Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gözümüzü kumpasa kapattık hadi

BİR an için kumpas yokmuş gibi yaptık diyelim.

Yani yargı ve poliste paralel bir yapılanma olduğunu yadsıdık; ona dokunan Ahmet Şık’lar, Nedim Şener’ler, Hanefi Avcı’lar hiç yanmamış oldu.
Yatak odalarına girilmedi, telefonlara kulak kabartılmadı, yüzlerce gazeteci, siyasetçi, işadamı ve magazin şöhreti Hizbullah, İBDA-C, El Kaide ve benzeri örgütlerden gösterilip düzmece ihbarlarla, sahte isimler ve kanuni kandırmacalarla dinlenmedi. Kayıtlardan sildik bir kalemde hepsini...
7 Şubat’ta MİT’e, 17 Aralık’ta hükümete “Okyanus ötesinden el koyma” teşebbüsleri hiç vaki olmadı sanki... Her şey olağan seyrinde ilerliyor, ters giden hiçbir şey yaşanmadı farz ettik.
Sağına baktık, soluna baktık, aynı bombaların hem Ergenekoncularda hem de Tahşiyecilerde çıkmasında, üzerlerinde de onları bulan polislerin parmak izlerine rastlanmasında kumpas mumpas görmedik yani.
Ortada “kurşuna kafa atan” ve bundan tuhaf bir zevk alan darbeciler, birbirlerinin bombalarını alıp sırayla polise yakalatan garip Ergenekoncularla sıyırmış El Kaideciler varmış gibi düşündük.
Sahte deliller, üstünde oynanmış CD’ler, suç uydurmalar, burun sürtmek için tutuklu yargılamalar, yargı gücünü bir sopa gibi sallamalar, askeri casusluk davalarında dönen katakulliler... Ayarlanmamıştı, hep ‘sehven’ üst üste gelmiş olsun, öyle kabul ettik. Aklımızın bize oynadığı manyakça oyunlardan da fırlamış olabilirler, hangisini seçerseniz artık...
Cemaat medyasının “Bu mu gazetecilik” gibi manşetlerini de ‘basın özgürlüğü’ savunusunun şeref levhaları, demokrasinin yılmaz bekçilerinin kahramanlık destanları olarak baş tacı ettik gitti...
Namusumuza, şerefimize atılan iftiraları da biz hayal gücümüzle uydurduk mesela, kendi kendimizin trolü olduk, kara propagandanın faili de hedefi de bizdik... Kalkmış bir de ‘Paralel Yapı’ diye hayali bir günah keçisi icat edip bütün melanetlerimizi onun üstüne yıkıyoruz utanmadan... Hem suçlu hem güçlü pozlarındayız; tam bir, yavuz kumpasçı gariban mağdurunu bastırır pişkinliği. Kurbanlarımızı bir de suçlu hissettirip üste borçlu çıkarmak gibi son bir üçkâğıdımız daha olsun, oldu olacak...
Havsalamıza sığdırdık mı, kafatasımız bir çırpıda aldı mı şimdi bunların hepsini...


* * *


E yani aşk olsun, bütün kumpas tecrübelerimizi tek kalemde yok sayabiliyor madem, şu kadarcığını niye var sayamıyor engin aklımız:
CHP ve MHP’li komisyon üyelerinin
4 eski bakanı Yüce Divan’a gönderme isteği ne kadar siyasi fırsatçılıktan değilse AK Partili üyelerin göndermeme kararı da o kadar siyasi değildir.

Ekrem Bey kumpası çözmüş

ZAMAN gazetesinin yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı, ‘Asıl kumpas bu’ başlıklı yazısında çarkın nasıl işlediğini anlatıyor, şöyleymiş:
“Kumpasın kralı yandaş medyada. Onlar ne yazsa emniyet onu fezlekeye taşıyor, savcılar soruşturma başlatıyor. Talimatla yapılan o malum uydurma haberlerde objektiflik olsa, habercilik kuralları işletilse, cevap hakkına saygı duyulsa, dedikodu bezirgânlığına değil somut bilgi ve belgeye dayanılsa elbette savcıların harekete geçmesine bir anlam verilebilir. Ancak durum hiç de öyle değil. Yandaş medya uydurduğu haberlerle suç işlerken o asılsız haberlerle hukuki süreci işleten emniyet yetkilileri ve adliye görevlileri de suç işlemiş oluyor...”


* * *


Hay ağzına sağlık... Ekrem Bey ve arkadaşlarına yöneltilen suçlama da tam olarak bu değil miydi? Ama kimsenin dili bu açıklıkta söylemeye gitmemişti. Ucunda basın faaliyeti ve özgürlük meselesi vardı her şeye rağmen.
Fakat Ekrem Bey bu tür kaygıların üstünde bir yerde, ona serbest... Hâlâ aba altından sopa gösterebiliyor onun için... Ele fırsat geçse kimlerin ömrü içeride çürütülecek demek...
Arkadaşımızın rahatlığına da hayranım. Hâlâ başkalarını ‘Talimatla, örgüt halinde, kumpasa zemin hazırlamak üzere bir kumpas şebekesinin parçası olarak haber yapmak’la suçlayabiliyor. Karşıtları için geçerli olan bu suç, ucundan bucağından kendine dokunsa ‘özgür basın’ susturulmuş oluyor malum...
Bu yazısını dünya dillerine çevirip gazetelere ve gazeteci örgütlerine de gönderirse belki nasıl bir basın özgürlüğü anlayışına sahip olduğunu daha rahat kavrarlar. Hem içeride ayrı, dışarıda ayrı konuşmak yakışmaz, değil mi Ekrem Bey?

X