Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu hafta biraz kültür takılıyorum

Müzeciliğin olimpiyatları başlıyor

Bu yıl müzeciliğin olimpiyatları olarak tanımlanan, müzecilik konferansı Communicating the Museum, ilk kez İstanbul’da yapılacak.
Konferansın ana teması “Çağdaşlık” olarak belirlenmiş.
Son 15 yılda, dünyanın önemli şehirlerinde düzenlenen CTM konferanslarında, bugüne kadar 40 ülkedeki sanat kuruluşlarından, 3 bin 500’ün üzerinde müze uzmanı bir araya gelmiş.
9-12 Eylül’de Kültür Bakanlığı himayesinde, DÖSİMM ana sponsorluğunda, TÜRSAB ve BKG katkıları ve İş Bankası ile Hisart’ın destekleriyle İstanbul’da düzenlenecek olan bu çok özel konferansa, Avrupa, Amerika ve Avustralya’nın sayılı müzelerinden pek çok önemli isim ve üst düzey yönetici katılacak.
Dünyanın sayılı müze ve sanat kurumundan yaklaşık 300 uluslararası katılımcı, ilk kez İstanbul’da bir araya gelecek.
Konferans kapsamında 36 workshop gerçekleştirilecek.
Markalaşma, iletişim stratejileri ve müze iletişimlerini dönüştüren yeni teknolojiler hakkında gündemdeki en son konular ve interaktif seminerler katılımcılara bir sanat organizasyonunu nasıl gerçekleştirmeleri gerektiği konusunda yeni fikirler aşılayacak.
Dünyanın en önemli müze duayenlerinin Türkiye’yi ve müzelerimizi daha yakından tanıması için yapılan bu organizasyon, gerçekten çok heyecan verici.

50X50 santim

Eylül geldi. İstanbul’da kültür-sanat maratonu da başladı.
Sanatçıların, koleksiyonerlerin ve sanat severlerin programında her gün farklı bir sanat etkinliği var.
Genç sanatçı ve tasarımcıları desteklemek amacıyla kurulan ARMAGGAN Art&Design Gallery de ‘kültür sanat listem’de ilk sıralarda.
“Yaşam İçin Enerji 50x50” adlı karma sergide sanatçılardan, ‘yaşam için enerji’nin değerine ve güzelliğine değinen eserler üretmeleri ve üretimlerini 50x50 santim ebatlarında yapmaları’ istenmiş.
Tema, doğanın, insan tarafından köşeye sıkışmış durumuna gönderme yapmaya hedefli yani.
Sanatçılar da eserlerini bu tema çerçevesinde oluşturmuş.
Bu, İstanbul Bienali’nin Tuzlu Su temasıyla da kesişiyor ve paralel etkinlikler arasında yer alıyor.

Tuzlu su hepimize iyi gelecek

Bu yıl 1 Kasım’a kadar sürecek İstanbul Bienali yine müthiş bir konseptle karşılıyor bizi: Tuzlu su.
Düşünce biçimleri üzerine bir teori.
Boğaziçi ekseninde kentin geneline yayılan bu sergi, dünyayı politik ve şiirsel olarak şekillendiren farklı dalgaları, frekansları ve yoğunlukları içeriyor.
4. İstanbul Bienali’ni ziyaret ettiğinizde ‘tuzlu su’yun üstünde epey zaman geçireceksiniz.
Mekânlar arasında, özellikle de vapurlarla yapılacak seyahatlerle, ziyaretçilerin sanatı deneyimleme süreleri yavaşlayacak.
Bu da çok sağlıklı...
Çünkü tuzlu su, solunum problemleriyle pek çok başka hastalığın iyileşmesine yardımcı olduğu gibi sinirleri de yatıştırıyor.

Sokrates’in iade-i itibarı

Geçenlerde medyada yer alan haberlerin birinde Atina’da temsili bir mahkemede Antik Yunan Filozofu Sokrates’in tekrar yargılandığını okudum.
Mahkeme, düşünceleri ifade etmenin suç sayılmadığı gerekçesiyle Sokrates’i beraat ettirmiş.
25 asır sonra gelen bu naif karar, adaletin nasıl olsa bir gün tecelli edeceğini gösteriyor.
M.Ö 400 yılında bu ünlü filozof, şehrin tanrılarına inanmadığı ve onların yerine başka tanrıları koyduğu için, gençliği zehirlediği gerekçesiyle yargılanıp, idam cezasına çarptırılmıştı.
Mahkemenin bu yeni kararı sonrası derim ki, bize garip gelen düşüncelere, mümkün mertebe önyargıdan uzak ve hoşgörüyle yaklaşalım.
Yoksa bizde Sokrates’i idam eden mahkemenin korkunç hatasına düşüp, ruhumuzu ve vicdanımızı arındıramayacağımız tarihi hatalar yapabiliriz.
“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” diyen Sokrates hepimizin yol göstericisi olsun.

Şef Yina

Alttan ısıtılan, metal bir levha üzerinde yüksek ateşte pişirilen Japon yemek pişirme sanatına Teppanyaki deniliyor.
Geçenlerde Güney sahillerinde çok estetik bir sunumla başlayan yemeğimiz, Çinli genç şef Yina’yla bir şova dönüştü.
Pek çok farklı ülkeden gelen insanların ilk kez deneyimledikleri bir lezzetin sıcak ortamında, Türk misafirperverliğini gösteren sevgili Arslan ve Yina’yla bir kez daha anladım ki, bazen güzel bir yemek, insanları hangi milletten olursa olsun hızlıca kaynaştırabiliyor.
Siz de yemeklerinize biraz güler yüz, biraz samimiyet ve sevgi katın.
Bakın lezzeti nasıl artıyor.


X