Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Böyle mi el konmalıydı?

KOZA İpek Holding’e el konması olayında hangi yaklaşıma tabi olmalıyız?

Ben CHP milletvekili İlhan Cihaner’in yorumunu benimsiyorum. Eski bir savcı olarak mütalaası hem hukuki değer taşıyor hem de akla gayet yatkın. Cihaner’in görüşünü, önemine binaen kısaltmadan alıyorum buraya:“Eğer Fethullah Gülen örgütlenmesinin, yapısının, cemaatinin ya da MGK’nın deyimiyle Fethullah Gülen Terör Örgütü’nün bir suç yapılanması olduğuna karar veriyorsanız, o şirketlerin de o yapılanmayla ilişkilerini belgelemişseniz, bu tarz tedbirlere başvurulabilir. Kanalları Digiturk’ten çıkarma gibi tedbirlere de böyle bakmak gerekir. Ancak üzerinde asıl durulması gereken şey, Fethullah Gülen yapısının bir suç örgütü olup olmadığıdır. Bana göre, bu yönde güçlü emareler, bulgular var. Sadece kanun dışı dinlemelerin bile, belli bir organik yapı içerisinde bu gruba mal edilebileceğine ilişkin ellerimizde veri var...”

 

* * *

 

Hasılı, medya şirketleri dahil Koza İpek Grubu yönetiminin kayyuma devrini, hukuken ne yanlış ne sorunlu ne de yadırgatıcı buluyor Cihaner. El koyma gerekçeleri ve pratiğinde garipsenecek bir durum görmüyor, anlayışla karşılıyor.Fakat tüm şartların oluşup oluşmadığı konusunda çekinceli konuşuyor, bir ihtiyat şerhi de düşüyor.Karara ilişkin en can alıcı değerlendirmesi şu cümlede:“Ancak, öncelikle Fethullah Gülen yapılanmasının suç örgütü olup olmadığı yönünde bir karar olmalı. Bu karar eğer varsa, bu yapıya destek olan şirketlerin yönetimine kayyum atanması doğal karşılanabilir...”Prensipte gözü kapalı amel edeceğim muteber görüş budur. ‘Eğer ve ancak’ FETÖ diye bir terör örgütünün varlığı hukuken sabitse ve Koza İpek Grubu’yla ilişkisi de yargılama sonucu bir mahkeme kararıyla tespit edilmişse...Soruşturmalar, açılmış davalar ve mahkemelerce kabul edilmiş iddianameler var ama henüz tamamlanmış bir süreç ve kesinleşmiş bir yargı kararı yok. Birinci pürüz burada. Gerçi zaten hâkim kararıyla gerçekleştirilen işlem de müsadere yani şirketleri sahibinin elinden alıp devletin üzerine geçirme anlamında bir el koyma ameliyesi değil. Mahkeme sonuçlanıncaya kadar geçici tedbir olarak yönetimlerine kayyum atanıyor. Yine de suçun sabit görüldüğüne dair nihai hüküm beklenemez miydi? İstimin arkadan gelmesi şart mıydı? Bu tedbirin gecikmesi halinde hukuken telafisi imkânsız ne tür zarar ve sakıncalar oluşacaktı?...Bu tür soru işaretleri var ortada ve henüz doğru cevapları bilmiyoruz.

 

* * *

 

İkinci pürüzse atanan kayyumların kimlikleriyle ilgili. Kayyumlarda aranacak olmazsa olmaz vasıf ‘basiretli bir tüccar gibi’ yönetebilme ehliyetine sahip olmaktır. AK Parti’ye ve belli bir medya grubuna yakınlık, aranan özellikler arasında yokken... Neden başka kayyum bulunamadı da Show TV’den Digiturk ve Koza İpek medyasına, hangisine el konsa hep aynı isim kayyum atandı? Memlekette bağımsız emanetçi sıkıntısı, güvenilir nezaretçi darlığı, yediemin kıtlığı mı baş gösterdi? Geçici bir süre için bu şirketlere göz kulak olacak, düzgün işletilmelerine aracılık edecek başka kimse mi kalmadı?Bu kritiklere mahal bırakmayacak bir dikkat, bir özen, bir hassasiyet gösterilemez miydi?...Paralel Yapı’yla mücadelenin, medyaya operasyon çekmek için bir kaldıraç, bir kamuflaj gibi kullanıldığı izlenimi vermekten kaçınılabilirdi. Yol açacağı komplikasyonlar hiç mi önemsenmedi?...

 

* * *

 

Bir medya grubu, diğerinin kontrolünü ele geçiriyormuş gibi algılatılmayabilirdi. Kimin ne diyeceği umursanmadı bile.Medya grupları arasındaki sert rekabet ve çekişmeye devlet eliyle müdahil olunduğu intibaı vermekten çekinilebilirdi. ‘Kim ne derse desin’ havasında yapıldı, en ufak bir ‘ince ayar’ hissi dahi verilmeden...Bu el koymalar hadi hukuki zarurettendi. Kayyum atamamazlık yapılamazdı, ötelenemeyecek bir safhadaydı vesair diyelim. Hadi ‘muhalif medya susturuluyor’ patırtıları da bu sebeple göze alınmak zorundaydı...Hiç değilse konunun nezaketine uygun davranma çabası sergilenemez miydi? Gereksiz spekülasyonlara, yanlış anlaşılmalara, asıl niyet konusundaki suizanlara sebebiyet vermemek için en basit incelikler de mi gözetilemezdi? Bari laf, söz olmasın diye de mi atamanın hangi medyadan yapıldığına aldırılamazdı? Hepsinin başına aynı ‘bakıcı’nın getirilmesi şart mıydı yahu? 

X