Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Darbeci gazeteciler’ listesi veren ‘özgür basın’

‘EL Kaide bağlantılı Tahşiye örgütü’ diye bir kumpas kurulabileceğini ilk haber veren Fethullah Gülen. Daha dosyası açılmadan uyarıda bulunuyor...

Ama malum takipçileri, destekçileri olanca güçleriyle tersini ispata uğraşıyor. “Tahşiyeciler adında El Kaideci bir örgütün varlığı kumpas değil gerçek” diye yırtınıyorlar. Gülen’in ‘tuzak’ kehanetini yanlış çıkarmayı göze alarak...
Çünkü kumpas olduğunu kabul ederlerse o kumpası kimin kurduğunu konuşmaya gelecek sıra...

***

“Samimi müminleri terörist gibi göstermek için yarın Tahşiye diye bir örgüt icat edebilirler” mahiyetinde güya farazi şeyler söylendikten sonra gazete yazmış, TV dizisinde karanlık kurullar senaryoyu oynamış, ardından da polis ile savcı devreye girmiş mi?..
Cemaate atıp tutan bir başka cemaatin evine el bombaları konmuş, üzerlerine önceden tasarlanan suçlar atılmış, aleyhlerine düzmece delil ayarlanmış mı?..
Wikileaks’in ifşa ettiği Amerikan diplomatik kriptolarına göre ABD büyükelçisinin bile gelişmeyi rapor ederken “El Kaide ile aslında alakaları yok” diye yazdığı gruba, El Kaide süsü verilmiş mi?...
Kronolojik sıra izleyen bu olaylar arasında örgütsel bir bağ var mı, tuzak kurulmuş mu, bir kumpas tertiplenmiş mi?..
Allah’tan korkmadan, kula acımadan devlet gücü kötüye kullanılarak insanların başı yakılmış mı? Yoksa olayların arka arkaya gelmesi külliyen tesadüf müdür?..
Araştırılsın, soruşturulsun, üstüne gidilsin istemiyorlar.

***

İddialar ve karineler mide bulandırıcı ama onlar bana mısın demiyor. Canla başla püskürtme harekâtına devam ediyorlar.
En ufak bir çekingenlik, bir mahcubiyet, bir utanma arlanma emaresi yok üzerlerinde. Ne yüzde bir kızarma ne de bir vicdan sızlaması...
Tam tersine kumpas belirtilerini konuşmaya, sorgulamaya yeltenen gafiller üzerinde utanç verici bir suç işliyorlarmış havası estiriyorlar. Alınları açık, başları dik, aslanlar gibi esip savuruyorlar.
Onlara bakınca, kumpastan kuşkulandığım için ben kendimden utanacağım hani neredeyse.
Sahte isimle organize suçtan dinlenen ben değilim sanki... Filan gazeteci Tevhit Selam örgütünden, Acem uşaklığından, İran casusluğundan... Öbürü KCK’dan, beriki başka bir terör örgütünden, bir diğeri Ergenekon’dan, darbecilikten vesair polis takibatına uğramamış...
Hukuki kandırmacalarla gazetecilerin yanında işadamları, akademisyenler ve siyasetçiler de kara listeye alınmamış...
Kanun neyi emrediyorsa o yapılmış. Kimsenin telefon hattına sebepsiz girilmemiş, hepimiz haklı yere ‘suç örgütü üyeliği’nden dinlenmişiz...
Korku salmayla, güç ihtirasıyla, kontrolü ele geçirip vesayet kurma hesabıyla, paralel yapılanmayla filan ilgisi yok yani. Öyle mi!...

***

Basın özgürlüğü adına yanlarında durmaya hazırım. Ama önce o arkadaşların hiç değilse basın özgürlüğüne karşı işledikleri geçmiş günahlardan dolayı nedamet getirip tövbe istiğfar etmeleri gerekmiyor mu?
Bakın daha 3 ay önce Zaman ve benzeri mecralarda hangi haber büyütülüyor, ‘darbe örgütüne üye’ olmakla suçlanan kaç gazetecinin ismi bangır bangır sayılıyordu:
“Eski Mali Şube Şube Müdürü Yakub Saygılı’nın 75 sayfalık ihbar yazısında, ‘18 Aralık Hukuka Darbe Örgütü’ne üye olmakla suçlanan gazeteciler...
Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler, Yenişafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan, Güneş Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu, Yeniakit Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya, Yenişafak Gazetesi Yazarı Abdulkadir Selvi, Star Yazarı Elif Çakır, Gazeteci-Yazarlar Elif Çakır, Halime Kökçe,Nihal Bengisu Karaca,Hilal Kaplan...”

***

Bu haber 11 Eylül 2014’te çıktı Zaman’da, yani üstünde dumanı tütüyor hâlâ.
Adı geçen meslektaşlarını korumak için bu tür gözdağı verme, susturma, sindirme girişimlerine karşı tavır alacaklarına... ‘Gözümüz üstünüzde’ terörü estirmemişler mi yani? Zerre pişmanlık göstermeden ‘basın özgürlüğü’ mü diyorlar şimdi de? Meselenin laubalilik kaldıracak tarafı var mı peki?

X