler yerine “Reyting olsun torba dolsun” fast-food spor yayıncılığını tercih ettiler, öne çıkardılar. Gayet iyi eğitim almış, pratikte mesleki çıtayı yükselten birçok editör, muhabir, habercilere yeterince yer açmadılar.

2005’te Ronaldinho dünyanın en iyi futbolcusuyken “Sambacı Türkiye’ye X takıma göz kırptı” yazmadık diye dönemin yayın yönetmeninden bolca laf yemiştik. O dönemde hangi Boğaziçi mezunu SSK’sı bile yokken o kadar düşük para ve o “Ronaldinho konjonktürü”nde bu işi yapardı ki? Ben mesela arada bırakıp müzik stüdyosu açtım, su basınca mecburen spor medyasına geri döndüm!

BEDAVA ŞANS!

- Ben pek öyle düşünmüyorum ama birçok kişi benim en iyi futbol yorumcularından birisi olduğumu iddia ediyor. Eğer zamanınız olur da İK’na uğrayıp maaşlara bakarsanız neden o kadar yüksek kalite okul mezunları bizim sektörde istese de kalıcı olamazlar, daha net anlarsınız! Aslında benim en büyük şansım sektördeki “ödeme güçlüğü” oldu. 2008’de Skytürk maaşları ödemekte güçlük çektiği için birilerinin bedava program yapması gerekiyordu.

Ben ve dört arkadaşım o şartlarda

Yazının devamı...

Babel’sizlik

24 Ekim 2017

35. dakikada sahanın en çok topla buluşan 3 oyuncusu da Başakşehir formasıyla sahadaydı. Bunlardan birisi Emre’ydi yani teoride Beşiktaş presinin topla en az buluşturması gereken oyuncu. İlk yarı sonunda ise Beşiktaş’ın en çok koşan oyuncusu Talisca’ydı çünkü en öndeki 4’lü pres yaparken orta saha ve savunma onlara yaklaşmadığı için, Talisca ve önündekiler geriye doğru ekstradan koşmak zorunda kalıp yoruldular. Hücumda da sadece kenar orta yapılınca, sürekli ceza alanına koşuyorsun, top takımından birine gelmeyince yine ekstradan geriye koşmak zorunda kalıp ekstra yoruluyorsun.

Evet, Beşiktaş’ta çok iyi orta yapan oyuncular var ancak Babel’in gerçek bir alternatifi yok. Babel olunca Beşiktaş rakip alana daha çok yerleşebiliyor. Babel hem ekstra santrfor katkısı yapıp top saklıyor hem de hücumların kenardan merkeze doğru daha etkili gelişmesini sağlıyor.

LENS HAYAL KIRIKLIĞI

- Babel yerine Lens solda hayal kırıklığı yarattı. Sağa geçtiği ender anlarda daha etkili olsa da soldayken çok zorlandı. Bunun iki sebebi var: Geçen sezon Fenerbahçe’de Advocaat’ın kontratak oyununda sağdan hızlı çıkışlarda boş alanları değerlendiriyordu, Beşiktaş’ta bu alanları bulamıyor. İkinci sebebi de yazın Türkiye’ye dönmeden önce Sunderland’de üst düzey idman yapmamış olması. Babel yokken Beşiktaş kanatlarda 4 farklı oyuncuyla oynadı ancak Devler Ligi’ndeki oyununu oynayamadı. Oğuzhan girene kadar sadece kanat hücumları deneyen Beşiktaş, Oğuzhan girdikten sonra da Monaco yorgunluğundan temposunu bulamadı. Başakşehir ise Hoffenheim maçında rotasyon yapmanın fiziksel avantajını kullandı. Buna karşın 90 artılarda Beşiktaş’ın gösterdiği efor takdire şayan.

MAÇIN ADAMI: ADEBAYOR

- Başakşehirli Adebayor’u alt yapılardaki tüm genç santrforlar izlemeli, topla oynarken sergilediği kalitesi kadar, topsuz oyunundan da feyz almalı.

 

Yazının devamı...

Prensi avlayan Paşa

18 Ekim 2017

Falcao, mevkisi izin verse mevkidaşı Cenk’i de kovalamak isterdi. Lakin Cenk yine son zamanlardaki komple süper santrfor performansını sergiledi. Glik gibi bir hava kuvvetleri komutanı karşısında sırtı dönükken hava topu mücadeleleri kazandı, kanada açılıp içeri sızdı, önüne çıkanları çarşıya pazara yolladı. O pozisyonlardan birinde Babel her zamanki dakikliğini gösterebilse Beşiktaş erkenden öne geçecekti.

Falcao ise adeta ilk bulduğunu atarken yoktan pozisyon geliştirdi. Kolombiyalı “form geçici klas kalıcı” futbol vecizesinin krampona bürünmüş hali. Dar alanda çok usta işi bir gol attı. İngiltere hariç hiçbir yerde kimsenin durduramadığı gol makinesine karşı ne önlem alırsan al, en iyisi golüne golle karşılık vermek! Yenilen golden sonra çok geçmeden karşılığını vermek çok önemliydi.

Bu yüzden golden sonraki rakibin sevinç anında Şenol Güneş, Quaresma’ya yeni direktifler verdi. O da Talisca’ya iletti. Talisca  yine “yılan driplingler”inden yapıp sağdaki Quaresma’yı buldu. Tam Leipzig maçındaki gibi ortadan ön direğe gidiyordu ki oradaki Cenk yine yüzümüzü Tosun Paşa gibi güldürdü.

BİTMEYEN GOL FİLMİ

Hayatımda en çok eksikliğini hissettiğim şeylerden birisi Kartal Tibet’in “Tosun Paşa”sının ikincisinin çekilmemesi. Ancak Şenol Güneş yönetmenliğindeki “Tosun Paşa” her maç yenisi çekilen harika bir futbol filmi.

Beşiktaş’ın tüm oyuncuları ve teknik heyeti dün gece yine harika bir başarıya imza attı.

MAÇIN ADAMI: CENK TOSUN

GEÇEN

Yazının devamı...

13’üncü cuma filmi gibi

14 Ekim 2017

Gençlerbirliği de aksine bu sezonki en iyi maç başlangıcını yaptı. İlk yarıda Beşiktaş, Babel’i adeta son model cep telefonundaki sanal el feneriyle aradı. Babel’in kanattan içeri rakip savunma dengesini alt üst eden toplu topsuz koşuları olmayınca, Beşiktaş ne pasları ne de driplingleri yüksek tempoda yapmadığı için yeterince üretken değildi.

2. yarı başındaki 2 oyuncu değişikliği de teoride doğruydu. İlk yarıda koca 45 dakikadaki toplam ofansif tehdidi Babel ile Quaresma 2 dakika içinde gösterdi. Ancak Babel resmen kör talihinin kurbanı oldu. Kariyeri boyunca toplam 1.5 rakip sakatlama riski arz eden hamle yapmayan Hollandalı, rakibe bakmadan sadece topa odaklanınca sahada 2 dakika kalabildi. Futbolda 10 yılda 1 olan bir sahneydi, iki motosikletin birbirine çarpması kadar az rastlanan bir enstantaneydi. Yenilen 2 golde de bir kuşun taşa çarpması eksikti.

HAYALET GİBİYDİLER

İşin aslı birçok Beşiktaşlı oyuncu zaten fiziksel açıdan gerçekten sahada değildi, çoğu kendi kendisinin birer kötü karikatürü gibiydi. İlk dakikadan itibaren zemine uyum sağlayamadılar, sürekli kayıp düştüler. Onlardan daha kötüsü sadece maçın hakemiydi. Ayın 13’ü Cuma konulu fantezi korku filmlerindeki gibi Beşiktaş için her şey ters başladı, ters gitti. Cenk bile Beşiktaş’ın kötü talihini değiştiremedi. Mesut Bakkal da bir kez daha son yıllarda en iyi yaptığı şeyi tekrar etti: Beşiktaş’ı çok iyi analiz etti. Bakkal’ın 10 kişi tüm hatlarıyla yüklenen Beşiktaş’ın ortalarına karşı havacı santrforu Muriqi’yi stoper gibi kullanma hamlesi de, arkadaki boşlukları kullanmak için pırpır forvet Rantie’yle kontra araması da futbolun doğrularıydı. Eğer Beşiktaş Monaco karşısında istediğini alamazsa bu maçtaki puan kaybının nedenlerinden birisi olarak Şenol hocanın rotasyon tercihleri daha fazla tartışılır.

MAÇIN ADAMI: MURİGİ

Santrforda çok iyi top sakladı. Geriye gelince ekstra stoper olarak da takımı adeta başının üzerinde taşıdı. Hem hücumda, hem savunmada çok iyi oynadı.

Yazının devamı...

3 soru 3 cevap

7 Ekim 2017

İlk yarıda %70 top bizdeymiş, bulduğumuz isabetli şut 1! Topla sadece oyalandık! Euro 2016’daki İngiltere-İzlanda maçını izlemiş olan bir teknik heyet tam tersini yaptırtmalıydı.

2.SORU: Yediğimiz gollerde en çok kim hatalı?

MEHMET Topal’ı stoper oynatan zihniyet çok hatalı. 2. golde Mehmet, stoper mevkisinde önlibero müdahalesi yaptı: Perdelemek yerine rakipten topu almaya çalışırken yere düştü.

3.SORU: Peki, ilk golü nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk gol zaten 1988 model! Kaleci uzun top yolluyor, Serdar gibi bir ilk topa müdahale uzmanı olsaydı, ya da M.Topal asıl yeri önliberoda ilk topa gitseydi, yine de golü yer miydik?

Yazının devamı...

Paradan büyük oyun

27 Eylül 2017

Cenk, ilk golü de adeta doğuran isim oldu, Babel'i Almanya'nın en yetenekli genç forveti Werner'e nazire yaparcasına üstün bir kalitede gördü. Maç öncesi şut ısınmasında, Babel goldeki aynı harika plaseden en az 3-4 tanesini tribünde maçı izlediğim yere yakın kaleye yapmıştı, bu kez diğer kaleye yapıp çok kritik ilk gole imza attı.

70 MİLYONLUK KEITA SÜRÜNDÜ!

İlk yarım saatte o kadar kudretli bir Beşiktaş oyunu izledik ki 70 milyon Euro'luk Keita sadece 4 tane faul yapabildi. İlk sarıyı gördükten sonra 24 ve 31'deki müdahalelerinden en azından birisi daha kartlıktı!

Geçen sezona göre Beşiktaş'ın Devler Ligi'ndeki en büyük artısı Pepe. Müdahale ve kademe kalitesi bir yana, doğru ve hep hücum başlatan top çıkartmaları, ilk pasları diğer yana. 

30-40 arası ve 70 sonrası baskı yenmesinin sebeplerinden birisi de cumartesi derbide uzun süre eksik oynanmasıydı. Derin savunma riskliydi. Neyse ki 40'tan itibaren kaptan Oğuzhan duruma uyandı, takım boyunu öne çekip önde karşı prese liderlik etti. O önde kapılan toplarda Talisca 3 kez ısrarla Q7'yi gördü. 3.sünde savunmadaki boşluğu da görüp golünü yazdı!

İlk yarı sonunda Almanya 2.cisi karşısında taraftara 3'lü çektirecek zevki vermek: İşte Quaresma'nın misyonu bu olmalı. Quaresma ayrıca yorulana kadar savunmaya yardım, sağ bekin kademesine gelme konusunda da uzun zamandır en disiplinli, en verimli maçını oynadı.

52 ve 57'deki Fabri'nin kurtarışları ile 64'teki libero çıkışı çok kritikti. Leipzig, Kampl'dan Bruma'ya kadar pahalı tüm kozlarını sahaya sürdü. Beşiktaş ise 500 bin Euro'ya kadroya kattığı derin oyun kurucu Tolgay'ın klas kontrol-paslarıyla 3 puanı adeta derin dondurucuya koyup muhafaza etti. Oğuzhan-Atiba ikilisi yine takımın kalbi ve akciğerleriydi. Bu muhteşem ikili, Almanya 2.cisi pahalı gençlerden kurulu Leipzig karşısında yorgunluk pusuya yattığında, kolektif oyun aklıyla Beşiktaş'a sonsuzuncu kez hayat verdiler.

Yazının devamı...