"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Tarkan’ın iltifatları ve bizim çifte standardımız

Tarkan, CHP’li belediye başkanlarına iltifatlar yağdırıyor:

“Ekrem Başkan’ı çok seviyoruz... Tunç Başkan süper bir adam...”

*

Etraftan yükselen sesler:

“Yaşa Tarkan! Bravo Tarkan! Ne güzel söyledin Tarkan!”.

*

Herhangi bir sanatçı, Erdoğan’a iltifat ediyor:

“Tayyip Erdoğan’ı seviyorum... Çok güzel işler yaptı...”

*

Etraftan yükselen sesler:

“Yuh! Yalaka! Kim bilir ne kapacaksın! Sanatçı muhalif olur”.

*

Erk ve güç sahibi siyasilere edilen sanatçı iltifatları karşısında...

Tek bir standardımız olsa...

Ya hepsini “yalaka” ilan etsek...

Ya da hepsine “bravo” çeksek...

Her şey daha güzel olmaz mı?

*

Benimki de laf mı?

Şimdi sırf bunları yazdım diye bana...

“Yuh! Yalaka! Kim bilir ne kapacaksın!” falan diyecek yüzlerce kişi çıkacaktır muhakkak.

*

Burası kabak gibi doğruların bile ifade edilmesinin cüret istediği bir ülke haline gelmiş bulunmakta.

YILLARDIR SÖYLEMEYE DOYULAMAYAN İKİ SÖZ

BİR: Orhan Pamuk’un Türkçesi berbat...

İKİ: Depreme karşı hazırlıklı olmalıyız...

Tarkan’ın iltifatları ve bizim çifte standardımız

KIZMAYIN AMA GRETA İSİMLİ KIZ FENA GICIK

KÜRESEL ısınma ve iklim krizine dünyanın dikkatini çekmeye çalışan Greta Thunberg diye bir İsveçli kızcağız var. Ele aldığı konuyu ne kadar önemsersem önemseyeyim... Kendisine bir türlü ısınamıyorum.

Neden mi?

*

Fena halde pozcu buluyorum kendisini de ondan...

*

Bizde kahramanlık şiirleri okurken aniden delirmiş gibi sesini en üst perdeye çıkaran çocuklar vardır ya... Biraz onlara benzetiyorum da ondan...

*

“Sevgili Greta! Seni destekliyoruz” diyen ikiyüzlü dünya liderlerine, kendilerini temize çekme fırsatı veriyor da ondan...

*

Rol kesişlerini, ağlamak üzere oluşlarını, fırça çekişlerini, hislenişlerini falan... Fena halde yapay buluyorum da ondan...

SOHBETİN ORTASINDA BİRDEN TUNÇ SOYER

BİR arkadaşım her zaman olduğu gibi yine kendinden söz ederken...

Şunları söyleyiverdi:

“Düğünlerde hiç nazlanmam... Aynı Tunç Soyer gibiyimdir. Ritmik müziği duyar duymaz hemen piste fırlarım”.

*

Bunu öyle doğal, öyle sıradan, öyle basit bir şeymiş gibi söyledi ki...

“Vay be! Aniden piste fırlamak olgusunun tamamlayıcı örnek kişisi olmuş Tunç Soyer” diye geçirdim içimden.

Şefkatli bir tebessümü de ihmal etmeyerek.

DODAN OLAYI

“BATMAN’da Kürtçe şarkı söylediği için mekânı polis bastı” diye bir yalan haber çıkardılar.

Dodan adlı şarkıcı da... “Abi vallahi billahi olayın Kürtçe şarkıyla uzaktan yakından ilgisi yok... Polis ile işletme sahibi arasında bir durum. Politik bir tarafı yok” dedi.

*

Bunun üzerine “Neden işin doğrusunu söylüyorsun... Neden yalanı sürdürmüyorsun... Neden çıkıntılık yapıyorsun...” falan diye Dodan’a demediklerini bırakmadılar.

Neredeyse olayın kahramanına bile “İşin doğrusunu sen bilemezsin, biz biliriz” diyecekler.

Akıl, fikir, izan, idrak, mantık... Hepsi savrulmuş!

Tarkan’ın iltifatları ve bizim çifte standardımız

MARKETTEKİ ERDOĞAN

YOLUNUN üzerindeki Tarım Kredi Kooperatifi tarafından açılan bir satış mağazasına uğramış Cumhurbaşkanı Erdoğan...

Belli ki amacı kooperatifin çalışmalarına destek vermek...

*

Fakat işgüzar bir fotoğrafçı, “Hazır Cumhurbaşkanı’nı marketimsi bir yerde yakalamışken” diyerek... “Markette tek başına alışveriş yapan Cumhurbaşkanı” fotoğrafları çekmeye çalışmış.

Sonuç? Pek olmamış!

Erdoğan’ın hayatı boyunca en önemli özelliği olan sahiciliğini, hakikiliğini gölgelemiş bu fotoğraflar.

*

Halbuki bu olay...

Baştan sona “Erdoğan, Tarım Kredi Kooperatifi’nin satış mağazasını gezerken alışveriş yapmayı da ihmal etmedi” diye takdim edilseydi...

Çok daha münasip kaçacak ve hakikilik zerre kadar zedelenmeyecekti.

EGE’DE BATAN BOTTA ÇOCUKLAR ÖLÜNCE

KURDUĞU organizasyonla devleti ele geçirmek için onlarca kişiyi gözünü bile kırpmadan katleden Fetullah olgusu olmasaydı...

O çocukların hiçbiri ama hiçbiri ölmeyecekti.

*

Kendisi Pensilvanya’da gül gibi yaşarken...

Geride bıraktığı haplanmış, büyülenmiş, efsunlanmış, haşhaşlanmış adamları, botlarla kaçmaya çalışıyorlar.

Ve olan da maalesef masum çocuklara oluyor.

NAGEHAN YAZISI VE İMAMOĞLU YAZISI İÇİN ZORUNLU AÇIKLAMALAR

NAGEHAN YAZISI: Dünkü “Canan’a öyle, Nagehan’a böyle” başlıklı yazımı, “Canan’a ceza verdiniz, Nagehan’a da ceza verin” şeklinde algılayanlar olmuş... Benim o yazıda dikkat çekmek istediğim tek bir husus vardı: Adaletsizlik! Cezalandırılma konusuna gelince... Bu konuda görüşüm net: Nagehan’a ceza verilmiyorsa... Canan’a da verilmemeli!

*

İMAMOĞLU YAZISI: Dünkü “Adı batsın böyle devlet terbiyesinin” başlıklı yazımdan, İmamoğlu’na “sersem”, “terbiyesiz”, “onursuz” falan dediğimi çıkaranlar olmuş. Çok art niyetli bir okuma yapılsa bile o yazıdan böyle bir şey çıkarmak mümkün olamaz! Ayıptır yahu ayıp! “Devlet terbiyesi” için edilmiş sözleri, İmamoğlu için edilmiş sözler gibi algılayacak kadar kör mü oldunuz? Titreyin ve kendinize gelin!

 

X