Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İçsavaş yürüten belediye reisi

CİZRE Belediye Başkanı Leyla İmret, baklayı ağzından çıkarmış. İngiliz Vice News’e konuşurken Türkiye’de bir içsavaş yürüttüklerini söylüyor.
Oysa biz onu demokratik yöntemi benimsiyor, sivil siyaset yürütüyor, seçimle işbaşına gelmeyi önemsiyor, silahsız mücadeleye inanıyor, sandığa saygı duyuyor, halkın özgür iradesinden güç alıyor, belediye yönetiyor zannetmiştik.
Halktan aldığı oyları hiçe sayıyormuş meğer; silahlı mücadeleye inanıyor, sırtını kanlı örgüte yaslıyor, gücünü dağdaki terör makinesinden alıyor, içsavaş hayalleri kuruyormuş...

*

PKK gençlik örgütlenmesi Cizre’de mahalle kurtarma faaliyetlerine giriştiğinde saçma gelmişti. 31 Aralık 2014’te yazmıştım burada.
6-7 Ekim provokasyonundan sonra, Şırnak’ın Cizre ilçesinde ‘Kendi kendini yöneten mahalleler’ için düğmeye basmışlardı. “Yahu sandıkta bütün ilçeyi kazanmışsınız, Leyla İmret yüzde 80 oyla belediyeyi almış, hepsi sizin olmuş zaten, daha ne istiyorsunuz, mahalleyi silahla zaptedip de ne yapacaksınız, zorunuz ne...” demiştim.
Kafa karışıklıklarına, çözüm sürecine adaptasyon sorunlarına, henüz intibak sağlayamamalarına vermiştim.
Şaşkınlıktan değilmiş, asıl yüzü kendini gösterdi...
İnfaz çeteleri evleri, işyerleri önceden mimlenmiş ‘öteki Kürtleri’ silahla, terörle korkutup kaçırtmaya çalışıyormuş gibi görünüyordu.
Sormuştum “Kendilerinden olmayan Kürtleri göçe zorlayarak Cizre’den temizleme tatbikatına benzemiyor mu” diye. Hedef buymuş zaten, resim netleşti. Bir tehcir tatbikatı, bir zorunlu göç uygulaması yaşanıyormuş Cizre’de. O ‘Kendi kendini yöneten mahalleler’ projesinin başka hiçbir manası yokmuş.

*

İşe bakın; “BDP’li bir başkanın yönettiği Cizre’de, PKK kendi kendini yöneten mahalleler kurmak istiyor” diye hayrete düşüyordum.
Aymazlıktan sanıyordum, mantalite dönüşümündeki gecikmelere yoruyordum.
Gençlerin sokakta, parkta devrimcilik oynama merakına bağlıyordum.
“27 yaşındaki Leyla İmret, yüzde 80’den fazla oyla belediye başkanı seçilmiş. Ama PKK’ya yetmiyor bu” diyordum.
“ ‘Kendi kendini yöneten mahalle’ ne demek, nasıl olacak o iş, hem bütün ilçeyi sizden birinin yönettiğinden haberiniz yok mu?” gibi iğnelemelerle ayıktırmaya, ayaklarını demokratik zihniyete ısındırmaya çalışıyordum.
Kendini saymayan, kendi demokratik iradesini inkâr eden bir siyasetle karşı karşıyaymışız meğer. Geçici heveslerle değil...
Demokrasiyi inkâr ve yok sayma siyasetinin kapağı açıldı. Bakalım ‘savaşı onlar istiyor, barışı biz getireceğiz’ vaadiyle oy toplayan HDP, bu ‘içsavaş’ özlemlerine ne diyecek, seçmeninin demokratik iradesine nasıl sahip çıkacak.


CHP’nin değerli olgunluğu


Anamuhalefet olarak, iktidar partisiyle siyasi rekabetini ve hesaplaşmasını erteledi. Terörle mücadeleye güç katan, ağırbaşlı, dikkatli ve sorumlu bir tutum izliyor.
Şehit cenazeleri üstünden muhalefet yapmayı reddeden vakur bir tutum...
Kara haberlerle sarsıldığımız bu acılı günlerde umut verici bir dayanışma sergiliyor...
Çoğunluk, barut fıçısına dönmüş bir ortamda hala soğukkanlılığını koruyorsa...Terör örgütünün emellerine alet olmama uyarıları büyük ölçüde işe yarıyorsa...
Şehit yakınları bile acısını olabildiğince bağrına basıyor, öfkesini mümkün mertebe yutkunuyor, terör örgütünü sevindirmeme telkinlerine kulak asıyorsa...
Tırmandırılan ‘tehlikeli gerginlik’ler şükür ucuz atlatılıyor, yürekler ağızda sabır ve metanet sınavlarından geçiliyorsa...
Kalleş bir provokatör, kardeş kavgasının fitilini ateşlemek istiyor ama ateşleyemiyorsa...
Halkı infiale sevketmek, galeyana getirmek istiyor ama getiremiyorsa...
İç savaşı tetiklemek istiyor ama bir türlü tetikleyemiyorsa...
Toplumsal barışı dinamitlemek istiyor ancak dinamitleyemiyorsa...
Ayrışma ve bölünmenin kıvılcımlarını çakmak istiyor da çakamıyorsa...
Nefreti, düşmanlığı, sokak çatışmalarını kışkırtmak istiyor fakat kışkırtmayı yine de başaramıyorsa...
Nerede birileri bu tahrike kapılacak, bu tuzağa düşecek, bu oyuna gelecek olsa her taraftan sağduyu çağrıları yükseliyorsa...
‘Aman’ deniyor, sükunet tavsiye ediliyor, yatıştırıcı konuşmalar yapılıyor, sakinleştirici mesajlar veriliyorsa...
Siyasete düşen de milletin bu olgunluğuna layık olmak, öncülük etmektir. Karamsarlık yayarak içimizi daha da karartmak değil.

X