Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Ha Cemaat ha hükümet’ safsatası

12 Ekim’de HSYK seçimleri yapılacak.

15 bin civarında hâkim ve savcı, yüksek kurula 10 asil ile 6 yedek üye seçmek için oy kullanacak.
İş şuna geldi; Cemaat tipi bir yapının HSYK vasıtasıyla yargı üzerinde kurduğu kontrol kırılabilecek mi, kırılamayacak mı?


* * *


Yargıdaki ‘Cemaat tipi vesayet düzeni’nin bozulmasını istemeyenler var, sır değil. Ama bunu açıkça savunamıyorlar.
Onun yerine, bir hinlik buldular.
Suret-i haktan görünmek için şöyle bir argümanın arkasına saklanıyorlar:
“Ne Cemaat ne hükümet hâkim olsun HSYK’ya. Bağımsız, tarafsız ve adil bir yargı istiyorum...”
Böylece Cemaat tipi yapıların HSYK’da söz sahibi olmasını, seçimle gelmiş, milletten yetki almış bir hükümetin HSYK üzerinde etki sahibi olmasına eşitlemiş, bir tutmuş oluyorlar.
HSYK ne peki; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu...
Ve bu idari kurula ha Cemaat nüfuz etmiş ha hükümet, yargı bağımsızlığı açısından zerre farkı yok, aynı şeydir diyorlar.
Memnun olmadığınız Adalet Bakanı’nı, günü geldiğinde hükümetiyle birlikte topyekûn nasıl şutlayabiliyorsanız başınızdan... Yargıya tebelleş olan masonik bir cemaat yapılanmasından da aynı şekilde seçimle kurtulma imkânına sahipmişsiniz gibi...
Birinden hiç değilse sandıkta hesap sorarsınız; diğerinin değil sistemde kaydına kuyduna rastlamak, yanlış yaptığında yapışacak bir gölgesini dahi bulamazsınız. İcraatta var, sorumluluğa gelince yok bir heyula...


* * *


Ne Cemaat ne hükümet, ha Cemaat ha hükümet demektir; ikisini sinsice aynı kefeye koymaktır.
Bu da yutturmacanın dik âlâsıdır, yerseniz.


Fotoğrafların düşündürdükleri


‘Ha Cemaat ha hükümet’ safsatası

GÖRDÜĞÜNÜZ fotoğraflar bir New York hatırasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son seyahati sırasında cep telefonuyla çekilmiştir.
Okuduğunuz resim altı notu ise bir Gezi ergeni gözüyle kaleme alınmıştır. Lütfen beğeni ve tebriklerin adresini şaşırmayalım...


* * *


Burası, The Peninsula Oteli’nin önü.
5. Cadde ile 55. Sokak’ın kesiştiği köşebaşı...
Günün en yoğun saatleri, şehrin en işlek cadde ve sokaklarından birindeyiz.
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kaldığı otelde ziyaret ediyor.
Onlar içeride görüşürken dışarıdakilerin hal ve şartları yansıyor fotoğrafa.
Sokakta hayat donduruluyor. Giriş-çıkışlar tutulmuş, kimseye geçit verilmiyor. Ne otel misafiri oteline girebiliyor ne sokak sakini meskenine ya da işyerine...
Amerika’da devlet büyükleri, vatandaşından böyle korunuyor demek. İçlerindeki korkunun büyüklüğüne bakın siz!...
Devlet, vatandaşından ölesiye tırsıyor, ödü kopuyor yahu. Yoksa niye cipten setlerle kessin bu yolları, tam teçhizatlı bu ramboları, her an bir düşman saldırısı bekler gibi niye diksin vatandaşın önüne?


* * *


Afganistan, Suriye ya da Irak’ta değil... Manhattan’da bir akşamüzeri çekildi bu fotoğraf...
Amerika’da vatandaş da kuzulaştırılmış meğer, kimse hakkını aramıyor. “Yolumu nasıl kapatırsın sen, devletsen devletliğini bil, ben haydut muyum bre aynasız” demiyor. Korna çalan, bağıran çağıran, polisle dalaşan nerede...
Çıtlarını çıkarmadan sokağın iki köşesinde birikiyorlar. Giderek çoğalıyor kalabalık. Meraklı bakışlarla içeriden Lady Gaga mı çıkacak diye bekleşiyorlar. Eğlenceli bile geliyor bazılarına. Selfie çekmeler, gırgıra şamataya vurmalar falan gırla...


* * *


Bu Amerika bitmiş de ağlayanı yok arkadaş!
Mükerrer nottur: Okuduğunuz resim altı, bir Gezi ergeninin bakış açısıyla yazılmıştır, iltifatlarımızı yanlış yere göndermeyelim lütfen.

X