Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Basın özgürlüğüne inanır mıydı o arkadaşlar!

PAZAR günkü gözaltılardan sonra yaygara bandosu uğuldamaya başladı.

‘Basın susturuluyor, medya özgürlüğüne darbe’ diyorlar...
Müsaade ederlerse ben korodan ayrılacağım. Çünkü amacın özgürlük savunusundan çok bir psikolojik baskı ortamı oluşturmak, içeride ve dışarıda siyasi kavgalarına taraftar toplamak olduğunu görüyorum. Zaten başa ne geliyorsa bu kurgu, mizansen ve algı mühendisliği merakından gelmiyor mu?


* * *


Hanefi Avcı, Ahmet Şık ve Nedim Şener’i ‘Cemaat’e dokunan’ kitapları yüzünden yatırdıklarında... ‘Bu kadarı da olur mu’ diye sadece sorguladığım için benle kavga etmişti arkadaşlarımız. Dava arkadaşlığı, kardeşlik hukuku ve benzeri tüm ‘ihanet’ argümanları masadaydı. Karşılıklı sesler yükselmişti...
Yine sesler yükseldi, bu kez “Özgür basın susturulamaz” sloganları yankılanıyor Zaman gazetesinin koridorlarında.
Oysa ben, “Özel yetkili savcılar gazetecileri hangi gazetecilik dışı faaliyetlerinden ötürü tutukladığını derhal açıklamalı, tatminkâr gerekçelerini ‘gizlilik’ falan demeden kamuoyuyla hemen paylaşmalı... Giderilmesi gereken haklı şüpheler var ve beklemeye tahammül yok” diye yazarken... “Gözaltıların gazetecilikle ilgisi yok. Açıklanamayacak deliller var” ve “Bu mu gazetecilik” gibi manşetler atmakla meşguldü Zaman.


* * *


“Zaman gazetesine polis baskın”ı diyenler, hayatlarında baskın da polis de görmemiş sanki. Radikal’e yapılan ‘bilgisayarda sakıncalı kitap arama ve dijital nüsha imha etme’ baskınını ne çabuk unuttuk...
Bugün hararetli nutuklarla ‘basın özgürlüğü’nü siyasi kavgalarına kalkan yapanlar, aynı hararetle “Böyle basın özgürlüğü olmaz olsun” diyordu dün.
Fakat arkadaşların o gün yazdıklarının arkasına saklanmayacağım. Zaman’daki arkadaşlar da inanmadıkları ‘basın özgürlüğü’nün arkasına saklanmasınlar. Madem konuşacağız, tiyatroyu bırakıp gerçekle yüzleşelim, sahici bir tartışma olsun...
2009’dan itibaren organize suç örgütü üyesi gibi gösterilerek sahte isimle dinlenenenlerden biriyim. Elde patlamasaydı kim bilir bugün hangi örgütlü suçtan içeri tıkılmıştım. Özel yetkili mahkemeler kaldırılmayıp başarıdan başarıya koşuyor olsaydı bugün ‘meslek dayanışması’ diye Zaman’a koşanlar kim bilir hangi örgüt üyeliğinden hapislerde süründürülüyordu.
Paralel kulağın yasadışı dinlemelerini soruşturan savcılık, kirli tezgâhı deşifre etti. Ama arkadaşlarımız, mağdurların değil dinleyenlerin yanında saf tuttular...
İllegal ses kaydım internette yayınlandı. “Haberleşmenin mahremiyetini ihlaldir, basın hürriyetine tecavüzdür, yıldırmadır, sindirmeye dönüktür” demedi arkadaşlarımız...
Burada yazdığım paralel yapı yazılarından dolayı, hakkımda açılmış davalar var. “Basına gözdağıdır, korkutmadır, susturmadır” diyen olmadı...
Sadece onlara gelince mi kullanışlı bir kılıf oluyor ‘basın özgürlüğü’?
Özel yetkili mahkeme rejiminde gözaltına alınan gazetecilerin, operasyonu içeriden haber verecek adamları ve istihbarat ağları yoktu. Şafak operasyonlarıyla kargatulumba götürüldüler. Özgür basını susturmak o değil de bu muydu yani?


* * *


Basın özgürlüğü nazik konudur.
Ama Gülen, “Yarın mesela Tahşiyeciler diye bir örgüt icat edebilirler” dedikten sonra gerçekten Tahşiyeciler diye bir örgüt icat edilmişse... Emir komuta zinciri içinde yani teşekkül halinde bir kumpas kurulup kurulmadığının, Gülen’in kumpas tarifini haklı çıkaracak şekilde suç ve delil uydurulup uydurulmadığının ortaya çıkarılması da bir o kadar naziktir. Cemaat aleyhtarı diye masum insanların başına çoraplar örülüp hayatları karartılmışsa hak yerini bulsun demeyecek miyiz?
Ha, bittabii Ergenekon soruşturmalarında tanık olduğumuz yanlışların tekrarlanmasına asla göz yummayacağız. Bilmesi gerekenler de bunu bilsin...
Gözaltı ve tutuklu yargılamak, kesinlikle bir cezalandırmaya dönüştürülmemeli.
Polis ve savcılık, ilk gün gösterdiği dikkat ve özeni, son güne kadar elden bırakmamalı. Ve elbette umarım Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca arkadaşlarımız, bilerek böyle korkunç bir komploda rol oynamamışlardır. Umarım bugünden tezi yok serbest kalırlar, değilse umarım tutuksuz yargılanırlar, her halükarda umarım suçsuz bulunurlar.
Ben gerçeği ama sadece gerçeği istiyorum. Ve gerçeğe ancak doğru yöntemlerle ulaşılabilir. Yani onların başkalarına reva gördüğü gibi ‘Gidin, mahkemelerde aklanın da gelin’ demiyorum. En ufak bir haksızlığa ve gadre uğramadıklarından emin olmak için dört gözle takipçisiyim sürecin.

X