Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kitapçı baskınımı yazacaktım oysa

NEW YORK’ta son gecemiz, bir fısıltıyla çalkalandı. Yatmaya hazırlanırken aldım tüyoyu. Önemli bir gelişme olacağı söyleniyordu. Ayakta kalıp beklemeye başladım.
Bu bekleyiş, rehin düşen Musul Konsolosluğu çalışanlarının aylar sonra IŞİD’den kurtarıldığı geceyi hatırlatıyordu bana. Yine bir yurtdışı seyahatinde, Bakü’deydik. Sabaha karşı otel odalarımızda uykudan kaldırılıp basın açıklaması için apar topar bir salona toplanmıştık. Olağanüstü bir durum vardı ama ne olduğu hakkında en ufak bir fikrimiz yoktu. Bilenler de bir şey çaktırmıyordu, tüm resmi ekip ağızlarını kapalı tutmaları için sıkı sıkıya tembihlenmişti. Müthiş bir heyecan hâkimdi ortama, nefesler tutulmuştu. Derken Başbakan Davutoğlu karşımıza geçip o şahane müjdeyi vermişti.
Bu kez nasıl bir sürpriz yaşayacağımız ise henüz bir muammaydı...
Üstelik New York’taki son günümüz için bir yazı konusu tasarlamıştım, çöpe gider mi diye hayıflanmıyor da değildim bir yandan.


* * *


Konu şuydu. Kafilemizin fırsat bulan kısmı, giderayak kültür sanat faaliyetlerine merak sarmıştı. Şaşırıp akşam için canlı caz dinlemeyi planlayan mı ararsınız, Broadway’de birlikte şov izlemeye gelecek aylaklık arkadaşı bakınan mı...
Gün içinde modern sanatlar müzesi MoMA’ya yolu düşen en az iki heyet üyesi yakalamıştım. Hatta müze mağazasından, Bedri Baykam’ın boş çerçevesini çağrıştıran boş kadranlı bir saat alıp koluna takmıştı biri. Göstergesiz soyut saat kavramıyla da tanışmış oluyordum bu sayede. Gösterdiği zamanı anlamak için ciddi kafa patlatmak gerekiyordu. Dizayn harikası bir soyut sanat eseri...
Ayrıca... New York’a gelip ikinci el kitabın sebil olduğu Strand’e uğramadan gidilmezdi elbette. Fakat resmi zevatın üçü-beşi birden mi dökülür kitapçıya!... Muhsin Kızılkaya’yı çocuk kitaplarını karıştırırken bulmuştum. Hüseyin Yayman’dan ilk kez ayrı görüyordum kendisini ve talihe bakın ki o da bir kitapçıda oluyordu.
Başbakan Başdanışmanı Hatem Ete ise yanında büyük bir sepetle dolaşıyordu.

Kitapçı baskınımı yazacaktım oysa

Kimin için seçiyordu o kadar çok kitabı, hepsini kendine mi alacaktı? Önündeki tezgâhta Ortadoğu, tarih, Haçlı seferleri, iktidar inanç ve fantezi, ulusların yükselişi ve düşüşü temalı kitaplar diziliydi. Tam Başbakan Davutoğlu’nun zevkine hitap edecek türden. Fakat hangilerini ona ayırıyordu? Ağzını aradımsa da renk vermemişti.
Davutoğlu’nun milletvekili danışmanlarından Taha Özhan da az ileride bir kitabı karıştırıyordu. Sadece kendine kitap bakıyor gibi bir hali vardı yalnız onun.
Alt katın izbe rafları arasında ise Başbakan Yardımcısı Cevdet Yılmaz çıkmıştı karşıma.

Kitapçı baskınımı yazacaktım oysa


Fakat beni görünce yanlış zamanda yanlış yerde basılmış gibi paniklemişti. Şüphe çekiciydi davranışları. Toplantı mı kırdı ki diye düşünürdünüz siz de olsanız. Dediğine göre birazdan Mehmet Şimşek’in düzenlediği bir etkinliğe katılacaktı. Aradaki zamanı değerlendirmek için de doğruca Strand’e atmıştı kendini. İnanın ya da inanmayın...


* * *


İşte BM haftası için New York’a gelip kitapçıda, müzede, caz barda vakit öldüren heyet üyelerini nasıl bastığımı yazacaktım.
Ne ki son uykuma dalmadan hemen önce bir şeyler döndüğünü çıtlattılar. Fakat ne döndüğü sır gibi saklanıyordu. Ta sabaha karşı saat 2 buçuk dolaylarında Başbakan’ın Twitter hesabından geldi haber. Irak’ta Şii milislerce kaçırılan 16 işçimizin serbest bırakıldığını, Bağdat Büyükelçiliğimiz tarafından teslim alınıp sağ salim Türkiye’ye getirilmeleri için çalışıldığını duyuruyordu. Bir kâbus daha mutlu sonla bitmişti...
Derin bir oh çekip doğruca yatağın yolunu tuttum; işçilerimiz kurtulsun da varsın araya giden benim yazı olsun diyerek.

X