Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

2014’ten kalma uzunca bir ‘keşke’m

İÇİMDE ukdedir...

Keşke olayın çapı hakkında ufak atılsaydı baştan, ‘İş âleminde iktidarın gözüne girmenin yolu TÜRGEV’e bağış yapmaktan mı geçiyor, bu etik midir’ türü şeyler söylenseydi de...
Yeni havaalanı gibi büyük yatırımların ihale bedelleri alt alta yazılıp çıkan toplama ‘100 milyar Euro’luk yolsuzluk’ denmeseydi. Hepsi iç edilmiş gibi gösterilmeseydi.
Ben de yeseydim...


* * *


Keşke bir işadamına 700 bin bilmem kaç liralık kol saati sipariş eden bakanın durumu doğru dürüst ele alınsaydı... Rüşvet midir, nüfuz ticareti midir, haksız mal edinmek midir, suç mudur, ahlaksızlık mıdır... Enine boyuna tartışılsa, kuruşuna kadar üstüne gidilse, burnundan getirilseydi de...
İran’dan satın aldığımız enerjiye karşılık Halk Bankası’ndaki İran hesabına yatırdığımız ve daha sonra İranlıların Reza Zarrab vasıtasıyla altına çevirerek transfer ettiği paranın tamamı hesaplanıp “100 milyar dolarlık rüşvet” diye bir balon üfürülmeseydi.
Türkiye’nin, ambargo altındaki İran’la çifte kârlı ticareti çökertilmese, milli çıkarlarına darbe vurulmasa ve dünyaya ‘Kara para aklama operasyonu’ şeklinde jurnallenmeseydi.
Rakamların ayağı yere bassaydı; olay siyasi amaçlar için büyütülmese, habbesi kubbe yapılmasa, biri bin sayılmasa, alavereye dalavereye kaçılmasa, aslı neyse onunla yetinilse, yalan dolanla şişirilmeseydi.
Ben de inansaydım...


* * *


Keşke ‘100 milyar Euro yolsuzluk tutuyor, 100 milyar dolar da rüşvet’ diye... “Büyük Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” sonucuna zıplanıverilmeseydi de...
Büyük yolsuzluk ve rüşvet dönüyor senaryosu, hükümetin artık bir suç örgütü olduğu gibi uçuk kaçık boyutlara vardırılmasaydı.
Kılıçdaroğlu’nun “Çete arıyorsan kabineyi topla bak” diyeceği bir suç organizasyonu gibi sunulmasaydı komple hükümet.
Deli saçması şemalar çizmeye kalkışılmasa, ayrı ayrı 4 tane yolsuzluk ve rüşvet çetesi kurulup dördü de Başbakan’ın altında birleştirilmeseydi.
Yani 4 bakanın her biri bir çete elebaşısı, Başbakan da çeteler çetesinin elebaşılar elebaşısı olarak satılmasaydı.
Ben de algı operasyonu değil de yolsuzluk operasyonu deseydim.


* * *


Keşke zorlamalar, abartmalar, uydurmacalar olmasaydı da...
Hukuku alet ederek hükümeti yıkmak yerine sadece gerçekleri ortaya çıkarmaya dönük normal bir yolsuzluk soruşturması yürütülseydi.
Ben de ‘Türkiye ile İran devletleri arasındaki ticarete aracılık eden bir adamın TC vatandaşlığı almak için rüşvet vermeye ihtiyacı mı olur’ sorusuna okkalı bir cevap bulabilseydim.
Ben de ‘Halk Bankası Genel Müdürü’nün evinde çıkan balyalar emanet para değil de haram yediğinin deliliyse aldığı rüşvet karşılığında kime, ne vermiş’ sorusuna oturaklı bir silleyi yapıştırabilseydim.
Altı boş kalmasaydı, içini doldurabilseydim iddiaların...


* * *


İşim, körü körüne düşmanlık yapan Tayyip-fobikler kadar kolay olsaydı yani keşke...
Deseydim ki Reza Zarrab adındaki vatandaşla bu yüz göz, bu cıvık, bu sırnaşık ahbap-çavuş ilişkisi nedir ey bakanlar?
Deseydim ki değil rüşvet olarak, değil şaibeli hediye olarak, baba parasıyla alınmış olsa ne yazar, 700 bin liralık saat takan bakanın kabinede ne işi var?
Rüşvetse rüşvet, değilse bile haksız mal edinme ve nüfuz ticareti şüphesiyle çatır çatır hesap sorsaydım.
Ama keşke... Bugün bütün yalan dolan indirimleri, abartı iskontoları, kurgusal fazlalık tenkisatı düştükten sonra kala kala elde kalan saat, piyano, şüpheli hediye paketi, mal varlıklarında açıklanamayan artıştan filan ibaret olsaydı en başından beri iddialar.
Toz kaldıran yalan rüzgârlarına karşı yürümek mecburiyetinde kalmasaydım... Gerçeğin sapasağlam rüzgârını arkama alarak yayıla yayıla esip gürleseydim, asıp kesseydim ben de... Gözünün yaşına bakmadan pata küte girişseydim mevzuya.
Keşke... ‘Üstü yolsuzluk suçlamasıysa altı da kumpastır bunun’ ikileminde bırakılmasaydım.
İçimde ukdedir...

X