Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cemaatin ‘Uzun adam’ menkıbesi

CEMAAT mecraları bir süredir ayrıntılı ‘Süfyan’ tarifleri üzerine yoğunlaşıyor.

Süfyan, hadislerde geleceği haber verilen İslam deccalının adı. Bir ahir zaman fenomeni. Mehdi’nin zıddı, kötü adam, anti-kahraman. Hıristiyanların anti-Mesih karakteri gibi...
Mesih, Deccal’ın zındıkasına karşı savaşacak ve onu alt edecek. Mehdi de Süfyan’ın dehşetli fitnesiyle mücadele edecek ve sonunda galip gelecek.
‘Göksel kurtarıcı’dır Mesih, Deccal’le aynı zaman diliminde Hıristiyanlar arasında çıkacak. Mehdi ise ‘müjdelenmiş kurtarıcı’dır, Süfyan zamanında Müslüman dünyasında zuhur edecek.
Süfyan’ın Deccal’den en büyük farkı, ‘dehşet münafık’ bir zat olmasıdır. Yani kendini suret-i haktan gösteren bir ‘süper kâfir’...


* * *


Bu jenerikten sonra ne beklersiniz?
40 yıl kendini gizlemiş, gerçek yüzünü bir ihtiyat maskesinin arkasına saklamış, bir daha aslına geri dönemeyecek kadar uzun süre başkası gibi davranmış, çift kişilikli biri olarak tasvir edilmesini değil mi?
Hayır, bilemediniz...
Cemaat mecralarında verilen Süfyan eşkaline uymuyor bu. Bakın bakalım şu portreyi gözünüz ısıracak mı bir yerden:
Uzun boyludur, heybetlidir, müthiş karizmatik bir cazibesi vardır. En bariz tarafı, bu dehşetengiz fiziğidir...
Bir özelliği de siyasetçi olmasıdır. Girdiği her seçimi kazanır, kimse karşısında duramaz, muhalefetin şansı hiç yoktur. Allah vergisi güçlü nefesiyle karşısına çıkan herkesi peçeteye çevirir, namağluptur...
Ağzı da cerbezelidir, iyi laf yapar. Etkileyici bir hatiptir, miting konuşmalarıyla kitleleri aldatır, büyüler ve peşinden sürükler, ki en az bir yüzde ellisi sağlamdadır...
Onu sağda-solda aramayın yalnız, başka yerde değil devlet başkanlığı koltuğunda oturur. Sarayda yaşar, A330 tipi bir uçakta gezer...
Tanıdık geldi mi?


* * *


Hâlâ tam teşhis edemediyseniz son bir ipucu: Peygamberin ahir zaman temsilcisi olan ‘rehber’ kişi ve onun cemaatiyle şiddetli bir kavgaya tutuşur, onlara büyük düşmanlık yapar. Paralel Yapı diye hapse atar, memuriyetten men eder, dershanelerini kapatır, türlü zalimlikler eder...
Çıkaramadınız mı yine de?
Tarife göre evlidir, dört çocuğu vardır, ailece vakıf işlerine bakarlar, eşi başörtülüdür, mazbuttur, namahreme yan bakmaz, şehvet düşkünü değildir, zina yapmaz desem...
Adının baş harflerini de siz bulun artık. İlla harf jokeri kullanmak isterseniz, başı R’dir, sonu E. Israr etmeyin, ortasının T olduğunu söylemiyorlar, çok gizli. Yalnız, hadislerdeki işaretlerden şunları da çıkarıyorlar:
Hakkı batıl, batılı hak gösterir. Sihirbazdır, iyi göz boyar. Aleyhindeki durumları lehine çevirme kudretine sahiptir...
Anti-kurtarıcıdır ama kurtarıcı gibi görülür. İslam dinini tahribe çalışır ama İslam kahramanı bir halife gibi baş tacı edilir...
Ve dehşetli hilesini bozmak imkânsızdır. Özgür basını susturur, demokrasiyi askıya alır, halk yine de onu başa getirir...


* * *


2002 sonunda, Radikal gazetesine bir yazı dizisi hazırlamıştım. Yayın yönetmeni İsmet Berkan’ın siparişiydi. “Erdoğan’ın harfleri” başlığını taşıyordu.
‘Mehdi’ beklentisinin, ‘Kurtarıcı’ umudunun nasıl gerçekçi bir çizgiye evrildiğini anlatmak için bir metafor kullanmıştım. “Gökten beklenen kurtarıcı yerde zuhur etti, seçimle geldi, sandıktan çıktı” demiştim.
Müslüman zihninin rasyonelleşme, dünyalılaşma ve demokratikleşme sürecini izaha çalıştığım bölümdü. Fakat mecaz, cehlin elinde hakikate dönüşür derler, çok doğruymuş.
Ben ‘Kurtarıcı’ anlayışındaki değişime dikkat çektim. Erdoğan’a ‘Mehdi’ dediğime yoruldu, hâlâ da kullanılır...


* * *


O zihniyetin ayakları yere basmaya başlamamış meğer, yanılmışım. Eskilerine yeni hurafeler de katılarak bugün hâlâ capcanlı yaşanıyor ve yaşatılıyor. Süfyan tarifi verenler, Mehdi’nin nihayet gökten indiğini de adıyla, sanıyla yazıyor bize. Öyle orta boyludur, Pensilvanya’da oturur, sırmalı vaiz cüppesi giyer, medeni durumu bekârdır gibi fuzuli detaylarla vakit harcamıyorlar.
Doğruca ona nasıl tabi olunacağını bildiriyorlar. Sorgu sual etmek, özeleştiri istemek dehşet hakarettir, doğrudan en yukarıya bağlıdır çünkü. Oradan sevk ve idare edilir, başına buyruk değildir. Dolayısıyla onda hata ve kusur aramak maazallah gafillerin imanını tehlikeye sokar. Ona sırt dönmek, Allah’a sırt dönmekle birdir. Ona biattan ayrılanın sonu berbat olur...
Tarihin sonudur, gerçek bittiğinde menkıbe başlar.

X