Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Baldıran zehriyse baldıran zehri

DÜNÜN baldıran zehri, Çözüm Süreci’ni başlatmaktı. Bugün ise HDP’nin seçim hükümetine girmesi tam bir baldıran zehrine dönüştü. Kimse sorumluluğunu üstlenmek istemiyor.

MHP, suçu AK Parti’yle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üstüne atıyor. CHP’yle koalisyon yapmayarak bu sonuca yol açtıkları için...
AK Parti, bütün vebalini MHP’nin omuzlarına yıkıyor. Hiçbir koalisyon formülü üzerinde uzlaşmaya yanaşmadığı, geriye HDP’li seçim hükümetinden başka bir seçenek bırakmadığı için...
CHP de her ikisini mesul tutuyor. Koalisyon ihtimallerini öldürüp memleketi erken seçime mahkûm ettikleri için...


* * *


Oysa Çözüm Süreci’nde, Türkiye’nin huzura ermesi için baldıran zehri içmeye hazır bir Erdoğan vardı.
Davutoğlu derseniz, Türkiye kazanacaksa kaybetmeye razı olmayı temel felsefe edinmiş bir partinin başında. AK Parti, ülkenin kaybedeceği yerde kazanmaya oynamadan, popülizme teslim olmadan ne ateş çemberlerinden geçmişti.
MHP’yi sorarsanız, bu süreçteki mottosu ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ değil miydi? Bahçeli’nin her açıklamasına itinayla yerleştirilmişti bu vurgu. Koalisyon arayışlarında, ülke ve millet menfaatlerini, parti çıkarlarının önüne koymakla övünüyorlardı. Meclis’te yeri geldiğinde AK Parti’ye karşı HDP’yle dayanışmaktan, topyekün muhalefet voltranı oluşturmak için Hasip Kaplan’la bozkurt selamı alıp vermekten çekinmediklerini de koyun bir kenara.
CHP ise en baştan ‘HDP yoksa ben de yokum’ diyerek HDP’nin varlığını, kendisi için seçim hükümetine katılmanın bir gerek şartı haline getirmişti. Bu partiyle, yüzde 60’lık blok oluşturup üçlü koalisyon kurmayı diğer alternatiflerin hepsine tercih etmişliğini de unutmayın.
Şimdi hiçbiri yan yana gelmek, birlikte anılmak, aynı cümlede zikredilmek dahi istemiyor.
Ortaya çıkacak kabine fotoğrafının üstlerine kalma ihtimalinden köşe bucak kaçıyorlar. Kampanya kapsamında ilişik ve alaka kesme ilanı dahi verebilirler, yarın öbür gün karşınıza çıkarsa şaşırmayın.


* * *


HDP, Kandil’in vesayetinden, silahlı siyasetin güdümünden kurtulamamışsa... İki polisi uykuda enselerine kurşun sıkarak katleden ‘otonom birimler’ kadar bile otonom hareket edemiyorsa... Köy, mahalle ve ilçelerde ‘Özyönetim’ ilan edenler kadar bile ‘özünü yönetme’ inisiyatifinden mahrumsa... ‘Demokratik özerklik’ vesaire isterken daha dağdaki otoritenin katı merkeziyetçiliğine karşı kendi demokratik özerkliğine kavuşamamışsa...
Elbette her gün şehit cenazeleri kalkarken, bu çatışma ortamında HDP’li bir hükümetle seçime gitmek, baldıran zehri içmekten farksızdır.
Fakat HDP’yi demokratik sistemin içine daha çok çekmek mi, dışına itmek mi terörü cesaretlendirir?
Hangisi silahsız yöntemin silahlı mücadeleye galip gelmesine yarar? Silahsız siyasetin güçlenip palazlanması mı, elinin zayıflaması mı?
Demokratik rolünü oynamıyor, oynayamıyor ve en ağır eleştirileri bence de hak ediyor.
Fakat hangisi HDP’yi, PKK’dan bağımsızlaşmaya daha çok teşvik eder; seçim hükümetine girmesi mi, PKK’yla bir tutulup kriminalize edilmesi mi?


* * *


Neticede HDP’li bir seçim hükümeti kurulmasını, bu şartlar altında Anayasa zorunlu kılıyor.
Seçim rekabetine, siyasi çekişmeye, iktidar kavgasına yönelik bir tercih konusu değil.
Ayrıca HDP’yi, terör örgütünün tasallutundan biraz daha uzaklaştırmak için bir fırsat olabilir.
Baldıran zehriyse baldıran zehri içmenin tam sırası...
Türkiye kazanacaksa kaybetmeyi göze almanın tam sırası...
‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ milliyetçiliği yapmanın tam sırası...
‘HDP giriyorsa ben de seçim hükümetine giriyorum’ demenin tam sırası...
Ama yok, illa HDP üzerinden birbirlerini yıpratacaklarsa...
Bir alamete biner gibi sırayla sırtına binip dört nala mahmuzladıkları o küheylan, Rus kadanası değil hamaset canavarıdır. Dolu dizgin kıyamete.

X