Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hakan Şükür’lü yemin teklifim

UZUNCA bir zaman sükût durduktan sonra Sayın Fethullah Gülen, yeni vaazıyla gündemde.

‘İkinci lanetleşme’ diye verenler oldu, yeni beddua olarak sunanlar, lanetleşme ile beddua arasındaki farktan dem vuranlar...
İhtilafa yol açan kısmı şöyle:
“İlle de bir şey demek istiyorsanız; karbondioksit atma manasında şöyle dersiniz:
Kim paralelse, Allah onun belasını versin. Kim sülükse, Allah onun bin belasını versin. Sülüklerin evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın. Bizsek yani. Kim çeteyse... kim örgütse... kim silahlı örgütse... kim milletine kötülük yapmak istiyorsa... kim milletin hakkı olan arpa kadar bir haram yemişse, Allah onun belasını versin...
Bunu söylerken kendi adınıza söyleyin!...”

***

Kanaatim odur ki düz okunduğunda bu sözlerden bir lanetleşme anlamı çıkmaz.
Ama başkasına beddua etmek de değil...
Olsa olsa, kişinin şartlı olarak Allah’tan belasını istemesi, cezasını davet etmesi denilebilir.
Her ne ise, kendi adıma ‘Amin’ derim.
Fakat bela okumaktan, musibet çağırmaktan daha iyi bir fikrim var.
İlle de bir şey denecekse neden Allah’ın adı verilerek yemin edilmesin!...

***

Şahsen bana yeterdi o kadarı.
Hatta beklenti çıtamı biraz daha düşürüyorum.
Kimsenin evini barkını başına yıkmaya, yuvasına ateşler salmaya, çoluk çocuğunun kötülüğünü istemeye ne hacet!
“Vallaha da billaha da Hakan Şükür’ün adliye olayını cümle âlem gibi ben de televizyonlardan, gazetelerden, Twitter’lardan öğrendim. Öncesinde ne böyle bir yönlendirmem ne de bilgim oldu” denmesi beni keserdi mesela.
Orada kapanırdı mevzu...
Karbondioksit fazlasını atmak için ille bir adım daha ileri gidilecekse...
“Allah, kitap çarpsın ki” kabilinden bir şeddeli vurgu ilavesi kâfi gelirdi.
Yine de içeride bir miktar karbondioksit bakiyesi kalırsa, kamera önünde Kuran’a el basarak halli mümkündü onun da.
Naçizane teklifimdir, doğrusunu siz daha iyi bilirsiniz gerçi.


Ekmeleddin Bey’cilere Gazze notu

GAZZE için dün elinde güç, imkân ve fırsat varken ne yaptığını sorgulamış, birkaç sual tevcih etmiştim kendilerine.
Ekmeleddin Bey taraftarlarından, buraya taşıdığım iddiaların kesin bir dille yalanlandığına dair mesajlar geldi.
Tekzip yediğime göre özür dileyerek kalemi bırakıp bırakmayacağımı, yazmak yerine limon satmaya ne zaman başlayacağımı merak ediyorlardı.
Madem son haftaya girdik, meraklarını giderip aramızdaki bu hesabı sandık gününden önce kapatmak isterim.
Ekmeleddin Bey’in resmi sitesinde sözü edilen cinsten bir yalanlama aradım.
“Hayır, 2009 yılbaşında Gazze kan ağlarken ben İsviçre Alpleri’nde kayak yapmıyordum” gibi...
“Hayır, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği konutunda hindili yılbaşı sofrası kurup soğukkanlı nutuklar atmıyordum” gibi...
“Hayır, Dökme Kurşun Harekâtı’yla İsrail, yine binlerce Gazzelinin canına kurşun dökerken beni Cidde’deki ofisimden arayanların karşısına İsviçre’lerden çıkmıyordum” gibi...
Aradım ama içinde Alp Dağları, kayak sefası, İsviçre sözcüklerinin filan geçtiği bir cevaba rastlayamadım.
Sivas konuşması mı? Rakibi Tayyip Erdoğan’a Gazze konusunda laf yetiştiren birkaç cümlesini niye üstüme alayım ki?

***

Açık söylüyorum...
Ekmeleddin Bey, hayatını Filistin davasına adamış, İsrail’in katliamlarına göğsünü siper etmiş, orada mazlum kanı akarken yerinde duramamış bir Gazze kahramanı pozlarına girmeseydi, bunları sormazdım.
Ama iddia koyan, tartıya çıkmış olur. Bizlere de boy ölçüsünü alma hakkı doğar.
Tıpkı İstiklal Marşı fecaatindeki gibi...
Siz, “Bana Ekmeleddin adını rahmetli Mehmet Âkif koydu, baba dostumdu, Safahat başucu kitabımdır, şiirlerini Arapçaya ben çevirdim, İstiklal Marşı’nı siz daha bilmezken ben anamın ak sütüyle birlikte emdim” diye afur tafur gezinirseniz ortalıkta...
Sabi sübyanın bile ilk mektep sıralarında ezber ettiği Milli Marş’ı Çanakkale Şehitleri şiiriyle karıştırdığınızda ufak çaplı bir hadise olur.
‘Beşerdir şaşar’ diye, ‘Akıl sürçmesidir, ekmel-i kemal yaşlarında her faninin başına gelir, büyütecek ne var’ diye es geçilmez.
‘Hani bu işlerde iddia sahibiydiniz, n’aber...’ diye sorgulanır, mesele edilir.
Benim yaptığım da bundan ibarettir.

X