Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Özür dilemeyi bilmek gerek

Bazen bir anlık öfke insanı istemediği durumlara düşürebiliyor.

Bir söz ya da elimizde olmadan yaptığımız bir hareket hem bizi hem de çevremizdekileri çok ama çok üzebilir.
İnsan olmanın en büyük erdemlerinden biri sevmek kadar saygı duymak, anlamak ve anlaşılabilmek.
Bu yüzden yaşadığımız olay ne olursa olsun saygı ve sevgi kavramlarını hep aklımızın bir yerinde hazırda tutarak tepkimizi ortaya koymak en doğrusu...
Duygusal insanların kırgınlıkları ve kızgınlıkları belki daha fazla olabiliyor.
Ne var ki telafisi olmayacak bir tepkiden kaçınmak da her zaman kendi elimizde.
Bana tüm bu şeyleri, son zamanlarda yaşanan bir olay düşündürdü.
Olayı bir kez daha hatırlatıp kimsenin canını sıkmak istemiyorum ama işin içinde hem insan hem de çok sevdiğim ve hepinizin de çok sevdiğini düşündüğüm hayvan dostlarımız olunca birkaç söz söylemeden rahat edemedim.
Sanatçılar ve futbolcular toplumun gözü önünde ve misyon sahibi olan meslek sahiplerinin başında geliyor.
Bu nedenle söylediğimiz her söz ve yaptığımız her davranışın öncesinde kimin neler hissedebileceğini önceden düşünmeliyiz.
Talihsiz bir olay yaşadık, duymak istemediğimiz sözler duyduk.
Öfkemize yenilip bir hata yaptıysak özür dilemeyi de bilmek gerek, milli bir futbolcudan beklenen en güzel davranış bu...
Hadi şimdi gönül alma zamanı...

Evlerin dili olsa...
İstanbul Karaköy’de bir bina, kapısında “Andrea Chenier bu evde doğdu- 30 Ekim 1762” yazan bir tabela...
252 yıl öncesinin hikayesini ve izlerini taşıyan koca bir taş yapı, Sen Piyer Han...
“Orada dinleniyordu aşk, orada / Gül yanaklarında al al bir elma / Gördüm ormanda bir dala asmıştı...”
Bu dizelerin de sahibi Chenier Fransız ihtilalinde giyotine vurulan dünyaca ünlü bir şair, peki nasıl oluyor da burada doğup, orada ölüme mahkum olabiliyor? Merak ettim ve bu tarihi binanın izleriyle müthiş bir hikayenin içinde buldum kendimi.
Sen Piyer’in yerinde o zamanlar bir konak varmış.
Konakta yaşayan Galatalı Rum bir kadın Fransız bir tacire aşık olur ve bu aşkın meyvesi Chenier doğar.
Ve sonra, konakta yaşayan genç kadın çocuğunun gözleri önünde öldürülüyor.
Ardından da konak ve tüm sokak ateşe verilir cayır cayır yanar.
Bu olaydan sağ kurtulan Chenier Fransa’ya gider ve hepimizin tanıdığı ünlü halk ozanı olarak tarihteki yerini alır.
Uzun bir hikaye... Fazla detaya girmeden paylaşmak istedim sizinle...
Ama bu hikayenin ardından o sokağa hatta İstanbul’a daha başka bir gözle bakar oldum.
Her gün önünden geçip gittiğimiz onlarca tarihi dokunun sessizliklerinin ardında ne kadar çok şey sakladığını düşündüm.
Sahip çıkmamız gereken çok değer var, keşke bu dokuları ilk günkü gibi saklayabilsek.

Gönül Sayfam...
Bu yazı hep çalışarak geçirdim.
Tatil yapmaya hiç vaktim olmadı, yanlış anlamayın şikayetçi değilim.
Beni yakından tanıyanlar çalışma sevdalısı olduğumu bilirler...
Önümüzdeki eylül ve ekim aylarını da yoğun bir konser programı beni bekliyor.
Bu arada geçtiğimiz günlerde Kayahan’ın ‘En İyileri’ albümü için stüdyodaydık.
Albümde okuyacağım şarkı Gönül Sayfam...
Önümüzdeki günlerde size diğer şarkıları da yazacağım, sürprizlere hazır olun.

X