"Akif Beki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Akif Beki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Akif Beki

İktidarların çektiği sinek çeşitleri

KAÇAN canlı yayın tartışması büyük oluyor.

Aklım hâlâ iş seyahati yüzünden bu hafta yapamayacağım TV programımda.

 

‘Başkaları nasıl düşünemedi hayret’ diye çalımını sattım dün ama...

 

Koç ailesinin burjuvalığını konuşmak için Atilla Yayla ile Emre Kongar’ı birlikte konuk almayı başaramadım diyelim.

 


Cuma akşamı CNN Türk’te başka neyi tartışmaya açardım?

 


Konu bolluğu içinde bocalamadan doğruca Akabe Vakfı’nın kurucusu Mustafa İslamoğlu’na yönelirdim bakın.

 


İktidarlara üşüşen sinek cinslerini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için dilinden düşürmediği o sinekli duanın hikmetini teke tek konuşmada masaya yatırırdım.

 


* * *

 


Bana göre hakkı verilmeyen gündemlerden biri, ilahiyatçı yazar İslamoğlu’nun söyledikleriydi.

 


25 Ocak’ta Yeni Yüzyıl gazetesinde Esra Elönü’yle söyleşisi çıktı.

 


Lafı dolandırmayan, top çevirmeyen, kısa, keskin, nokta atışlı, samimi, renkli, komplekssiz, esprili, dopdolu cevapları tartışma programlarının gözünden nasıl kaçtı, anlamış değilim.

 


‘En sevdiğiniz Kemal Sunal filmi’ne “Propaganda” diyecek kadar ilgili ve hazırcevap...

 


Hangi liderle hangi çizgi filmi izlemek istediği sorulduğunda;

 

Recep Tayyip Erdoğan’la Temel Reis’i izlemeyi o anda düşünecek kıvraklıkta ve mizah duygusuna sahip...

 


Solculardan en yakın dostunun müzisyen aktivist Şanar Yurdatapan olduğunu saklamayacak dobralıkta...

 


‘En son ne zaman parasız kaldınız’a “Son bir buçuk senedir hep parasızım.

 

Emeğimin tüm getirisini, oğlumun borçlarını ödemeye hasrettim” karşılığını verecek doğallıkta...

 


En sevdiği Sezen Aksu şarkısına gelince;

 

“Hangi birini seçeyim şimdi.

 

‘Sen Ağlama’ ” derken zorlanacak duygusallıkta...

 


‘Cemaatler dinde mafyalaşmaya mı dönüşür’ sualine karşı sözünü sakınmayacak, “Bir şeyh ve lider kutsaması olduğu zaman artık insanlar zombileşiyorlar.

 

Mensuplarına kendini sorgulatmayan her yapı, cemaat değil cemadattır (ruhsuz varlıklar), tarikat değil dinin önündeki barikattır” diyecek hasbilikte...

 


Akademisyenler bildirisi için; “İçeriği yanlış.

 

Bildiri örgütün zehirli diliyle yazılmış.

 

Beri yandan, ben bu akademisyenleri kahramanlaştıracak tavırları da doğru bulmuyorum.

 

Yargısız infaza tabi tutulmalarını hikmete uygun da bulmuyorum” demekten çekinmeyecek şahsiyette...

 


“Tayyip Erdoğan’a çok dua ettiğinizi duydum, doğru mudur” diye sorulduğunda...

 

“Hem de nasıl.

 

Kendimden çok ona ediyorum.

 

Hatta kendisini görürsem söyleyeceğim, siz size bırakılmayacak kadar önemlisiniz diye.

 

Reisin makamı iğneli fıçı.

 

Hiçbir şey göründüğü gibi değil.

 

Bırakın muhalifleri, yandaşların her birinin bile bir hesabı var” diyecek hesapsızlıkta...

 


Ve dilinden eksik etmediği şu duayı uluorta ikrar edecek şuurda:

 

“İktidarların etrafında mebzul miktarda sinek, bir o kadar eşekarısı, az biraz da balarısı bulunur.

 

Duam şu ki, Tayyip Bey’in etrafındaki sinekler ve eşekarıları azalsın, balarıları çoğalsın...”

 


Aramakla bulunur mu böyle konuk!

 


Esra Elönü sağ olsun, geriye deşecek pek bir şey bırakmamış, fakat ben yine de denerdim şansımı.

 


* * *

 


O da olmadı diyelim, daha başka mı?

 


Biden’la görüşen gazetecilerden Kadri Gürsel’le Biden’la sadece muhalif çizgideki isimlerin görüştürülmesine karşı bildiri yayımlayan gazeteci Yıldıray Oğur’un peşine düşerdim.

 


Doğrusu, görüşmeye katılan gazetecileri mi suçlamak olmalıydı, ülkelerini yabancı bir devlet adamına, ABD Başkan Yardımcısı’na jurnallediler diye...

 


Yoksa bildirideki gibi ‘Niye yalnızca onlar jurnalledi, biz de biraz jurnalleseydik” şeklinde mi olmalıydı doğru tepki?...

 


İçeride ve dışarıda kamuoyu baskısı oluşturma faaliyeti meşru bir hak mıydı, değil miydi?...

 


İkisiyle yüz yüze bunu tartışmak isterdim.

 


* * *

 


Onu da tutturamazsam atlanmış, ıskalanmış öteki tartışmayı çekerdim yedekten.

 


‘İftarlık Gazoz’ filminin ön gösterimini aynı salonda izleyen ayrı dünya görüşlerinden Ömer Laçiner’le Alev Alatlı’yı davet ederdim mesela.

 


Ve eğer kabul ederlerse filmdeki ramazan orucuyla ölüm orucu sentezini konuşurdum onlarla.

 


Müslümanlıkla solculuk bir yerinden uç uca bağlanabilir mi diye başlar ve sorardım:

 


Cem Yılmaz’lı bir filmden mutlu sonla ayrılamamak mı izleyiciyi daha çok sarsar ve bunalıma sürükler?...

 


Yoksa o filmin Müslümanlıkla solculuğu birlikte kucaklaması mı kimlik bunalımı gibi daha büyük bir bunalımı tetikleme riski taşır?...

 


* * *

 


Onlar da mı gelmedi diyelim tartışmaya...

 


Hadi ama, yapamadığım programları yazmakla yapmış kadar olmadım mı zaten?

X