"Akif Beki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Akif Beki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Akif Beki

Cizre’deki ajitasyonun maliyeti

NEYDİ pompaladıkları propaganda, hatırlayalım;

Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde bir apartman bodrumu vardı, ‘vahşet bodrumu’ deniyordu, orada yaralılar mahsur kalmıştı, sayıları 20 kadardı, yardım bekliyorlardı ama sağlık hizmetlerine ulaşamıyorlardı, çünkü devlet kurtarılmalarına izin vermiyordu, göz göre göre ölüme terk edilmişlerdi...


Dün Cizre’deki terör operasyonunda sona gelindi. O bodrum ve içinde sıkışanların akıbeti de yakında sır olmaktan çıkacaktır. Gerçeğe az kaldı.

 

* * *

 

Farklı rivayetler dolaşıyor ortalıkta.


Kimi HDP’liler, üstünde kurşun izi tespit edilmeyen 30 yanmış cesetten söz ediyor. Ama görmemişler, duyum sadece.


O bodruma girildiğine ve 60 teröristin öldürüldüğüne dair haberler çıkıyor. Ama aslı, astarı ve dayanağı çıkmıyor, arkasında duran da...


Elimizde bir de Şırnak Valiliği ile Genelkurmay’dan gelen açıklamalar var. İkisi de Cizre’deki operasyonlarda 10 teröristin daha etkisiz hale getirildiğini söylüyor, o kadar.


Başka bir şey yok.


Taşınan ceset torbalarından, gerçek sayının gizlendiğinden, yakılarak öldürüldüklerinden, terörist değil yaralı sivil olduklarından dem vuran spekülasyonlar sirküle ediliyor.


Ama ne o ceset torbalarını gören ne o ölüleri sayan ne morga kaldırıldıklarına tanık olan ne de kurşunla değil de yakılarak öldürüldüklerini kanıtlayacak bir Adli Tıp raporuna rastlayan mevcut.


Ne bir teyit ne de bir görgü tanığı. Doğrulayacak bir otopsi işlemi de yok henüz.


Bahsedilen bodruma girilip girilmediği, o esnada bir çatışma yaşanıp yaşanmadığı, oradan ölü ya da yaralı kimsenin çıkıp çıkmadığı bile resmen meçhul.


Ne deseniz pür spekülasyon.


Tek bildiğimiz; Cizre’de sona gelindiğine göre, Bostancı Sokak 23 numaralı apartmanın bodrumuna da girilmiş olması gerektiğidir.

 

* * *

 

HDP ve PKK propagandistlerinin sabıkaları hayli kabarık.


Sizin ‘eli silahlı, kurşun sıkan, roket atan, bomba tuzaklayan, eylem halindeki terörist’ olarak gördüğünüz kimseleri onlar, ‘sivil halk’ sayabiliyor.


Sizin ‘terörle mücadele’ dediğiniz şeyi onlar, ‘devletin halkına karşı katliama girişmesi’ şeklinde lanse edebiliyorlar.


Sizin için terör kapsamına giren faaliyetler onlar için yok hükmünde, ortada terörist falan görmüyorlar. Konu insan hayatı olunca, kampanyalarına kayıtsız kalamasam da bu yüzden mesafeliyim, ihtiyatla yaklaşıyorum.


Bugün değilse yarın, o bodrumda neyle karşılaşıldığı aleniyet kazanacaktır.

 


* * *

 

Daha evvel sormuştum, tekrar soruyorum; dünyayı kaç kere aldatabilirsiniz? Kaç kere yalanlarınıza alet edebilirsiniz?


Bir, iki, bilemediniz üç...


En başarılı, en güçlü, en dokunaklı yalanlar bile kurgulanmamış yalın bir gerçekten daha etkileyici, daha ikna edici değildir.


‘Aşısını yaptıramayan bebek’ diyorlar, aşılı çıkıyor.


‘Hastaneye gidemedi, evde doğurdu’ diyorlar, hastaneye gittiği ama doktorlara rağmen evde doğurmayı seçtiği belgeleniyor.


‘Sağlık hizmetlerine erişemedi, hakları ihlal edildi, mağdur oldu’ diyorlar, orada oturmadığı anlaşılıyor.


Tutarlı bir örnek bile getiremiyorlar.


İddialarının altından sürekli sahte, düzmece bir hikâye sökülüyor. En iyi ihtimalle çarpıtılmış bir gerçeklik...


Anayasa Mahkemesi’ndeki bireysel başvuruları bu yüzden kaybettiler. Olgular, bireysel mağduriyet iddialarını doğrulamadı.


Strazburg’daki davayı da aynı sebeple kaybettiler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, propagandacıları değil kaldırtmak istedikleri sokağa çıkma yasaklarını haklı buldu. Yalanlar ve tertipler üzerine bina ettikleri davalarla birlikte itibarlarını da yitirdiler.


Sözlerinin bir güvenilirliği, inandırıcılığı kalmadı.

 

* * *

 

‘Devlet ölüme terk etti’ dediler, devletin defalarca ambulanslar gönderdiği ama o bodrumdan hiçbir yaralının gelmediği ortaya çıktı.


‘Vahşet bodrumu’ diye dünyayı ayağa kaldırdılar, bakalım ne çıkacak şimdi altından.


Başbakan Davutoğlu’nun şüphelenmeye başladığı gibi, belki de orada başından beri hiç yaralı yoktu, belki de baştan sona uydurmaydı bu hikâye.


Eğer öyleyse ne geçecek ellerine, tepe tepe kullandıkları insani duyarlılıkları laçkalaştırmaktan, ajite ede ede sömürdükleri vicdanları köreltmekten, ‘vahşet’ kavramını dahi kirli bir propagandanın malzemesi yapıp hoyratça tüketmekten başka ne?

X